kapat

SALI 08 ARALIK 1998

Ruhat Mengi (e-posta:rmengi@sabah.com.tr )

Sırat köprüsünde yapayalnız

Türkiye'nin gündemine baktığınızda, aslında mantıken hiç bir konuda mantık yürütmemek gerektiğine karar veriyorsunuz. Olaylara mantıklı yaklaşımlarla çözüm aranmayan ve sırf bu nedenle de bulunamayan bir ülkede halâ kendi çapınızda çırpınıp durmanın mantıksızlığı sizi sarıveriyor çoğu zaman..

Sonra kendinizi bildiniz bileli aynı çelişkileri, aynı anlamsız tartışmaları defalarca izlemiş, yaşamış olmanın verdiği alışkanlıkla bir kez daha deniyorsunuz. Tekrar.. Yeniden..

Şu tabloyu birlikte izleyelim, bakın haksız mıyım?

TV'de haberleri dinliyorsunuz.. Ünlü bir haber sunucusu İçişleri Bakanı ile konuşmakta... "Sayın bakan, Tarkan gününde askere gitmezse vatandaşlıktan çıkarılacak değil mi?"

(Bakan kızıyor)

- Orasını ben bilmem, yargı karar verir. Şu anda böyle bir durum yok..

- Ama efendim, bir zaman verebilir misiniz yaklaşık olarak?

- Yargı bilir dedim ya..

- Sayın bakan, bir kaç hafta veya mesela üç ay sonra vatandaşlıktan çıkarılacak diyebilir miyiz?

- (Karşı karşıya olsalar bakan konuşanın kafasına muhtemelen bulduğu ilk vazoyu fırlatacak ama telefondalar Allahtan..)

Söyleyin şimdi, TV haberlerinde böyle konuşmaların yapıldığı bir ülkede mantık sınırları içinde neyi tartışabilirsiniz?..

Yine de hep birlikte denemeye devam..

Ülkede bir Tarkan krizi yaşanmakta. Herkes ondan söz ediyor. Kızanlar "Kim ki?. Ne yapmış ki?." diye haksızlık edenler, bu "en uzun" askerlik tartışmasının bile aslında onun başarısını kanıtladığını görmüyorlar.

Olay sadece Tarkan'ın "derrrhal" askere gönderilmesi değil..

Vatandaşlıktan da çıkarılsa bazıları için daha doyurucu olacak!

Sanki bugüne kadar bütün asker kaçaklarını vatandaşlıktan çıkarmışlar gibi..

Tam bu askerlik hikâyesi tartışılırken mecliste de "35-40 yaşına kadar askerden kaçanlara bedelli askerlik imkânı vermek" için çıkacak kanun gündeme geliyor..

"Tarkan hemen askere gitsin, gitmezse vatandaşlıktan atılsın" diye ortaya atılanların gıkı çıkmıyor bu yasaya.. Askere gönderilmemek için kilo almaya çalışan ve halâ meclise rahatça gidip gelen milletvekili Şeker'i de kimse hatırlamıyor. Varsa yoksa Tarkan, çünkü o sanatçı.. Meclis yok arkasında.. Hemen, şu anda gitmeli..

Oysa Tarkan, miletvekili gibi sahte evrak düzenlememiş, karar aldırmış gitmek için. Sonra, bugüne kadar hiç bir Türk pop müziği sanatçısının yakalayamadığı şansı yakalayıp Avrupa listelerinde bir numaraya fırlayınca, en ünlü magazinlere kapak olup (bu haftakilerde de var) boy boy posterleri verilmeye başlanınca "Bana biraz zaman tanıyın" demiş..

Başbakan çıkmış, gazete yöneticilerinin, yazarların, bakanların bulunduğu bir toplantıda resmen açıklamış, "Onu kültür elçisi yaparak bu sorunu çözeceğiz" diye.. Sanatçı buna güvenip Olympia'da Ocak ayında vereceği konserin hazırlıklarına girişmiş, yeni anlaşmalara imza atmış. Siz olsanız Başbakan'ın sözüne güvenmez misiniz?

Sonra Başbakan sözünü tutmamış, o günlerde siyasi durumu zayıflayınca yan çizivermiş.

Özal farkı..

İşte tam bu noktada Özal hatırlanıyor.. O olsaydı bu olay sürüp gitmezdi. Kendi pratiğine en uygun çözümü düşünür, yapardı. Özal, Türkiye'nin adını duyuracak insanlar ve özel sanatçılar için özel şartlar yaratabilen bir liderdi. (Bknz Naim Süleymanoğlu ve onun özgürlüğünü satın almak için örtülü ödenekten verilen para..)

Devlet bir yandan dünya çapında sanatçı yetiştirmek için harika çocuklar bulmaya çalışıp onlara özel ayrıcalıklar tanırken Avrupa'da doğup büyümüş ve sonra da Türkiye için tanıtım şansını kendi kendine yakalamış bir harika çocuğun yıpratılmasına göz yumuyor..

İşte Özal buna izin vermezdi.

Türkiye'den niçin Nobel ödülü alacak bilim adamı çıkmıyor diye üzülürdüm, artık üzülmüyorum. Çıksa biz ona da aynı şeyi yapar, uçmayı deneyen Hazerfen Ahmet Çelebi gibi çuvala koyup Sarayburnu'ndan denize atardık.

Her şey çok güzel olacak

Olacak da bu kadar çok sigara içmeye ve dumanını derin derin içine çekmeye devam edersen, süresi ne kadar olacak, Tanrı bilir Cem!

İnanılmaz bir şey.. Filmin her dakikasına herhalde üç sigara filan düşüyordu. Cem Yılmaz'ın filmini kaçırmak istemeyecek gençler için çok kötü bir sigara reklâmı.. Bir-iki tane yine hadi neyse, ama bu kadarı el insaf!

Bir de.. Bir de sevgili Cem Yılmaz, Türkiye'nin en yetenekli stand-up'çısı olarak filme o güzel esprilerinden bir kaçını katamaz mıydın?

Sadece sen olduğun için, yaydığın olağanüstü ve doğal semtapi için izlenmeyi istemek (ve beklemek) haksızlık olmuyor mu?

Hem kendine hem de seyircine?.

(Not: Bu eksiklere rağmen film, Mazhar Alanson'un beklenmedik oyun gücü ve müzik katkısıyla rahatça ve keyifle izleniyor.)


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr