PAZAR 06 ARALIK 1998
ANAP ve DYP'nin sağda, CHP ile DSP'nin de solda birleşmesinin ülkemiz için en hayırlı olay olacağı kesindir. Seçmenin de istediği bu olmakla beraber liderler aralarındaki şahsi sürtüşmeleri bir türlü halledemediler.
Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel 56. Hükümeti kurma görevini DSP lideri Bülent Ecevit'e verdi. Cumhurbaşkanımız devletçi ve kuralcıdır. Anayasa'ya göre hareket etmesiyle tanınmıştır. Çankaya'da çok çalışkan, sürekli hareket halinde bir Cumhurbaşkanı profili çizerken, tarafsız yönetimine de kimse bir şey diyemedi. Hükümet bunalımı olmasına rağmen Süleyman Demirel gibi deneyimli, büyük devlet adamına sahip olmamız bugün halkımıza büyük güvence vermektedir. Eski bunalım yıllarının aksine bürokrasi ve devlet çarkı iyi işlemeye devam ediyor.
Kuralcı diye bildiğimiz Cumhurbaşkanımız, hükümeti kurma görevini birinci parti lideri Recai Kutan'a vermedi. İkinci parti lideri Mesut Yılmaz'a da gensoru ile düşürüldüğü için görev veremezdi. Üçüncü parti lideri Tansu Çiller'i sollayarak, dördüncü parti lideri Bülent Ecevit'e bu görevi verdi. Recai Kutan'ın pek tepkisi olmadı. Tansu Çiller'in ise tepkisi var ve de çok sinirli. Demokrasi çerçevesi içinde Tansu Çiller tepki göstermekte haksız sayılmaz. Ana-Yol kuruldu, Mesut Yılmaz'a başbakanlığı verdi. Kendisine başbakanlık hakkı tanınmadı. Refah-Yol kuruldu Erbakan'dan sonra başbakan olması gerekirken o da olmadı. Ancak, hükümet düşürüldükten sonra Çiller'in beyanatı şuydu; "Zorluk çıkarmayacağız. Destek vermeye de, destek almaya da hazırız" halkımıza bu demeci veren Çiller'in, Ecevit'e destek vereceği ortada. DYP'de konuştuğum pek çok milletvekili Ecevit'in hükümetine girmenin, ANAP-DSP içinde DYP'nin de olmasının parti yararına olduğunu söylüyorlar.
Bütün partiler 18 Nisan'da seçim istiyor. Seçime giderken iktidarda olmak partilerin yararına. Ancak, Nisan'daki seçim Türkiye'nin ne kadar yararına? Tekstil, inşaat ve otomotiv sanayii kelimenin tam anlamıyla felç durumunda. Üretim duruyor, işsizlik artıyor. Kamuoyu yoklamaları, şimdiki sistem ile yapılacak bir seçimin güçlü bir tek parti iktidarı ya da iki partili koalisyon çıkartamayacağını gösteriyor.
Siyasi partiler ve Seçim Yasası'nda düzenleme yapmadan seçime gidileceği anlaşıldı. Ancak, hiç olmazsa yerel seçimlerde iki aşamalı sisteme yönelmek ülkemize büyük yarar sağlayacaktır. Genel seçime de bu sistem ile girileceğine göre, parti ittifaklarına izin verecek değişikliklerin yapılması, güçlü hükümetlerin kurulmasını sağlayabilir. Bunlar bile şimdiki sisteme fayda sağlar.
Her şeye rağmen hükümetsizlik ve Nisan ayındaki erken seçim Türkiye'yi Avrupa'da zayıf düşürdü. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nde Göçler, Mülteciler ve Nüfus Komisyonu'nda bir süredir Türkiye açısından son derece rahatsızlık yaratan konular ele alınmaktadır. Diğer taraftan özellikle, Almanya'da iktidarda bulunan Yeşiller, Türkiye için yeni fikirler ortaya atmaktadırlar. Apo'nun Uluslararası Mahkeme'de yargılanmasını isterken, Türk tarafının da yargılanan diğer kesim olmasını istiyorlar. Danimarka'daki Politiken ve Almanya'nın ciddi gazetelerinden Die Zeit'taki yazılara göre "Türkler neye sevindiğini bilemediler, Türkiye aleyhinde siyasi platformlar oluşuyor" deniliyor. Avrupa'da bu oyunlar oynanırken, rejisörlüğünü de Amerika'nın yaptığı kesindir. Türkiye'yi Türkler yönetecek. Güçlü lider ve güçlü hükümetlere ihtiyacımız var. Avrupalılar, bu ahlâksız düşünceleri düşünemeyecek şekilde, güçlü Türk hükümetinden çekinmelidirler.
ANAP ve DYP birleşemedi. Solcu Bülent Ecevit başbakanlığında iki partinin hükümette olmaları çoğunluk hükümetini teşkil eder. Hiç olmazsa seçime kadar yüzde 55 halk çoğunluğuna dayalı hükümet ülkemizi yönetir.
Bugün Türkiye'de "En dürüst politikacı kimdir?" anketi yapılsa Bülent Ecevit'in ilk sırada yer alacağı kesindir. Bülent Ecevit'in başbakanlığına, Türkiye'de sağda ya da solda itiraz eden az insanın olacağını biliyorum. Ecevit'in başbakanlığındaki ANAP-DYP-DSP İcraat hükümeti hiç olmazsa, Yerel Seçimlerin iki turlu yapılmasını Meclis'te kanuna bağlayabilir.
Avrupa'da Türkiye üzerine oynanan çirkin oyunları yazdım. Politikacılarımız ciddi şekilde ülkemizi düşünsünler, bir anayasal kuruluş olan MGK'nın meşru ve hukuki zemininde asker tarafının Türkiye'yi herhangi bir badireye sokmamak için olan çabalarını da hiç kimse ekzejere etmesin.
Juventus İstanbul'da istediğini elde etti. UEFA'nın yardımıyla ve onun tayin ettiği Fransız hakemle. Fransız hakem, iki Hakan'a sarı kart göstermeye kararlıydı. Hakan'dan ve Fatih'ten öğreniyoruz ki, Fransız hakemin Galatasaray kaptanına galiz küfürleri var. UEFA kurallarına göre hakem küfür edemez, suç işlemiştir. Galatasaray'ın hakkını herhalde Yönetim Kurulu savunacaktır.
Juventus'un çeyrek finalist olabilmesi için İstanbul'da galip gelmesi bir şey değiştirmiyordu. Çünkü İstanbul'daki beraberlik ve galibiyeti, çeyrek finale çıkarabilmesi için Rosenborg'u Torino'da yenmesine bağlı. Norveç'te ligler biteli bir ay oldu. Juventus'un Rosenburg'u yeneceğini düşünüyorum. Galatasaray, Bilbao'da yenilirse son beş yılın en kötü Juventus'u çeyrek finalist olur. Galatasaray Yönetim Kurulu, Bilbao maçının hazırlığını, futbolcular kadar yapsın. Çünkü Juventus bütün organlarıyla Bilbao'da Galatasaray'a tuzak kuruyor.
Üç haftadır Hıncal yine yalan, dolan yazıyor. Cevap vermedim, terbiyesizce sınırları aştı. "Hıncal beyefendinin yaptıkları nedir?" diye soruyorum. Aldığım cevap; "Kafadan hasta zavallı" oluyor. Yazdığım yazıların manasını anlamaz, bilgisi yoktur. Neyin ne olduğunu bilmez, kültürü yoktur. Benim onunla televizyona çıkma arzumu yazar. Böyle bir davetim yoktur, yalan söyler. Ali Şen'in huzuruna çıkabilmesi için, Hıncal'ın yalancı olmaması şarttır.
Beni ısrarla programa çağıran bizim atv ve diğer TV müdürlerinden rica ediyorum, bu hasta adama yardım edin, televizyona çıkarın. Pazartesileri TV programına çıkar, yapımcısına sorarım; "Programını beğeniyormusun? Niye canlı değil?" Cevap şudur; "İki hafta kaldı. Canlı programa çıkmıyor, çünkü telefon ile katılırsınız, diye ödü kopuyor" Zavallı kafadan hasta, Hıncal beyefendiye yardım edelim. Bizim gazetede de yazdığı yazı konmaz, reklamlar konur, çerçevesini beğenmez.
Ajda Pekkan'a bir fare için kızdığını sanmıştım. Meğer Ajda'nın söylediği şarkının sözleri üzerine alınmış "Kapı açık, arkanı dön ve çık, istenmiyorsun artık". Zavallı Hıncal beyefendiye, kafadan hasta olduğunu söylemeyelim. O kendisini gazeteci-yazar sanıyor!