kapat

PERŞEMBE 10 ARALIK 1998

Can Ataklı (e-posta:ataklic@sabah.com.tr )

Küçük bir rekabet anısı

Yıl 1959. Fenerbahçe Csepel ile oynuyor. Csepel Macar takımı. İlk maç İstanbul'da ve maç 1-1 berabere bitiyor. İkinci maç Macaristan'da ve Fenerbahçe rakibini 3-2 yeniyor. Golleri Lefter, Şeref, Avni atıyor. Herşey çok güzel. Ancak maçtan sonra Bedii Faik'in Dünya Gazetesi'nde bir fotoğraf yayınlanıyor. Galatasaraylı Suat, Fenerbahçe gol yedikten sonra kaldırmış ellerini havaya göbek atıyor.

Yanisi şu: Bu rekabetin tarihi çok eski. Üstelik ben kalkıp da "Bunu Galatasaray başlattı" diyor muyum? Bırakın Allahaşkına.

Ne var bunda kızacak?

Adama doğru dürüst bir rekabet keyfi yaşatmak istemiyorlar. Aman efendim "Bu gece Cimbomlu değiliz" dedik ya, Galatasaraylılar bir kıyamet kopardı ki sormayın.

"Böyle şey olur muymuş?" Neden olmasın? Bal gibi olur tabii. Üstelik, bu pek çok kişinin gönlünden geçen, ama korktuğu için söyleyemediği bir gerçek.

Az mı tanık oldum Fenerbahçe'nin bir Avrupa takımıyla yaptığı maçta, yediği golden sonra havalara zıplayan Galatasaraylılara. Ya da tam tersi, Galatasaray gol yiyince göbek atan Fenerbahçelilere.

Bu 100 yıla dayanan bir rekabet. Vatanla milletle ilgisi yok.

Zaten sorun burada. Uluslararası her karşılaşmayı "bir savaş" ya da "milli dava" haline getirmeyi o kadar adet edinmişiz ki, aykırı birşey duyunca bazıları çılgına dönüyor.

Oysa, herkes bu rekabetin esprileriyle dalga geçmeyi becerse, hayat ne kadar güzel olacak.

Kendini en hasta sanan taraftarlar ellerini vicdanlarına koysunlar ve kendi arkadaşları arasında yaptıkları esprileri bir düşünsünler bakalım. Hiç kanmayın öyle "Bu maç başka. Arkadaş Türkiye'de Fenerbahçeliyim ama uluslararası maçlarda hangi Türk takımı varsa onu tutarım" edebiyatı yapanlara. Elbette insanın gönlünden geçen Türk takımının başarısıdır da, eğer karşınızdaki rakip takımdansa, onu kızdırmak için neler yaptığınızı bir hatırlayın. Bu kadar basit işte.

Bu yazıyı yazdığımda Bilbao maçı başlamamıştı bile. Sonucu bilmiyorum. Ama ne farkeder. Finale kaldılarsa, alkışlarız, kalamadılarsa kızdırmaya devam ederiz. Hepsi bu.

Ancak hepimizin şunu düşünmesi gerek. Dünya artık eski dünya değil. Küçüdükçe küçüldü, sınırlar birbirine geçti. Uluslararası her platformu bir hesaplaşma arenasına çevirmek, bunu bir onur meselesi yapmak çağdaş ülkelerde ilkel bir davranış olarak algılanıyor.

Yenersiniz de yenilirsiniz de. Önemli olan "Daha iyisini nasıl yaparım?" diye düşünebilme yeteneğini kazanmaktır.

Kimse, 100 yıllık rekabetin keyfini, küfürle, şiddetle, kan davası gibi süren kavgalarla bozmaya çalışmasın. Bırakın birbirimize takılarak, kızdırarak gülelim. Sanki o anlaşılmaz gurur havasına girerek hayatı daha mı yaşanır hale getiriyoruz?

TC takımları

Galatasaraylıların tepkilerinde ne yazık ki hep aynı hamasi ifadeler vardı, dünkü faks, telefon ve e-mail'lerde. Diyorlar ki "O başka bu başka, yurtdışı maçlarda TC'nin takımı hangisiyse onu tutarız." Tutmayın diyen yok ki, ama Allahaşkına, TC takımları dediğiniz milli takımlar değil ki.

Üstelik Mustafa Denizli milli takımı oluştururken bu TC takımlarından oyuncu bulamıyor. Sonuçta TC takımlarında yedek bekleyen oyuncular milli takıma giriyor.

Bir bakın bakalım Galatasaray ve Fenerbahçe'nin kadrolarına. TC takımında bu kadar çok yabancı olur mu? Hagi, Taffarel, Popesku, Filipesku, çekin bunları ne olacak görün.

Ya da Fenerbahçe'de, Uche, Högh, Baliç, Boliç, Moldovan, Mosheue, Dimas. Buna bir de pasaportları yabancı olduğu için TC vatandaşı sayılmayan Almancı Türkler'i ekleyin. Sonra da bunlara TC takımı deyin. Olmaz.

Bilmem, bu konuyla dalga geçmekte haklı olup olmadığımı anlatabildim mi?

Kendimize bakalım

Bugün 10 Aralık. Önemli bir gün. Çünkü bundan tam 50 yıl önce Birleşmiş Milletler "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" kabul edildi ve imzalandı. 30 maddelik bu anlaşma Türkiye tarafından da kabul edildi 6 Nisan 1949'dan itibaren resmen yürürlüğe girdi.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin tüm maddelerini bugün gazetemizde bulacaksınız. Şimdi lütfen bu maddeleri tek tek okuyun ve kendi değerlendirmenizi yapın. Sonra Türkiye'de olup bitenleri düşünün.

Bu maddelerin hepsini beğendimizi söylüyor ve altına imza atıyoruz. Ama iş uygulamaya gelince "sıkıntı" başlıyor. Devleti yönetme becerisinden aciz olanlar, tüm dünya insanlarına sağlanan bu hak ve özgürlüklerin kendilerini tehlikeye sokmasından endişe ediyorlar. "Vatan, millet, bütünlük" gibi hamaset edebiyatı sözcüklerine takılarak, insanların özgürlüğünü sınırlamaya, hakları gaspetmeye çalışıyorlar.

Dünya da bunu bizim yüzümüze söyleyince öfkeye kapılıp "asmaktan, kesmekten, ilişkiyi koparmaktan" söz ediyorlar.

Hak ve özgürlükler, kendilerini "olmazsa olmaz" sayan, vatanı ençok sevdiklerine inanan, yönetmek için bunların sınırlanmasını isteyenler için elbette sakıncalı.

Ancak suyun yolunu değiştiremezsiniz. Türk halkı da "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde" yazılı olan kuralların tam anlamıyla uygulanmasını sağlayacaktır.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr