kapat

SALI 08 ARALIK 1998

Töre kıskacı

Gönül, evliyken birini sevmenin cezası olarak Fırat'a atıldı, ölmedi. Töre gereği ölüm kararı veren aile meclisi yargılandı ve serbest kaldı. Gerekçe: "ağır tahrik"...

NEZİH GÜROL (SHA)

Şubat ayında meydana gelmişti olay... 1998'in Şubatı'nda. Fırat nehrinin kıyısında soğuktan donmak üzere olan bir genç kız bulunmuştu. Sarıp sarmalanan genç kız götürüldüğü Birecik Emniyet Amirliği'nde başına gelenleri anlattığında, başına gelenlere değil de kurtuluşuna şaşırmıştı dinleyenler.

19 yaşındaydı. Bir memur ailesinin kızıydı. Şanlıurfalı'ydı ama Antalya'da büyümüştü. 19 yaşına geldiğinde korktuğu başına gelmişti. Ailesi onu beşik kertmesi hala oğlu ile evlendirmek istiyordu. Daha doğrusu imam nikahı ile başgöz etmek istiyorlardı. Oysa o komşu oğlu Nihat'ı seviyordu. Ağladı, yalvardı ama dinletemedi. Büyükler söz kesmişti. İmam nikahı kıyıldı, Gönül Antalya'dan Viranşehir'e gelin gitti.

Kabullenmek zordu

Sevmediği bir erkeğin kadınıydı. Zordu; çok zordu bunu kabullenmek, buna katlanmak. Beklediği fırsat bayramla geldi. Şeker Bayramı öncesinde ailesini ziyaret etmek istediğini söyleyip çıktı yola. Nihat'la buluştular hemen. Kaçmaya karar verdiler. Bayramın son günü el ele verip uzaklaştılar Antalya'dan. Aydın'a, Nihat'ın tanıdıklarının yanına gittiler. Birkaç gün kaldılar orada ama huzursuzdular. Böyle kaçak yaşamak onlara göre değildi. Dayanamayıp döndüler. Gönüller'in evine gittiler. Nihat, "Biz yapamadık. Sizin rızanızı almadan içimiz rahat etmedi" deyip Gönül'ü emanet etti babasına.

O bir Urfa kadınıydı

Affedilmeyi umuyorlardı. Sevdalarının anlaşılacağını, büyüklerinin insafa gelip onları kendi elleriyle başgöz edeceklerini zannediyorlardı. Unutmuşlardı. Gönül bir Urfa kadınıydı ve Urfa'da "sevda" yasaklıydı. Töreler Demokles'in kılıcı gibiydi. Kimin kimi seveceğine, kimin kiminle evleneceğine töreler karar verirdu ve kararlar tartışılmazdı.

Gönül'ün babası Ali Aslan törelerine sonuna kadar bağlıydı. Biricik kızını o törelere kurban verecek kadar gözü dönmüştü. Adana, Antalya ve Birecik'te oturan kardeşlerini Antalya'ya çağırdı. "Alın bu kızı kocasına götürün" dedi. Biliyordu. Kızını ölüme yolladığını biliyordu... Hiç kılı kıpırdamadı.

Genç kadın Viranşehir'de amcaları Hacı, Abdullah ve Mahmut tarafından eşi Sakıp'a teslim edildi. Teslim edildi edilmesine ama Sakıp, "Bu olanlardan sonra ben onu almam" diyor başka bir şey demiyordu. Sonra törelerden söz etti amcalara. Töre deyince akan sular durdu. Amcalar "Öldürelim, o zaman" dediler. Karar verilmişti. Ertesi gün bir otomobile bindirdiler genç kızı. Önceden planlamışlardı. Birecik girişinde amca Hacı'nın yardımıyla genç kadının başından çekip aldığı eşarbı boğazına dolayan Sakıp, hınçla sıkmaya başladı. Kendisini aldatan, elaleme rezil eden karısının cezasını veriyordu. Onun en doğal hakkıydı bu. Ölmeliydi Gönül. Töreler böyle diyordu.

Soğuk su kendine getirdi

Hareketsiz öylece yığıldı Gönül olduğu yere. Hemen araçtan indirip Fırat nehrine fırlattılar onu bir çuval gibi. Sonra içleri rahat döndüler ilçeye. Ancak Gönül ölmemişti. Fırat'ın buz gibi sularına değdiği anda yay gibi gerilmişti bedeni. Kendine gelmişti. Bir an başına neler geldiğini hatırlamaya çalışıp sonra var gücüyle yüzmeye, hayatta kalmaya çalıştı. Şanslıydı.. Fırat'ın deli deli dalgalarla köpürdüğü bir yerlerde değildi. Sakindi nehrin o kısmı. Kıyıya çıkmayı başardı o sayede.

İşte bu yüzden şaşırdı karakoldakiler Gönül'ün anlattıklarına. Fırat'ın kollarına aldığını sağ bıraktığı görülmüş şey değildi. Can almakla ünlüydü Fırat. Sonra amcalar, cani eş ve babası birer birer getirildiler polis merkezine. Kızgındılar... Kızgınlıkları yakalanmalarına değil Gönül'ün ölmeyişineydi. "Keşke geberseydi. Namus davası bu. Allah belasını versin" diye konuştular.

Ve yargılama süreci başladı. Bu ülkede en ufak bir hırsızlık davasının bile yıllarca sürdüğü adalet mekanizması hızlı işledi. Şubat ayında meydana gelen olayın mahkemesi geçen hafta yani Kasım ayının son günü karara bağlandı.

"Ağır tahrik var" dendi

Şanlıurfa 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın karar duruşmasına, Gönül Aslan'ın tutuklu eşi Sakıp Aslan ile amcaları Abdullah, Mahmut ve Hacı Aslan katılırken, tutuksuz yargılanan baba Ali Aslan ve amcası Osman Aslan gelmedi.

Mahkeme, "adam öldürmeye tam teşebbüs" suçundan önce 16 yıl ağır hapis cezasına çarptırdığı sanıklardan Gönül Aslan'ın eşi Sakıp ile amcaları Mahmut, Hacı ve Abdullah Aslan'ın cezalarını, "ağır tahrik" ve "mahkemedeki iyi hallerini" gözönünde bulundurarak, 4 yıl 5 ay 20 güne indirdi. İnfaz Kanunu'na göre yapılan indirimleri de ekleyince tam "denk" düştü. Yattıkları süre aldıkları cezaya sayıldı ve Sakıp ile amcalar tahliye edildi. Mahkeme, baba Ali ve Amca Osman Aslan'ın ise beraatine karar verdi.

Teşebbüsle sınırlı kaldı

Aslında mahkeme sanıkları önce taammüden adam öldürmek fiilini düzenleyen TCK'nın 448. maddesi üzerinden 24 yıl ağır hapse mahkum etti. Ancak olay "teşebbüs"le sınırlı kalmıştı, bu nedenle ceza 16 yıla indirildi. Sonra mahkemedeki "iyi" halleri gözönünde bulunduruldu ve olayı ağır tahrik altında gerçekleştirdikleri belirtilerek ceza 4 yıl 5 ay 20 güne indirildi. Bu aşamadan sonra yapılacak tek şey kalmıştı. İnfaz indirimleri ve yattıkları süre eklenerek tahliyelerine karar verildi.

Şimdi tartışılıyor bu karar. "İyi" hal ne demek. Her mahkemeye başı önünde gelip giden "iyi" hale sahiptir denilebilir mi. "Ağır tahrik" nasıl olur. "Ağır tahrik" insanlara bir başkasını öldürme hakkını verir mi? Bir genç kızın yıllarca kardeş bildiği, akraba gözüyle baktığı bir gençle daha doğduğunda büyükler birbirine "evlendirelim" deyip kestirip attı diye bu gençle yaşamını paylaşmayı reddetmesi "ağır tahrik" midir.

Eğer bütün bunlar cinayete "tam" teşebbüs edenler için bir hak ise Gönül'ün hakları nelerdir. Yoksa Gönül'ün hiç bir hakkı "yok" mudur?

İyi hal indirimi

Mahkeme heyeti yanıtı karar zaptında veriyor. Mahkeme Başkanı Ayşe Can, olayın "ağır tahrik" altında gerçekleştirildiğine ilişkin TCK'nın 51/1 sayılı kararına muhalefet ederek, "hafif tahrik" fiilini düzenleyen 51/2 maddesinin uygulanmasını istiyor. Bu madde cezada 3'te 2'lik değil 4'te 1'lik bir indirim gerektiriyor. Bu da Aslanlar'ın bir süre daha cezaevinde kalmaları demek. Ancak heyetin diğer iki üyesi Hakim Ayşin Coşkun ile Hakim Abdülkadir Kılıç'ın oylarıyla karar "ağır tahrik" olarak kesinleşiyor.

Mahkemedeki "iyi hal" ise hukukçulara göre neredeyse gelenekselleşmiş bir karar maddesi. Mahkemede çok abes bir davranış sergilenmedikçe bu indirim uygulanıyor.

Ayrıca bu davada yargının önünde bir büyük zorluk da Gönül Aslan'ın ve diğer görgü tanıklarının hiçbir şekilde ifade vermeye yanaşmamış olmaları. Töre kıskacındaki yöre halkı ne böyle bir olaya bulaşmak istiyor ne de olayın mağdurları mahkemeye gelebiliyor. Çünkü ölüm her an her yerde onları bekliyor olabilir. Ve töre kıskacındaki adalet Urfa'da böyle tartışmalı tecelli ediyor.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr