SALI 08 ARALIK 1998

Avrupa'nın başkenti Brüksel'de kar yağıyor. Ara sıra yağmurlu da olsa ılık bir kışın yaşandığı İstanbul'dan burası sanki çok uzak... Sanki bir başka kıtadayım... Sanki İstanbul'dan buraya 3.5 saatlik değil de 13.5 saatlik bir uçak yolculuğu ile geliniyor. Üstelik bir milyon nüfusu ile Brüksel, 10 milyonu aşkın insanı barındıran İstanbul'dan çok farklı... Tüm Belçika'da yaşayanların sayısı 10 milyonu zor buluyor. Burada trafik tıkanmıyor, burada gecekondu yok, burada köylerden şehire akın etmiyorlar. Ancak yaşlı kıtanın merkezi Brüksel'de de İstanbul'daki canlılık ve gençlik yok.
Beş yaşında iken Belçikalı annesi ile Türk babası ayrılınca Brüksel ile İstanbul arasında 21 yıldır mekik dokuyan Şirin Kaynak bakın ne diyor: "Brüksel sakin bir şehir. Burada çalışıyorum ve dinleniyorum. Hepsi bu kadar. Hayat burada pek eğlenceli değil. Her taraf yaşlı insanlarla dolu. Az sayıdaki gençlerin gittiği birkaç yer var ama orada da hep aynı yüzleri görüyorsunuz. Eğlenmek istediğim zaman doğru İstanbul'a gidiyorum. Orada gençlik hakim. Gençliğin olduğu yerde de eğlence var. Üstelik İstanbul'da alışverişi de çok seviyorum. İstanbul'un Nişantaşı semti ve Kapalıçarşı'sı bence Londra'nın ünlü mağazası Harrods'dan daha cazip. Bu sene Noel ve Yılbaşı alışverişimi İstanbul'da yaptım. Herkes getirdiğim hediyelere bayılıyor..."
Avrupa Konseyi İnsan Kaynakları'nda çalışan adı gibi şirin Şirin'e Apo'yu soruyorum...
"Öcalan mı?.. Noel'den önce bir neticeye bağlansa iyi olur..."
Başta Avrupa Parlamentosu olmak üzere Avrupa Birliği'nin pek çok kuruluşunun yanı sıra NATO'ya da ev sahipliği yapan Avrupa'nın merkezi Brüksel'de bakalım Türk ve İtalyan dışişleri bakanlarının buluşmaları Apo davasına nasıl bir yön kazandıracak...
İsmail Cem ile Lamberto Dini anlaşma zemini bulabilecekler mi bugün göreceğiz ancak görüşmenin mekanında sanki Türkiye aleyhine kamuoyu oluşturuluyor.
Brüksel'de bulananların en fazla seyrettikleri televizyon kanallarından TV Brussel her 40 dakikada bir döndüre döndüre devamlı verdiği "The European Magazine" isimli programda Türkiye'deki insan hakları konusunu gündeme getiriyor. 1971 yılında Türkiye'den ayrılarak Belçika'dan siyasi sığınma alan ve gazeteci olduklarını söyleyen İnci Tuğsavul ve Doğan Özgüden çifti bir yandan Türkiye'de insan hakları bulunmadığından yakınırken bir yandan da Apo vakasıyla ilgili görüş bildiriyorlar:
"Uydu marifetiyle buradaki Türk gençleri Öcalan'a karşı şartlandırıldı. Beyinleri yıkandı. 14-18 yaşlarındaki kimlik arayışındaki bu gençlerin aşırı milliyetçi ve aşırı sağcı olmaları kolay oldu. Ve sokaklara döküldüler. Böylece Türk otoriteleri Avrupa'ya karşı baskı uygulayabildi..."
Türkiye'deki insan hakları konularının işlendiği "Info-Türk" isimli Fransızca ve İngilizce bir yayını 25 yıldır çıkartmakta olan çift "Türkiye'de başladığımız savaşımıza burada devam ediyoruz" diyor.
Ve programın sonunda yayını kimin hazırladığını okuyorum... "Avrupa Parlamentosu'nun katkılarıyla gerçekleşen TV Brussel'in Avrupa Komisyonu ile ortak prodüksiyonu..."
Bir yandan Beynelmilel İnsan Hakları Beyannamesi'nin 10 Aralık'taki 50'nci yıldönümü kutlamalarına şimdiden başlayan, bir yandan da AB ülkeleri dışişleri bakanlarının toplantısına bugünlerde ev sahipliği yapan Brüksel'in televizyonunda tam bu günlerde bu programın yayınlanması insanın içine bir kuşku düşürüyor. Açıkçası Avrupa'nın başkenti, Türk Dışişleri Bakanı'nı pek de olumlu bir atmosferde karşılayamayacağa benziyor. Zaten hava sıcaklığı da eksi 2 ile 2 derece arasında dolaşıp duruyor. Üstelik bu mevsimde buralara sıcağın pek geleceği de yok...
Neyse ki İsmail Cem, NATO Dışişleri Bakanları toplantısına katılmak üzere buraya geliyor. Avrupa Birliği'nden bugüne kadar pek gülmeyen yüzümüzü hep NATO aydınlattı. Ne var ki şimdilerde NATO'da da işler değişeceğe benziyor. 2000'li yıllara büyük değişiklikler yaparak girmek isteyen Avrupa'nın yeni solcu hükümetleri bir yandan para birliğine giderken, diğer yandan da savunma birliği kurma peşinde... Aslında ABD'nin SSCB'nin dağılmasından sonra (sınırları içinde) savunma özelliğinden dünyanın güvenliğini sağlama işlevine kaydırılan NATO'ya biçtiği yeni rol (Amerika'nın liderliğinde dünya meselelerinde başrolü oynamak) Avrupalılar tarafından belki de değişikliğe uğratılacak. Özellikle Fransa ile anlaşan İngiltere Başbakanı Tony Blair'in başını çektiği güçlendirilmiş Avrupa Savunma İşbirliği'nin, Amerika'nın ekonomik ve dış politikalarına karşı dünyaya alternatif sunacak bir Avrupa gücü olarak ortaya çıkacağını düşünenler var. Ayrıca AB'ye dahil olmayan Türkiye gibi NATO üyelerinin de "ikinci sınıf" muamele görmesi söz konusu ediliyor. Böyle düşünenler, bu gidişin hem NATO'yu hem de Avrupa'yı bölebileceğini dahi iddia ediyorlar.
Bütün bu gelişmeler arasında artık Apo'nun terörist olduğunu kabul eden Avrupa, bakalım uluslararası mahkeme fikrini diretmekten vazgeçecek mi?.. Yoksa "Bu mahkemede sadece Öcalan işlediği suçlardan adil bir şekilde yargılanacak. Türkiye'deki insan hakları bu mahkemede masaya yatırılmayacak, konu edilmeyecek" garantisi vererek bizi mi ikna etmeye çalışacak...
Brüksel'deki bir ABD diplomatik kaynağı Apo konusunda yüreğimize su serpiyor: "İtalya da bizimle aynı görüşte. Yani Balkan politikasında Türkiye'nin önemini kavrıyor. Yunanistan yerine Türkiye'yle işbirliğini seçiyor. Dini bunu çok iyi bilen biri. Türkiye ile gerginliğin bir an önce sona erdirilmesini istiyor. Zaten zaman zaman sorumlu bir hükümet başkanı değil de sanki bir NGO (Non Governmental Organization-Sivil Örgüt) yetkilisi gibi açıklamalar yapan Başbakanı Massimo D'Alema ve Adalet Bakanı Oliviero Diliberto ile ters düştü."