SALI 26 OCAK 1999
Ellialtıncı hükümetin başı Sayın Ecevit'in kulakları ağır mı işitiyor? Vatandaştan gelen feryada ne zaman kulak verecek?
Üstelik bu vatandaş sıradan biri değil..
Memleketimizin sanatçıları içinde seçkin bir yeri olan Banu Alkan.. Onu sinemadan tanıyoruz.. Bir de ayak parmakları üzerinde dikilerek poz vermesinden..
Ayak parmakları üzerinde poz vermenin marifetle ne alâkası var, demeyin..
Var ki yazıyoruz.. Sabah gazetesi dingonun çiftliği değildir.. Olmadığı için de kimse alâkasız yazılar yazamaz..
Bugüne kadar Banu Alkan'ın dışında hiçbir hanım sanatçı parmakları üzerine dikilerek fotoğraf çektirmeyi akıl edememiştir.. Oysa Banu Alkan sinema sektörüne sanatıyla katkıda bulunduktan başka, bu sektöre hizmet veren oyuncu takımına "Parmakları üzerinde durmayı" öğretmiştir..
Banu Alkan'dan önce bikini ile poz veren sinema sanatçıları, akılları ermediğinden, tabanları üzerinde dururdu.. O yüzden boyları kısa kalırdı..
Gerçekte sinema oyuncusu olduğu halde "Afrodit" kadrosunda hizmet veren Banu Alkan'ın bir süredir kamuoyuna yönelttiği ancak cevap alamadığı sorulardan söz ediyorduk..
Banu Hanım (Benim canım) bir süre önce "Neremi? Neremi?" diye bir şarkıyı seslendirdi.. Aslında buna düet demek daha doğru.. Yani iki kişi tarafından icra ediliyor..
Şarkıya katkıda bulunan diğer ses soruyor:
- "Tatlı diline güzel yüzüne.. Kurban olurum her yerine.."
Burada erkek sesiyle yapılan tarife sanatçı "Neremi? Neremi?" diye sorarak karşılık veriyor..
Savaş Ay'ın programına katıldığında izlemiştim.. "Neremi?" Neremi?" diye sorarken; vücudunun üst tarafı sabit kalıyor, alt tarafı yayık gibi ise sallanıyordu..
Düetin sözlerine dönelim.. Methiye düzen erkekle, ilgi duyulan organlarının hangisi olduğunu merak eden Banu Alkan arasındaki diyalog şarkıda şöyle devam ediyor:
- "Gözlerini.."
- "Neremi? Neremi?"
- "Güzel yüzünü.."
- "Neremi? Neremi?"
- "Dudaklarını.."
- "Neremi? Neremi?"
Düetin gidişatından Banu Hanım (Benim Canım)'ın sorusuna karşılık alamadığını o yüzden ısrarla "Neremi? Neremi?" diyerek üstelediğini anlıyoruz.. Sabrı tükenen erkek sesinin düeti bitirirken "Her yerini.." demesi sorunu çözmüyor..
Çünkü "Her yerini.." cevabını veren erkek sesinin tonlaması bana "Elinin körünü.." demek istiyormuş gibi geldi..
Bu düet belli ki Banu Alkan'ın yakında piyasaya çıkaracağı "Afrodit 2000" adlı albümün sürükleyici parçası olacak.. Şarkının sözleri milletin dilinden düşmeyecek..
Herkes birbirine olur olmaz yerde "Neremi? Neremi?" diyecek.. Söz gelimi evin beyi "Kadın beni sinir etme, yanına gelirsem.." diye bağırdığında, evin hanımı "Neremi? Neremi?" diye cilveleşecek..
Bu da cinayetle sonuçlanacak muhtemel bir aile faciasından sonra erkek tarafının savunmasını üstlenen avukatlarca "hafifletici sebep" olarak gösterilecek..
Buraya kadarı iyi de benim kafam biraz Afrodit benzetmesine takıldı.. Bildiğim kadarı ile Banu Alkan geçmişte Afrodit olarak yaşadığını, merhumenin ruhunu günümüzde emaneten taşıdığını savunuyor..
Anlayacağınız bir tür reenkarnasyon olayı..
Lakin belli ki Afrodit'in geçmişte nasıl biri olduğunu pek hatırlamıyor.. Dğal olarak iki doğum arasında neredeyse dört bin yıl var.. O yüzden geçmişte yapılanların akla gelmemesi normal..
Banu Alkan gibi ahalimiz de Afrodit'i Yunan Mitolojisi'nin ilahelerinden biri olarak tanır..
Afrodit'in hamamda çimerken yontulmuş heykeli tarih kitaplarına girmiştir.. Onun dışında kendi halinde bir ilahe diye bilinir.. Oysa işin aslı başka..
İnsanlığın evrimini takip edenlerin söylediğine göre bundan 25 bin yıl önce toplumlar bugünkü gibi "erkek egemen" değildi.. Kadınlar toplum içinde daha saygın ve daha iyi bir yere sahipti..
Bir kere erkek milleti çocuk doğuramadığından kadınların bu özelliğine hayrandı.. Akıl erdiremedikleri gibi saygı duyuyorlardı..
Kendileri için yarattıkları "Tanrı" motiflerinde kadından esinlenmeleri ve onları kadın olarak tarif etmeleri bundan..
25 bin yıl önce başlayan bu ilkel dinlerin kültü, Milattan Önce 3000 yıllarına kadar bu düzende geldi.. İnsan eliyle yapılmış tanrılar hep kadındı.. Erkek tanrılar ise onların ya hizmetkârıydı ya da hiyerarşik olarak altındaydı..
Mesela Tanrıça İştar..
Antik çağa gelinene kadar bilinen en büyük tanrıça olup bütün eski kavimleri etkilemiştir.. Bir kadın olan İştar adını ilk kullanan erkek de Sümerler'in kralı Lipit'ti.. MÖ 2000 yılında imaj değiştirmeye karar veren kral kendini kamuoyuna "Lipit İştar" olarak takdim etti..
Burada bir saplama yapayım..
Benim İştar adında bir tiyatrocu arkadaşım var.. Pekçok sinema filminde de oynamıştır.. Oslo'da Hülya Avşar, Mehmet Aslantuğ ile birlikte oynadığımız "Bir Kadının Anatomisi" filminin kadrosundaydı..
O zaman kendisine "Baban sana ne diye İştar adını koydu, bu bir kadın ismi.." diye sormayı akıl edememiştim.. Bildiğim kadarı ile babası ordumuzdan emekli bir general.. Yani bir paşa..
Bir mantığı vardır mutlaka..
Oğluna İştar adını koyacağına pekâlâ "Afrodit" adını da koyabilirdi.. Belki tuhaf kaçar diye İştar'ı tercih etmiştir.. Öyle ya! Öğretmen ilkokulda "Oğlum senin adın ne? Baban ne iş yapar?" diye soracak.. Cevap;
- "Adım Afrodit, babam paşadır.." şeklinde olursa biraz tuhaf kaçacak..
YARIN: İştar'a telefon edip bu isim olayının aslını öğreneceğim, ayrıca Başbakan Ecevit'i yaptığım "Bu feryada kulak ver.." çağrısının mantığını açıklayacağım.. Bir de gerçek Afrodit'in hallerini anlatacağım..
- Allaaaah! Yaktım kendimi..