SALI 08 ARALIK 1998
1997 Aralık ayında Moskova'da, Gorbaçov'la görüşmeye gitmiştim.
Dönüşte yeni Rusya üstüne bir yazı dizisi yayınladım: Olga'nın Hikayesi.
Moskova'daki evinde intihar eden Olga'yı, yazı dizisinin eksenine yerleştirmiştim.
İşte o diziden birkaç satır:
Olga'nın çocukluğunu Stalin mahvetti.
Daha sonra İkinci Dünya Savaşı onun gençliğini parçaladı.
Bu acılara direnerek çalışan ve emekliliği için üç beş kuruş biriktiren Olga'nın yaşlılık dönemini de Rusya'daki yeni liberal demokratlar yoketti.
Çünkü Sovyetler Birliği'nin yıkılışından sonra işbaşına gelen yönetimler ve özellikle Gaidar'ın ekonomik şok uygulamaları Olga'yı bir saat içinde beş parasız bıraktı.
Kefen parası olarak biriktirdiği üç-beş kuruş, bir anda sıfır oldu.
Olga'nın yaşama imkanları elinden alınmıştı.
Hepsi öldürülmüş olduğu için, yanına sığınacağı akrabaları da kalmamıştı.
Huzuru ve kurtuluşu ölümde aradı.
Aynen, her yıl intihar eden 60 bin yurttaşı gibi.
Rusya bugün açlıkla karşı karşıya.
İnsan dramları yaşanıyor.
Zaten 20. yüzyıl, Rus halkı için tam bir karabasana dönüştü.
Birinci dünya savaşı, sonra ihtilal, Kızıl Ordu-Beyaz Ordu Savaşı, Stalin zulmü, İkinci Dünya Savaşı, peresteroika umutları derken piyasa ekonomisinin perişan ettiği milyonlar...
Ne bahtsız halkmış.
1990'dan bu yana intiharlar yüzde 50 arttı.
Kızıl ordu aç. Her yıl ortalama 500 subay intihar ediyor.
Rusya'daki suç oranı ABD'nin üç katına çıkmış.
Ve daha çarpıcı bir istatistik:
1929'li yıllarda doğmuş olan erkek nüfusun, bugün ancak yüzde 3'ü hayatta.
Yüzde 97'si savaşlarda, zulümlerde, kırımlarda, kamplarda yitip gitmiş.
Kalanlar da açlıkla karşı karşıya.
Rusya'daki her sosyal patlama dünyayı ve bu arada bizi çok etkiledi.
Açlık çeken Rusya'daki muhtemel gelişmeler (ki bunun içinde komünizme dönüş de var) önümüzdeki yıllara damgasını vuracak gibi görünüyor.