SALI 08 ARALIK 1998
Günlerdir beklenen Ecevit-Çiller görüşmesi, bazılarının beklediği gibi değilse de, bizim beklediğimiz gibi sonuçlandı. Bazılarının beklediği -daha doğrusu gönlünden geçirdiği, Tansu Çiller'in Bülent Ecevit'in getirdiği formüllere uymasıydı.
Bunun mümkün olamayacağını anlamak için, çok önemli istihbarat kaynaklarına veya parlak yorum yeteneğine sahip olmak gerekmiyor. Basit siyasi gerçekleri oldukları gibi görebilmek, yeterlidir. Ancak, Türkiye'de 28 Şubat sürecini ifade eden "olgular" gözönüne alınarak, sonuçlar, makul olanda değil de, olmayanda aranageldiği için, bu olmayacak şeyin pekala olabileceğini -gönüllerinden öyle geçirdiklerinden dolayı- düşünenler oldu.
Konuya Çiller yönünden yaklaştıklarında, kendisini dışına atmış ve bir nevi cezalandırmış sistemin tekrar onu "iktidar denklemi" içine almasının, DYP Genel Başkanı için üzerine balıklama atlayacağı bir yem diye görülebileceğini hesaplıyorlardı.
Ayrıca, 28 Şubat'tan beri, bazı odaklar, kendileri çalmaya ve kendileri dinlemeye alıştılar ve tüm kamuoyunun da buna alıştırıldığına inandılar. Bu dönem zarfında, toplumu ve toplumsal dinamikleri deyim yerinde ırgalayan yoktu. "Devlet" çerçevesi içindeki senaryoların uygulanamayabileceğini de düşünemez olmuşlardı. Süleyman Demirel'i de, tıpkı diğer siyasi liderler gibi bir "siyasi aktör" değil de "devlet" olarak görmeye kendilerini şartlandırdıklarından ötürü, onun tercihlerinin uygulanabileceğini zannettiler.
Yanıldılar. Tansu Çiller'i "siyasi intihar" için teşvik ettiler. Ve, Tansu Çiller, bu yolu seçmedi. Basit gerçeklik şu: Tansu Çiller, tekrar "iktidar denklemi"ne girebilecek konuma geldi ise, bunu, bugüne kadar bu "denklem"e balıklama atlamak eğilimi göstermeyerek, doğru-yanlış "muhalefet konumu"nda kalmasına borçlu. Şu esnada, DTP ile yer değiştirmeye, Cindoruk'u yedeklemeye niçin razı olsun?
Ecevit başkanlığında ANAP-DYP-DSP koalisyonunun farklı anlam verebileceği bir fotoğraf olabilir mi? Üstelik, 28 Şubat ürünü olan ve bunca zamandır DYP'nin karşı durduğu ANAP-DSP blokuna "iltihak" ederek, DYP niçin buna meşruiyet sağlasın. Daha iki hafta önce, Cumhuriyet tarihinin yolsuzluk gerekçesiyle gensoruyla düşürülen ilk hükümetine, "tepesinde nöbetçi değişikliğiyle tekrarına", seçimlere yol alınırken DYP niçin payanda olsun?
Dışarıdan Ecevit destekli DYP-ANAP hükümeti de işin özünü değiştirmiyor. İş, Tansu Çiller cephesinden bakıldığında, Güneş Taner'le aynı gerekçeyle düşürülen Mesut Yılmaz'a meşruiyet sağlamaktan başka sonuç vermez.
Bu durumda, hükümet kurulamaz mı?
Kurulabilir. Makulü aramak lazım. Varsayalım ki, hiçbir formül işlemedi. O durumda "Çankaya hükümeti"ne gidilir. Dünyanın sonu değil. Dahası, Anayasa'nın 114. maddesi böyle bir hükümetin oluşumunda, Cumhurbaşkanı'na geniş bir keyfilik marjı da bırakmıyor.
"Cumhurbaşkanı geçici Bakanlar Kurulunu kurmak üzere bir Başbakan atar" dendikten sonra, "Geçici Bakanlar Kuruluna, Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları Türkiye Büyük Millet Meclisindeki veya Meclis dışındaki bağımsızlardan olmak üzere, siyasi parti gruplarından, oranlarına göre üye alınır" hükmüne yer veriliyor. Alın size, muhalefet partilerinin tümünün dillendirdiği "geniş tabanlı hükümet"...
Böyle bir kompozisyon, 45 günlük sürenin bitimiyle (Ocak başlarına denk geliyor), TBMM'nin kararlaştırdığı 18 Nisan seçim tarihi hesaplandığında, ideal bir "seçim hükümeti" de olabilir; hemen her parti yer alacağına göre, milli mutabakat konularında aciliyet gereken icraatları da yapabilir.
Demirel kaynaklı zorlamanın bertaraf edilmesi, Türkiye'nin siyasi geleceğinde bir "normalleşme" için elzemdi. Şimdi bu istikamette, soluk da olsa, bir "umut ışığı" yanmıştır...