PAZARTESİ 04 OCAK 1999
Hafta başlıyor..
Haftanın başlaması en çok parası olanları rahatlatır.. Neden derseniz borsaydı, neyim hareketleniyor ya! Gün başlarken TRT'nin Teleteksini açıp döviz fiyatlarına bakmak işi var..
Sonra Borsa bir bir elden geçecek.. Akşam olunca da, gazetenin ekonomi sayfasına dalıp kağıt fiyatlarını elden geçirme işine girişilecek..
- "Hııımmm.." çekilip "Paramız şu kadardı, şu kadar olmuş.." denilecek..
Az keyif değildir..
Parası olmayıp da "siyasetten tat çıkarmaya" çalışanların ise gözü hükümette.. Onlar da Yalım Emmi'yi kollayıp, kendilerine iyi vakit peyda ediyorlar..
- Baba ile ne yedi? Ecevit'e ne dedi? Baykal'la ne yaptı?
Sokak köpeğinin kuyruğu, garibana tiyatro!
Bana dert değil ama bence kurar..
Neden derseniz politikada başarının sırrı sesini gür çıkarmaktan geçer.. Karakteri dik tutacaksın.. Kuyruk daima tava sapı gibi dik olacak.. Yedi katlı yarım inşaattan atsalar bile "beni düşürdüler.." demeyeceksin..
- "Canım çekti, kendimi aşağıya attım.." diyeceksin..
Öyle diyeceksin ki vatandaş arkandan "Adamın bir bildiği var ki inşaata çıkıp çıkıp kendini yukardan salıyor.." desin, seçim olduğunda peşinden seyirtsin..
Yalım Emmi bunu iyi becerdi..
Daha ortada fol yokken yumurta yokken ortaya çıktı "Bu memleketi krizden ben çıkarırım.. Benim başbakanlık vaktim gelmiştir.." diye konuştu..
O çıkış ne yazık ki Türkiye'nin gündeminde yer bulamadı.. Apo'nun İtalya'ya yaptığı resmi ziyaretin gürültüsünde kaynayıp gitti..
Bu bakımdan Yalım Erez'in kaderini bizim Mustafa Oğuz'un prodüktörlüğünü yaptığı "İkinci Bahar" dizisine benzetirim..
Şener Şen ile Türkan Şoray'ın başrolllerini paylaştığı bu dizinin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir..
Yayına 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda girdi.. Daha "Bismillah.." diyemeden uçak kaçırıldı.. Uçak haberi ile dizi birbirine girdi..
Dizide Şener Şen bir replik söylüyor.. Karşıdaki daha cevap vermeden bizim Ali Kırca "Flaş.. Flaş.." çekerek araya girip "Kaçırılan uçağın" tasvirini gösteriyor..
İzleyicinin kafası daha siftah günü karıştı.. Uçağı Şener Şen mi kaçırdı, Türkan Şoray mı bir türlü anlaşılamadı..
İkinci Hafta, Apo olayı patladı..
İkinci Bahar ekibi onu da sineye çekti.. Üçüncü hafta kaset olayı patlak verdiğinden hükümet yıkıldı.. Yine sineye çektiler.. "Kısmet haftaya imiş.." dediler..
Dördüncü hafta da RTÜK televizyonu kapattı..
Şey kısmetten çıkınca uçkur dokuz yerden koparmış.. Mustafa'nın kadersizliği de bu hesap.. Beşinci hafta memleketimizin ekonomik krize girdiği resmen deklare edildi..
Ondan sonrası mı? Koyuver yakasını gitsin..
Lafı Yalım Erez'e getirmemin sebebi onun "Başbakanlık görevine talip olması" da aynen böyle kaynayıp gitmesinden..
Fakat konuşmuş bulundu bir kere..
Baba duydu mesela.. Birileri daha duydu.. Bir de baktık ki başbakanlık görevi Yalım Erez'e verilmiş..
Ben politikanın gidişatını günlük olaylarla değil, kendimce belirlediğim ölçülere göre takip ettiğimden bundan iki ay önce "Görev Yalım Bey'e verilecek.." diye konuşmuş, gösterdiğim bu kerametten dolayı da iş çevrelerini (Bizim mahalledeki Zekeriya Market mesela..) hayli şaşırtmıştım..
Politikada başarı için konuşmak, hem de bağıra bağıra konuşmak esastır..
Memleketimizin ünlü doktorlarından biri vaktiyle açlığına yenilmese, yeterince konuşabilse bugün Meclis'teydi..
İstanbul'un tanınmış fizik tedavi uzmanlarından Doktor Eser Alptekin'in başına gelenlerden söz ediyorum..
Eser Bey, ANAP'ın İstanbul Üçüncü Bölge'nin altıncı sırasındaki adayıydı.. Kendisi biraz da topluca bir arkadaştır.. Yanına Bahçelievler Başkanı Saffet Bulut'u almış.. Çarşı pazar dolaşıyor..
Onun elini sık.. Onun yüzünü öp.. Adamcağızın ayağına kara sular inmiş.. Dedik ya biraz da kiloludur, diye..
İki tokalaşma arası bir fırsatını bulup Saffet Bulut'a "Aman Başkan.." demiş.. "Gözünü seveyim.. Şuradan bir simit filan aldır.. Gözlerim kararıyor.. Açlıktan öleceğim.."
Acıkması bir şey değil, biraz sonra kürsüde konuşacak.. Aç mide ile konuşurken gözleri kararsa, gitti propoganda.. Lafın ucu kaçtı mı kaçar..
Başkan "Tamam.." deyip şöyle bir çevresine bakmış.. "Zabıta gel buraya.." diye el etmiş..
- "Buyrun başkanım.."
- "Çabuk git.. Birkaç tane simit al.."
- "Başüstüne başkanım.."
İşte tarihi hatanın başladığı an burası..
Bizde belediye zabıtası ile simitçi ilişkisi klasiktir.. Zabıta arkadan koşar, simitçi önden can havliyle kaçar.. Yakalanan simitçi yarışı kaybeder, kaçanlar ise kazanır..
Zabıtanın hamle etmesiyle birlikte çevrede ne kadar simitçi varsa kaçışmaya başlamış.. Başkanın bütün zabıtaları da peşlerinde..
Doktor Eser Bey'in talihsizliğine bakın ki o gün formda olan bir tek zabıta yok.. Daha doğrusu; saatlerdir Başkan'ın peşinde seyirtmekten cümlesi yorgun düşmüş.. O yüzden bir tekini bile yakalayamıyorlar..
Sonuç olarak çevrede bir tek simitçi kalmamış.. Zabıtalar da Başkan'ın yanına eli boş dönmüşler..
Olan, açlıktan kıvır kıvır kıvranan Doktor Eser'in kampanyasına olmuş..
Adamcağız aç karnına ne kadar konuşabildiyse artık.. Bir şeyler söylemiş ama sesi gür çıkmadığından beklenen etkiyi yapamamış.. Koca bir kampanyayı birkaç oy farkla, yani kılpayı kaybetmiş..
Yalım Erez'in bu bakımdan avantajı var..
Karnı tok, sırtı pektir.. O yüzden sesi gür çıkar.. Hükümeti de bağıra bağıra, icap ederse bağırta bağırta kurar..
Kara kartal oley!