SALI 26 OCAK 1999

Tetikçi Burhan Kocaoğlu, mezbaha bekçisi olarak başladığı işte nasıl olup da Ayvaz Korkmaz'ın "adamı" olduğunu, nasıl yol kesip kurşun yağdırdığını anlattı
İHSAN DEMİR/SALİH AYDIN (SHA)
Burhan Kocaoğlu... Bugün 27 yaşında... Askerlik dönüşü bir mahalle arkadaşının yardımıyla Silivri'de bir mezbahada bekçi olarak işe başladı. Sonradan bu mezbahanın yeraltı dünyasının ünlü isimlerinden, firari Ayvaz Korkmaz'a ait olduğunu öğrendi. Korkmaz'ın çek senet tahsilatı yaptığını, haraç aldığını ve çeşitli yaralama olaylarına karıştığını öğrenen bekçi Burhan, 20 gün geçmeden kendini çetenin içinde buldu. Pek çok olaya karışan Burhan Kocaoğlu, gözaltına alındıktan sonra yaşadıklarını birer birer anlattı. İşte, Kocaoğlu'nun tüyler ürperten itirafları.
Patron tarafından "seçilen" isimler arasında yer alan Kocaoğlu, bir gün yine patronun talimatıyla mezbahadan azad edildi. Patronun adamı "Suat", Burhan'a evine gidip kendilerinden talimat beklemesini emretti. Haftada 50-60 milyon lira "harçlık" alan Kocaoğlu'nun bekleyişi 2 ay sürdü. Ve ilk iş geldi:
"Bir gün Suat aradı. Merter köprü altında buluştuk. Bana tabanca verdi. Tam bu sırada Ayvaz Korkmaz aradı. Suat telefonu bana uzattı. Ayvaz bana, 'Suat ağabeyin sana bir mağaza gösterecek. Buraya gideceksin. Konuştuğumuz telefonu orada Fahri isimli adama vereceksin' dedi. Ben de telefonu kapatmadan Suat'ın gösterdiği mağazaya girdim. Telefonu Fahri denilen adama verdim. O birkaç dakika konuştuktan sonra beni istediğini söyleyerek telefonu yeniden bana verdi. Ayvaz bu kez, 'Telefonu Fahri'ye geri ver ve o konuşurken ayaklarına sık' dedi. Dediğini yapıp mağazadan çıktım."
Bu ilk işten sonra, cep telefonu ve tabancayı Suat'a veren Kocaoğlu yeni bir bekleyişe girdi. İkinci "iş", yine 2 ay sonra geldi. Bu kez iş, İstanbul dışındaydı. Yine "tetikçi" anlatıyor:
"Bayrampaşa'daki bir kahvede 4 kişi biraraya geldik. Suat bize Korkmaz'ın talimatıyla Selçuk'ta, Berber Yaşar'a ait 1.5 milyon dolarlık bir alacağı tahsil etmeye gideceğimizi anlattı. Gece saat 22.00'de yola çıktık. Yolda Ayvaz cep telefonundan aradı ve yolculuğun nasıl gittiğini sordu. Selçuk'a sabah ulaştık. Ayvaz yine aradı. Firmaya gitti. Nurettin Akçil ve ben arabada otururken Suat ile Aydoğan Pehlivan silahlarla içeri girdi. Bizde silah yoktu. Ancak şirket sahibi yoktu. Parayı alamadan geri döndük."
Bu olayın ardından narkotik polisi Bora Barış Güler'in katili Nazmi Deliktaş'ın cezaevinde öldürülmesi geldi gündeme. Ayvaz Korkmaz'dan gelen talimatlarla harekete geçen Burhan Kocaoğlu, trajikomik bir çabaya girdi. Şöyle ki, Ayvaz Korkmaz'ın "Deliktaş'ı öldürün" talimatını, Turgay Kahraman ve Nanik Mustafa isimli çete elemanları ulaştırdı. Ancak Deliktaş cezaevinde olduğu için, Burhan Kocaoğlu hapse girmenin yollarını aramaya başladı. Bundan sonra olanlar yine Kocaoğlu'nun ağzından:
"Sokakta iyice içtikten sonra havaya ateş açıp polisin gelip beni almasını bekledim. Plana göre tutuklanıp Metris'e atılacaktım. Polisler gelip beni yakaladılar. Ancak ertesi gün çıkarıldığım savcılıkça serbest bırakıldım. İlkinde olmamıştı bir kez daha denemeliydim. Yine Nanik Mustafa'nın bana verdiği silahı alıp Cennet Mahallesi'nde bir lokantada içmeye başladım. Sonra yine havaya ateş açtım. Vatandaşlar beni yakalayıp polise teslim etti ama yine adliyeden serbest bırakıldım. Bu işi böyle yapamayacağımızı anlayınca yeniden bir araya geldik."
Bu kez plan değişmiş. Kocaoğlu'nun Deliktaş'ın, Turgay Kahraman'ın ise Azmi Derin isimli çete elemanının ziyaretçisi olarak cezaevine girmesi ve Derin'e verilecek silahla olayı gerçekleştirmesinin sağlanması kararlaştırılmış.
Nanik Mustafa soyadları tutmayan ziyaretçilerin, cezaevine girebilmesi için savcıdan izin çıkartmış hemen. Sonra bekleyiş başlamış. Görüşe giden tetikçiler ziyaretçi listesine isimlerini yazdırıp beklerken karışmış ortalık.
İçeriden gelen seslerden Derin'in işi bitirdiğini anlayan tetikçiler sessizce beklemeye başlamış. Birbirlerini tanımamazlıktan gelen Kocaoğlu ile Kahraman bir süre sonra yanlarına gelen askerler tarafından gözaltına alınmışlar. 3 gün sorgulanmışlar. Ancak olaya karıştıklarına ilişkin delil bulunamayınca bırakılmışlar.
Sıra bu kez, Ayvaz Korkmaz'ın cezaevindeki adamları Azmi Derin ile Reşat Aydoğan'ı olaydan sonra bir hücreye kapatarak, onlara kötü muamele yapan gardiyan Veli Ünal'a gelmiş. 2 gün boyunca Ünal'ı takip eden ve evi ile evden çıkış saatlerini öğrenen Kocaoğlu onu bacaklarından kurşunlamış.
Nanik Mustafa'ya "işi tamamladığını" bildiren kocaoğlu ödülünü hemen almış. İstanbul'da bazı evlerde geçirdiği birkaç günün ardından yanına çete arkadaşlarından Mahir Uludağ'ı da alarak kendisine verilen 250 milyon lira ile memleketi olan Kastamonu'ya doğru yola çıkmış.
Bir süre sonra önce Mahir'e, sonra da Burhan'a "İstanbul'a dön" emri çıkmış. Ayvaz Korkmaz'ın alacaklı olduğu bir mezbaha sahibinin bacaklarından vurulması talimatını alan 2 tetikçi hemen araştırmaya girişmiş. Kocaoğlu olayı dakika dakika hatırlıyor;
"Önce Beylikdüzü'nde bir ev tutuldu. Sonra mezbaha sahibinin devamlı geçtiği yolu inceledik. Adının Musa olduğunu ve beyaz bir BMW'si olduğunu biliyorduk. Nanik Mustafa kaldığımız eve gelerek bana ve Mahir'e birer 14'lü tabanca verdi. Şoförlüğü üstlenen Mehmet Ergürün beyaz BMW gelirken ara yoldan çıktı ve Musa Çengeloğlu'nun arka tamponuna çarptı. Musa arabadan inince Mahir ayaklarına ateş etti defalarca. Ben de şoförün elini beline attığını görünce ayaklarına sıktım. Kaçıp gitti."
Tetikçi Burhan Kocaoğlu'nun dokuz sayfalık ifadesinin son kısmında anlattıkları ise yeraltı dünyasının çalışma sistemleri hakkında ipuçları veriyor. Kocaoğlu, Ayvaz Korkmaz'a bağlı birkaç grubun bulunduğunu ancak bu kişilerin birbirlerini hiç tanımadıklarını söylüyor. Korkmaz'ın talimatlarını hep yakın adamları aracılığı ile ya da cep telefonu ile verdiğini kendileriyle muhatap olmadığını belirtiyor.
Haftada bir verilen yüklü harçlıkların, "başarılan" işlerden sonra dağıtılan para ödüllerinin ve işsiz, güçsüz gençlere kendilerini "önemli" hissettirme unsurlarının yeraltı dünyası tarafından ne denli akıllıca kullanıldığı Kocaoğlu'nun anlattıklarıyla daha da somut hale geliyor.