SALI 26 OCAK 1999
Günümüzün Soğuk Savaş Sonrası "tek kutuplu" dünyasında tek "süperdevlet" olmak, her vakit, "hakim-i mutlak" olmak anlamına gelmiyor. Hatta "tek süperdevlet"in manevra marjı, "çift kutuplu uluslararası sistem"e oranla, kimi durumlarda daha bile daralabiliyor.
Amerikan politikası, gerek Balkanlar'da gerekse Ortadoğu'da sıkıntıda. Kosova, NATO'nun geçerliliği açısından bir yeni "sınav" haline geldi. Tıpkı, Bosna'da olduğu gibi, Amerikan-Avrupa pozisyonları birbirinden farklı. Batı Dünyası'ndaki bu pozisyon ihtilafı, Miloşeviç'e manevra alanı sağlıyor; Kosova'daki "ılımlı" lider Dr.İbrahim Rugova'nın inisyatifi Kosova Kurtuluş Ordusu'na (UCK) kaptırmasına yol açıyor.
Amerika, Kosova'da, bir Bosna tekrarını önlemek için asker” müdahaleden ve hava harekâtından yana. Ancak, Avrupalılar, Kosova'da daim” bir kara gücü yerleştirilmeden ve buna Amerikan askerleri de katılmadan, bir NATO müdahalesi istemiyorlar. Amerikan askerleri Bosna'dan ayrılamamışken ve ne zaman ayrılacakları belli değilken, kendi başı beladaki Clinton'un, Kosova'ya asker sevketme kararı alması ve bunu Kongre'den geçirmesi kolay değil.
Asker” hesaplar, Kosova'ya 30 bin kişilik bir NATO kara kuvvetinin gerekli olduğuna, bunun 7000'inin Amerikan askeri olması şartına işaret ediyorlar.
Balkanlar'daki açmaza benzer bir açmaz, Ortadoğu'da Irak'a ilişkin olarak söz konusu. Amerika, Saddam'ı devirmeye kararlı. Bunun için, sekiz yıldır ilk kez somut adımlar atmaya başladı. Ancak, BM Güvenlik Konseyi'ndeki Fransa-Rusya-Çin üçlüsüne ek olarak, bölgedeki dayanakları sekiz yıl önceki kadar sağlam durmuyorlar. Araplar bir yana, Kürtler de, Türkiye de.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Kongre'den çıkan "Irak Kurtuluş Yasası" uyarınca 97 milyon dolarlık Amerikan asker” yardımı alacak Irak muhalefet gruplarını belirledi. Ayrıca, Ankara'daki Büyükelçilik Müsteşarı Frank Ricciardone'yi Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın ifadesiyle "Irak halkını istemedikleri, hakketmedikleri ve hiçbir zaman seçmedikleri bir liderden kurtarmak ve dünya camiasına yeniden entegre olmasını sağlamak" amacıyla 7 Irak muhalefet grubuna yardım etmek ve Saddam'ın devrilişini bu grupların faaliyetini koordine ederek elde etmek yetkisiyle donatarak, "Irak muhalefeti nezdinde Amerikan temsilcisi" olarak atadı.
Sözü edilen 7 grup, Irak Ulusal Kongresi, Ürdün'de üslenen kaçak subaylar ve Baas yetkililerinden oluşmuş Irak Ulusal Misakı, İran'da üslenen Şi” Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi, Barzani'nin Kürdistan Demokrat Partisi, Talabani'nin Kürdistan Yurtseverler Birliği, bir ara Erbakan'ın gözünü diktiği Irak Kürdistanı İslam” Hareketi ve Anayasal Monarşi Hareketi.
Gelgelelim, merkezi Tahran'da bulunan Şi” kuruluşun yanısıra Kürdistan Demokrat Partisi de, Amerikan yardımını istemediğini açıkladı. Dahası, Barzan”'nin Saddam'ın devrilmesinden yana olmadığını belirttiği öne sürülüyor. Amerikan girişimlerine karşılık, Saddam'ın sağ kolu Tarık Aziz'in Kürtlere, "özerklik görüşmelerine başlanması" önerisinde bulunduğu belirtiliyor.
Amerika'nın en önemli açmazlarının başında, Türkiye'de Saddam'a sempatisini gizlememiş olan ve Bağdat'taki merkez” otoritenin zayıflamasıyla Irak'ın toprak bütünlüğünün sarsılacağını ve bunun Türkiye'yi aynı yönde etkileyebileceğini adeta bir takıntı halinde düşünen Bülent Ecevit iktidar koltuğunda.
Böyle bir panoramada, Amerika kadar, Türk hükümetinin işi de çok zor. Zira, mevcut hükümet, Türkiye'de bulunabilecek Avrupa'ya en uzak zihniyeti temsil ediyor. Türkiye'nin Batı ile tek bağlantısı, Amerika ile yakın ilişkileri. IMF'den beklenen "yeşil ışık"tan, Apo'nun "izi"ne kadar, bir dizi "bilgi", Türkiye'nin Amerika ile sağlayacağı uyumu bağlı gibi.
Öyle anlaşılıyor ki, Türkiye'nin yakın geleceği, Irak'la ilgili çizilecek.