kapat

SALI 26 OCAK 1999

Hıncal Uluç (e-posta:uluch@sabah.com.tr )

Liderini değiştiren seçimi kazanır!..

DYP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Ekinci, Yavuz Donat'a "Kararsızların oranı bir ara yüzde 48'e çıkmıştı. Şimdi de yüzde 35'lerde" diyor.

Yüzde 20 oy alan partinin seçimi birinci bitirdiği bir ülkede bunun neredeyse iki misli seçmenin kararsız oluşu önemli, çok önemli bir gösterge..

Peki ama niye bu kadar büyük bir kalabalık kararsız?.. Hem de ülkenin kararlılığa bu kadar muhtaç olduğu günlerde..

Hasan Ekinci bunun sebebini düşünme durumunda.. Her siyasetçi düşünme durumunda..

Düşünürlerse yanıtı bulmakta zorluk çekmeyecekler..

Sebep liderler..

İnsanların partilerle değil, liderlerle sorunları var..

Bu ülkede geleneksel iki parti vardı.. Halkçılar ve Demokratlar..

Hatta 1.5.. Halkçılar ve tepki oylarının toplandığı Demokratlar..

Şimdi Halkçılar'ın partisi CHP'nin bugün ciddi bir barajı aşma krizi içinde olduğunu, bizzat bu partinin içinde yer alanlar söylüyor bana..

Sebep Deniz Baykal'ın inanılmaz politik hataları.

Deniz Baykal politika yapmayı bilmiyor.. Resmen bilmiyor..

Politika bilen adam, altı ay kalmış seçimlere ipleri kendi elinde bir iktidarla girme şansını kendi eliyle hem sağda, hem de soldaki en büyük rakiplerine kaptırır mı?

Bugün Ecevit Başbakan.. İpleri de Çiller'in elinde.. Deniz Baykal ise gündemden düştü. Ne iktidar, ne muhalefet.. Partisi içindeki bozgun havasını gidermeye uğraşıyor ama zor..

Koskoca CHP, yanlış politikalar yüzünden gidiyor..

Kurtuluş yeni bir liderde.. CHP gemisi, halka güven veren, yıpranmamış yeni bir liderle seçime girerse, barajı garantilemekle kalmaz, mucizeler bile yaratabilir.

Çünkü halk, parti değil, lider arıyor..

Kim olabilir bu lider?..

Bakın açık söyleyeyim.. Günahım kadar sevmem ben, Mümtaz Soysal'ı.. Ama mesela onun liderliğinde seçime girecek bir CHP'ye oy veririm. Hem de kaç milyon kişi daha verir.

DYP!..

Demokratların, geleneksel Demirkırat oylarının partisi..

Tansu Çiller'i bir silkeleyebilseler..

Bir yandan gelirlerinin kaynağını açıklayamayan, bir yandan geçen seçimde halka vaat ettiklerinin tam tersini yaparak Erbakan'ın kucağına oturan Çiller'e, işte bu kararsız yüzde 35-45'lerin hiçbiri inanmıyor, hiçbiri oy vermez.

DYP, güven veren bir liderle seçime girse, hiç şüpheniz olmasın, en az yüzde 35 oy alarak tek başına iktidara gelir..

DYP içinde bu gerçeği gören tek kişi yok mu?..

Çiller'in Demokrat Parti'den devraldığı siyaset devleri şimdi niye terbiyeli kedi gibi susmuş oturuyor ve sadece mırıldıyorlar?..

Dünyanın gelmiş geçmiş en yeteneksiz lideri Mesut Yılmaz'ı indirip yepyeni, pırıl pırıl, konuşmayı bilen ve insanlara umut dağıtan bir liderle seçime gidecek ANAP da ayni işi yapar, Çiller'li DYP'ye karşı.. Çünkü kararsız oylar bir anda yağmur gibi ANAP'a yağar.

DSP'yi yazıma almıyorum. Çünkü bu aile partisi.. Olup olacağı da bu.. Tansu Çiller'in oyununa gelip azınlık iktidarı olmak.. Ecevitler tarafından seçilen parti teşkilatının onları değiştirmesi söz konusu değil. Geçiniz.

DTP..

Hiç şansı yok. Barajı aşamaz.. Aklı olan da bu partide kalmaz zaten..

Yalım Erez'in tüm cerbezesi sıfırlandı. "Cumhuriyet Tarihinin en çok 'Evet' oyu almış hükumetini kuracağım" diye yola çıktı. Kendine gereksiz güveni ile işi uzattıkça uzattı.. Bu da Çiller'e tuzak kurma şansı verdi.. Çiller'i yok etmek için yola çıkan Erez, Çiller'in ellerinde erdi ve tükendi.. Kararsız oylar içinde artık Yalım Erez'i izleyecek tek kişi çıkmaz.

Başta Fazilet, radikal partilerden söz etmeye gerek yok. Radikal partinin kararsız oyu olmaz zaten. Onların çok kararlı oyları var. Refah/Fazilet geçen seçim biraz da bunları görelim" diyenlerden az buçuk oy almıştı. Bu defa sanırım o "Gentel" oyları alamayacaklar. O oylar da kararsızlara eklenecek.

Peki ne olacak?..

CHP.. DYP.. ANAP!..

Bu üç partiden liderini değiştirmeyi başaran seçimi götürür.

Hiçbiri bu değişikliği yapmayı başaramazsa, seçimi "Kararsızlar" götürür..

Bu da ülkeyi nereye götürür, varın hesaplayın artık!..

Dr. Ahmet Kurtaran, Türk Müziğinin evrenselleştirilmesi yolunda çok büyük bir savaş veren Modern Folk Üçlüsü'nün kurucularından.. Ali Kırca'nın Türkülerimiz üzerine düzenlediği Siyaset Meydanı'na Doğan Canku ile katıldı.. İkisi de geceyi buruk terk ettiler. Dr. Kurtaran bu burukluğunu anlatıyor size..

Kökten Sazcılar da var!..

Oynamakta olan film aniden durdu, salon aydınlandı, sahneye çıkan iki zabit salona doğru seslenerek:

- Cevat Memduh Efendi kimse, ayağa kalksın, dışarı gelsin!..

İşte Türkiye'de, Atatürk Devrimlerinin kültürle ilgili ilk "ayağa kalkışı" kanımca bu olayla başlamıştır.

Leipzigte devlet bursu ile müzik eğitimine gönderilen Cevat Memduh Altar, Ata'nın emri ile apar-topar bir sinemadan çıkarılarak Çankaya'da köşke götürüldü ve..

Yıllar süren bu beraberlikte, genç ulusun kültür kimliği bu yolla saptandı, 1 Kasım 1934'e gelindiğinde ATA Meclis kürsüsünden

"... dinletilmeye yeltenilen musiki; yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır.. Ulusal, ince duygular, düşünceleri, deyişleri toplamak ve onları son musiki kurallarına göre işlemek gerekir, evrensel musikiye ancak bu şekilde ulaşılabilir..." demektedir.

Aslında bu sesleniş, yalnız müzik alanında değil, hür düşünce ve kültür açısından da çağdaşlığın bir ifadesi; bir ulusun kendi benliğine sahip çıkmasındaki çok önemli bir uyarı niteliğini taşımaktadır.

Sonuçta Ata'nın emri ile zamanın Maarif Vekilinin başkanlığında toplanan ve Cevat Memduh Altar, Halil Bedii Yönetken, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin ve N.Ş.Taşkıran'dan oluşan "Müzik Şurası" da Ulu Önderin fikrini özetler. Bu, "Halk Ezgilerinin Çok Sesli Yorumu" şeklindedir. Tabii o devirde de bazı çevreler konu üzerine spekülasyonlar yaparlar, "Memlekette tek sesli şarkı söylemek yasaklandı, davarını otlatan çoban şarkı söylemek ihtiyacını hissederse, köye dönüp ikinci çobanı bulup, gel birader sen de şu ikinci sesi uydur" diye.

Her devirde, yeniliklere karşı çıkanlar olabilir. Ülkemizde müzik açısından çağdaşlaşmaya karşı olanlara yeni bir isim buldum:

"Kökten Sazcılar" irticadaki "Kökten dincilerin", kültür ve müzikteki kimlikleri!...

Kökten sazcılara rağmen ülkemizde; Konservatuar, Opera, Senfoni orkestrası kuruldu. Harika çocuklar yasası çıktı ve 1. 2. kuşak Türk Bestecileri ve bunların virtüöz düzeyindeki icracıları tüm dünya sahnelerinde ülkemizi iftiharla dalında temsil eder oldular.

(Dr. Kurtaran'ın yazısının ikinci bölümü yarın.)

Sibel ve Hakan!..

Televole starı olmak dışında bir ortak yanları daha var, Sibel Can ile Hakan Şükür'ün..

Çok kötü günler yaşadılar son zamanlarda ve medyaya sakız oldular. Haberler her geçen gün moralleri biraz daha bozacak şekilde uzadı da uzadı..

Fatih Terim'in çok akılcı bir uygulaması, Hakan meselesini bıçak gibi kesti attı.

Fatih, Hakan'ı pat diye takıma koydu Adana maçında.. Hazır olup olmamasına bakmaksızın. Hakan'ın da aklı basmamıştı bu işe başında.. "Bir süre saklansam" diyordu. Terim saklandığı sürece, dedikoduların daha kötüye gideceğinin farkındaydı. Ortaya çıkmak ve kendini seyircinin kucağına bırakmak en kısa ve en gerçekçi çözümdü. Hakan 90 dakika oynadı ve bunalım sona erdi.

Şimdi Sibel Can için benzeri tedaviyi Günay Tuncer uyguluyor.

Sibel bu hafta sonu, İstanbul'un en gözde müzikholü Günay'da Aşkın Nur Yengi ve Rıza Silahlıpoda gibi görkemli bir ekiple sahne alacak ve o da kendisini seyircinin alkışlarına bırakacak.

Moral bozukluğunun en iyi tedavisi sahne ışıkları ve alkışlardır.

Öztürk ve Seren!..

Sevgili bir dostun ardından bir türlü yazamadım.. Ölümün yakışmadığı insanların ardından yazmak zor. Ara sıra uğrardı bana.. Öyle canlı, öyle tatlı anıları vardı ki.. Anlatır, anlatırdı. Saatlerce gülerdik..

Libya'da hapis yatışını anlatmıştı bir gün. Orada işleri fevkalade iyiyken ve de fevkalade para kazanırken Amerika ile Libya arasında bir kriz başgöstermişti hani.. Amerika'nın müdahalesi söz konusu olmaya başlamıştı. Öztürk bu.. Boş durur mu?.. Kaddafi'ye bir mektup yazmış.. "Bir işaretimle harekete hazır, 10 bin Türk işçisi ile emrinize amadeyim.."

Kaddafi bu.. Amerika'nın müdahalesi çok uzak bir ihtimal.. Ama Öztürk'ün bir işareti ile harekete geçecek 10 bin işçi nasıl bir potansiyel tehlike..

"Derhal tutun bu adamı" diye emir vermiş.. Ondan sonrası, önce hapisten, sonra Libya'dan kaçmak için elde avuçta ne varsa rüşvete yatırıp, beş parasız, borç harç içinde dönmek..

Felaketleri neşe içinde anlatmak kolay iş değil.. Öztürk buydu işte..

Bayramda yayınlanan Şamdan'da kızı Seren'in bir dekolte resmi altında eleştirilerim yer aldı. Bu benim tarzım değil.. Babasının yasını tutan bir genç kızı böyle gündeme getirmem ben.. Haftalar önce yazılmış, nedense o güne saklanmış bir fotoğraf ve altlığı..

Gene de özür dilerim Seren'den..

BİZİM DUVAR

Bütün politikacılar merkezde toplanıyor. MERKEZE KAÇ kuvveti.

Hakan/Utku

SEVDİĞİM LAFLAR

"İktidara, onu en çok arzu edenler gelirler."

Erich Kastner (1899-1974)

İTALYA'DAN

- Bir İtalyanın beyni nasıl yıkanır?.

- Lavman yaparak.


© COPYRIGHT 1999 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: webabla@yore.com.tr