SALI 19 OCAK 1999
En ilkelinden, en gelişmişine kadar bütün insan topluluklarında bayram geleneği var.
Kimileri doğayı, mevsim ya da gün dönümlerini vesile ederek bayram yapıyor, kimi milli olayları kutluyor, kimi kutsal günleri anıyor.
Kısacası her toplum, her din ve her coğrafi bölge bayram yapmak için bir neden buluyor kendine.
Çünkü insan toplumlarının bayramlara ihtiyacı var.
Bayramlar, çelişkilerle, çatışmalarla, çıkar kavgalarıyla yürüyen toplumların nefes almasını sağlıyor; iç barışı, dinginliği, dayanışmayı temsil ediyor.
Bir Anadolu türküsü, bayramları "Kanlının, kinlinin barıştığı günler" olarak niteliyor.
Ama ne yazık ki artık Türkiye'de bayramlar "kanlının, kinlinin barıştığı" günler değil.
Son zamanlarda medya, politika ve toplum yaşamımızı zehirli sarmaşıklar gibi kuşatan öfke patlamaları, bayramlarda da sürüp gitmekte.
Gazeteleri okuyorsunuz; bir takım yazarlar birilerinden ölesiye nefret ediyor ve bu nefreti her fırsatta sütunlarına taşıyorlar.
Televizyon ekranları ağıza alınmayacak küfürlerle dolu.
Politikacılar, birbirlerinin kanına ekmek doğramak ister gibi konuşuyorlar.
Belli ki öfke çok büyük.
İnsanlar, birbirinden nefret ediyor.
Sokağa çıktığınız zaman da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuz.
Herkesin suratı mahkeme duvarı gibi.
Ne bir selam var dudak uçlarından dökülen, ne bir gülümseme.
Trafik, gladyatörlerin dövüştüğü kanlı bir arenaya dönmüş.
Bir toplum bu kadar çok nefreti, bu kadar yoğun karalamayı, böylesine hoyrat bir yaşamı kaldıramaz.
Nefret, sadece daha çok nefret üretir ve kimseye faydası yoktur.
Bayramları, tekrar eski anlamına kavuşturmalı ve toplumsal barış günleri olarak kutlamalıyız.
İç barışımızı sağlayamazsak, dışarıdan nasıl saygı bekleyebiliriz ki!
Bu ülkede, hiç vakit yitirmeden, karşılıklı anlayışa, hoşgörüye, olgunluğa, nezakete dayalı bir toplum yaşamını tekrar kurmamız gerekiyor.
Bu umutlarla, bütün yurttaşlarımızın bayramını kutluyorum.