SALI 19 OCAK 1999
Önce hükümet işi gündemi tıkadı... Ardından seçim kapıya dayandı... Ve bu telaşta "Selma'nın sorunuyla" ilgilenen olmadı.
Selma'nın eşi Almanya'ya, okumaya gitti.
Bir yandan da çalışıyordu.
Haftada 16 saat.
Bir süre sonra eşi, Selma'yı da Almanya'ya çağırdı.
Derken, bir de çocukları oldu.
"Postacı kapıyı çalana kadar" yaşam o kadar güzeldi ki.
Postacı bir "tebligat" getirmişti:
- Artık çocuk parası alamayacaksınız.
Selma "sağa, sola" başvurdu.
Aldığı yanıt aynıydı:
- Yasa değişti. Size çocuk parası yok. Eğer eşiniz işten ayrılacak olursa... İşsizlik yardımı da yok.
- Niçin?
- Eşinizin "çalışma süresi" çok az.
- Ama okuyor.
- O sizin sorununuz.
- Ben Türk değil de Alman olsaydım... Ya da İtalyan, Yunan, İspanyol... Yine çocuk yardımı kesilecek miydi?
- Hayır.
Selma dedi ki "Almanya'da hakimler var."
Mahkemeye başvurdu.
Alman hakim Selma'yı dinledi.
Sonra "karşı tarafı... Hükümet temsilcisini."
Ama işin içinden çıkamadı.
Ve davayı "Lüksemburg'a havale etti."
Avrupa Adalet Divanı'na.
Adalet Divanı, Selma'nın dosyasını "kanun sözcüsüne" verdi:
- İncele... Raporunu hazırla.
"İtalyan sözcü" aylarca çalıştı.
Raporunu yazdı:
- Selma haklıdır.
Ve Avrupa Adalet Divanı toplandı.
Divan'da 13 hakim var.
Hiçbiri Türk değil.
Raporu okudular.
Ama bir karara varamadılar.
Zira "konu çok önemliydi."
Verecekleri karar, sadece Almanya'yı değil, "Avrupa Birliği üyesi bütün ülkeleri bağlayacaktı."
Avrupa'daki üçbuçuk milyon Türk "yeni haklara" kavuşacaktı.
Bu yeni hakların para olarak karşılığı "yılda en az iki milyar mark."
Ve bu haklar "dört sene öncesinden itibaren" uygulanacak.
Avrupa Adalet Divanı "tarihinde olmayan bir şey" yaptı.
"Kanun sözcüsünü" çağırdı:
- Selma'nın dosyasını lütfen bir kere daha incele... Yeni bir rapor daha yaz.
Raportör "tam on ay" çalıştı.
15 sayfalık, yeni bir rapor yazdı.
"Yeni raporun" özeti:
- Avrupa Adalet Divanı'nın bugüne kadar verdiği onbin karar taranmıştır. Bu tarama sırasında Selma'nın haklılığına dair yeni yasal dayanaklara ulaşılmıştır. Sonuç olarak... Bir: Türkler'in eşit muamele görme hakları vardır. İki: İnsanlara, milliyetlerinden doğan ayırımcılık uygulanamaz.
Avrupa Adalet Divanı bugüne kadar hep kanun sözcüsünün raporu yönünde karar vermiştir.
Selma'nın davası, üçbuçuk milyon Türk'ün onur savaşı.
Almanya'daki ATA Enstitüsü (Avrupa-Türkiye Araştırmaları Enstitüsü) bu haklı davasında Selma'ya destek veriyor.
Ama enstitünün "parası, pulu" yok ki.
"Selma davası için" Avrupalı hukukçuların katılacağı bir panel düzenlenecek.
Panel masrafı olan "beşbin mark bile" bulunamıyor.
Niğdeli Selma Sürül şimdi Avrupa Adalet Divanı'nın toplanıp, karar vereceği günü bekliyor.
Sadece Selma mı?
Hepimiz bekliyoruz.
Ve böylesine önemli bir ülke meselesinde, kendisini yalnız bıraktığımız için bu kahraman kadından özür diliyoruz.