kapat

SALI 08 ARALIK 1998

Kölelik Hukuku

GÜLAY GÖKTÜRK

Gereği düşünüldü: Urfa Ağır Ceza Mahkemesi, 19 yaşındaki Gönül Aslan için idam kararı verdi. Ama ne kalem kırıldı bu kararın ardından, ne gözyaşı döküldü. Çünkü karar, mahkeme kayıtlarına geçmedi. Her şey sessizlik içinde olup bitti.

Gönül bundan bir yıl kadar önce, kocasını bırakıp sevdiği adama kaçtı diye aile meclisi tarafından ölüme mahkum edilmişti. İnfaz, Fırat'ın kenarında tülbentle boğarak yapılacaktı. Ama olmadı, öldü sanılıp Fırat'a atılan Gönül suda ayılıp kurtuldu ve Jandarma'ya sığındı. Her şeyi anlattı. Bunun üzerine suçlular yakalanıp yargılanmaya başlandı.

Urfa Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu davanın kararı vardı. Mahkeme, Gönül'ü "töreler gereği" tülbentle boğup Fırat'ın sularına atan aile meclisi üyelerine önce 16'şar yıl hapis cezası verip sonra bunu "ağır tahrik" nedeniyle 4.5 yıla indirdi.

Ardından da "tutuklu geçirdikleri on ayı gözönünde bulundurarak" serbest bıraktı.

Urfa'da bacak kadar çocuklar bile biliyordu ki, katillerin tahliyesi Gönül'ün idam fermanıydı.

Ama takdir yetkilerini kullanan yargıçlar bu kadarını takdir edemedi...

Töreler bir kez daha galip geldi.

O kahrolası töreler, hukukun içine sızıp, yargıçların ruhunu esir alıp Gönül'ün boynuna dolandı.

Oysa Gönül, aile meclisinin hakkında verdiği idam kararından korunmak için adalete sığınmıştı.

Adalet onu tekrar yörenin vahşi ellerine teslim etti.

Cezanın nasıl infaz edileceğine, yine aile meclisi karar verecek.

Artık geçen seferki gibi başındaki süt beyaz tülbenti körpe boynuna dolayıp kan oturuncaya kadar sıkar ve Fırat'ın soğuk sularına mı salarlar, yoksa bu kez işi sağlama alıp iki kaşının ortasına bir av tüfeği mi dayarlar, bilinmez...


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr