SALI 05 OCAK 1999
Tansu Çiller'in barometresi Öncü.. Baktınız mı, neye ve kimlere deli oluyor hemen anlıyorsunuz.. 3-500 satan bu cerideyi çıkaranların bir tek amacı var. Patroniçe kime kızıyor, deli olyorsa ona saldırmak, sövmek.. En iyi söven ödül alıyor mutlak.. Köşelerden sövenler ise, ilk seçimde milletvekili olmayı bekliyorlar, hizmetlerinin, sadakatlerinin, bağlılıklarının karşılığında..
Sövme konusunda yetenekleri yok. Sokak ağzı ile sövüyorlar. Akılları ötesine ermiyor ki..
Ben bu üslubu tanıyorum.
Adnan Hocacılar son zamanlarda faksçılıktan vazgeçtiler. Mücadelelerini bir ölçüde bilimsel alanda ve seviyeli sürdürme kararı verdiler. İyi de yaptılar.
Böyle olunca, o birbirinden çirkin, iğrenç faksları yazan hayalgücüne ihtiyaçları kalmadı.
Faks senaristleri işsiz kalınca Öncü'ye sığınmış olmalı. Aynı üslupla sövüyor Öncü..
Bu transferi kim yapmış dersiniz?..
Çiller başbakanken sormuştuk. "Adnan Hocacılar Mert Çiller'in de aralarında olduğunu söylüyorlar. Hemen açıklama yapın" diye.. Israrla yazdık. Konut ısrarla sustu, ama Adnan Hocacılar'dan yanıt geldi..
"Mert Çiller Adnan Hocanın müridi değil ama yakın arkadaşımızdır."
Bu yakın arkadaş almış getirmiş olmalı, senaristi ailenin "Mutluluk" gazetesine.
Medyada Çiller'i eleştiren herkese en çirkin şekilde havlıyorlar. Onu ayrı.. Medya dışında Öncü'de son zamanlarda sövgü iki kişi üzerinde yoğunlaştı.
Birisi Berna Yılmaz..
Tansu Çiller, bu ülkenin en çağdaş first ladysi olarak içte dışta büyük ilgi ve sempati toplamış, modern Türk kadınının dünyadaki simgesi olmuştu. Ama oy uğruna türbanlı poster bastırıp dağıtınca, nasıl iki yüzlü olduğu ortaya çıktı.
Şimdi bu ülkede çağdaşlığı Berna Yılmaz, giyimi, kuşamı ve davranışları ile simgeliyor.. Tansu Çiller de, öfkeden ve kıskançlıktan krizler geçiriyor. Bu krizlerin şiddetini de Öncü barometresi gösteriyor, hemen her gün..
Çiller'i ikinci çıldırtan kişi Yalım Erez!..
Sebebini tahmin etmeniz zor değil.. Ama biz gene irdeleyeceğiz..
Yarın!..
Cyrano de Bergerac'ı okuduğumda ilkokul öğrencisiydim daha.. Babam almış getirmiş ve anlatmıştı önce.. Sabri Esat Siyavuşgil'in çevirisinin aslından da güzel olduğunu söyleyerek.
Kaç defa okuduğumu bilemiyorum, o günden bu güne.. Okuya okuya ezberlemişim pek çok yerini.. Sadece ezberlememişim tabii.. Kafama, yüreğime girmiş Cyrano.. Yaşam felsefemin bir bölümü olmuş..
Sinemada seyrettim.. Tiyatroda seyrettim.. Doyamadım..
İstanbul Devlet Tiyatrosu sezona Cyrano ile başlayınca nasıl mutlu oldum bilemezsiniz.
Nihayet gidebildim.. Geçen pazar.. Pazar matine dışında oynamıyor Cyrano.. Haftada bir gün.. O da gündüz.. Öğrenciler izlesin diye herhalde.. Zaten gittiğimde salonun yüzde 90'ı gençlerdi. Oyun Cyrano'nun "O benim gururum" deyişi üzerine kapanırken çılgınca alkışlayan gençler..
Cyrano'nun, o şövalye ruhun mesajını gençlerin böylesine yürekten almaları beni nasıl mutlu etti bilemezsiniz.
Cyrano'yu genelde ülkelerinin en ünlü oyuncuları oynar. Cyrano olmak, sadece yetenek değil, büyük bir deneyim, ustalık da gerektirir çünkü..
Bu defa genç bir kadro var oyunda. Adlarını ilk defa duyduğum gençler..
Işıl Kasapoğlu da değişik yorumlamış Cyrano'yu.. Zarif, mağrur bir şövalyeden çok kaba saba bir taşralı gibi.. Hatta zaman zaman bir şaklaban havasında..
Bu yorumu, başlangıçta fevkalade yadırgadığımı söylemek isterim. Allah'tan oyun 3.5 saat sürüyor da alıştım biraz sona doğru..
Alıştım ama, kabullenmedim. Ben hayalimdeki Cyrano'yu isterim.. Jose Ferrer'i.. Cüneyt'i.. Mücap'ı..
Oyunda bayıldığım dekorlar oldu.. Nasıl etkileyici, ama nasıl pratik.. Alan nasıl kullanılmış.. Hakan Dündar'ı kutlarım..
Serpil Tezcan'ın kostümleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.. Kötü bir kıyafet balosu taklidi sanki.. "Elbisem gösterişsiz olunca süsüm tamam olur" diyen Cyrano'yu Kara Şövalye gibi giydirmek tamam da, o altın yaldız şeritler neyin nesi?.. Ve de 14 yıl sonra hala aynı elbiseyi giydirmesi artık parasızlıkla da izah edilebilir mi?. Hayatı savaş ve düello ile geçen adamın elbisesi eskimez mi?.. Yoksa toptan sipariş mi vermiş fabrikaya, aynı elbiseden 60 tane mesela.. Bu kadar zevksiz giyinmiş bir Cyrano ilk defa gördüm.. Serpil Tezcan "Gösterişsiz" ile "Zevksiz" arasındaki farkı bilmek zorunda..
Bir alkış da düello sahnelerini hazırlayan ve yöneten bir zamanların harika eskrimcisi Özden Ezinler'e.. Birinci sınıf dövüştü sahnedekiler.
Oyuncular içinde Cyrano dahil, öne fırlayan, yıllar yılı akılda kalacak bir performans sergileyen yoktu. Tam bir takım oyunu içinde, Kasapoğlu'nun yorumu içinde götürdüler oyunu.. Yönetmen izin vermedi belki de, öne çıkmaya, sahne çalmaya..
Özet.. Disiplinli bir çalışma ve değişik bir yorumla bir Cyrano izledik.. Ama Edmond Rostand ve Sabri Esat Siyavuşgil (Kasapoğlu'nun en doğru kararı, Sabri Esat'ın şiirine dokunmayışıydı) o kadar etkileyiciydi ki, oyun yazanların istediği havayı yarattı sonunda..
Kasapoğlu, finale bir ekleme yapmış.. Oyun "O benim gururum" diye bitmiyor..
Ünlü İstemem Eksik Olsun tiradının son bölümü, ışıklar yavaş yavaş kararırken fondan geliyor..
"..Bir hiç için kılıcına veya
Kalemine sarılmak ve ancak duya duya
Yazmak, sonra gayet tevazuyla kendine:
"Çocuğum" demek, "Bütün bunları hoş gör yine,
Hoşgör bu çiçekleri, hatta bu kuru dalı.
Bunlar yabanın değil, kendi bahçenin malı?
Varsın küçük olsun fütuhatın, fakat bil.
Onu fetheden sensin, yoksa başkası değil.
Ara hakkını hatta kendi nefsinden bile.
Velhasıl bir tufeyli sarmaşık zilletiyle
Tırmanma! Varsın boyun olmasın söğüt kadar,
Bulutlara çıkmazsa yaprakların ne zarar?
Kavaklar sıra sıra dikilse de karşına
Boy ver, dayanmaksızın, yalnız ve tek başına!.."
Gururunu sonuna kadar korumanın, savunmanın doğal sonucu bu oluyor galiba!..
Olsun be.. Olsun!..
Kız yüzünden çıkan kavga.. Bir öğrenci bir arkadaşını öldürüyor. Ötekini ağır yaralıyor. Sonra bıçak tehdidi ile hocasının otomobilini alıp kaçıyor.
Belki filmlere konu olacak bir hikaye çıkar altından.. Benim konum o değil..
Bu delikanlı yakalanacak, yargılanacak ve mahkum olacak.. Ben sizden mahkeme sonucuna dikkat etmenizi isteyeceğim.
Bir adam öldürme ve bir adam yaralama..
Bunlardan büyük ölçüde sıyıracak göreceksiniz.. Ağır tahrik.. Mahkemede iyi hal, falan filan.. İne ine ceza, nerdeyse sıfırlanacak.
Ama o bıçak tehdidi ile otomobil kaçırtmak yok mu?.. Silahlı gasp yani.. İşte yaptığı en büyük hata o.. En az yirmi yıl yiyecek..
Hukuk tarihimiz benzeri kararlarla dolu..
Şimdi sormak isterim, bu nasıl hukuk?..
Olağanüstü güzel bir defileydi İlhan Şerif'in şovu..
Mevlevi felsefesinde insana hükmeden Çakra adlı noktalar varmış, vücudumuzda.. Onun üzerine Uğurkan Erez'in enfes koreografisi.. Bu Çakralar konusunu Ayten Hanım'dan soruşturup size nakledeceğim. İlginç çünkü..
Ayten Hanım genç yaşta kaybettiği eşinin işini başarı ile sürdürüyor. Klas erkek kıyafetleri hazırlıyor. Smokinimi o dikti mesela.. Şovunda da erkek kıyafetleri vardı. Gündelik takımlardan smokin, ceket ataylara varıncaya dek.
Hepsi birbirinden şık, birbirinden çarpıcı.. Uğurkan, bu erkek kıyafetlerini simgesel bir kadının etrafında sundu ve en büyük yanlışını da galiba orda yaptı.
Ertesi gün hemen tüm gazetelerde, defilenin boy boy fotoğraflarını gördüm. Ama ilaç, hem de nasıl ilaç için bir tek erkek kıyafeti, görüntüsü yoktu. Tüm gazeteler, defiledeki üç kadını seçmişlerdi resimlerini basmak için..
İster inanın, ister inanmayın!..
"Bu gaddar dünyada ilişkileri, bastırılmış bir öfke kadar zehirleyen şey yoktur."
Joyce Brothers
Avrupalılar Christmas'ı kutluyor, biz KRİZ mıs'ı!...
- Kurşun ile İtalyan arasında ne fark vardır?.
- Kurşundan asker yapılabilir.