PAZAR 06 ARALIK 1998
Ayın ilk pazar günü ekonomiye tasarrufçu gözüyle bakıyoruz. O arada bir önceki ay ortaya çıkan eğilimleri de değerlendirmiş oluyoruz.
Özellikle son hafta yayınlanan istatistikler ekonominin yönünü iyice belirgin hale getirdi. Gelişmelerin bizim öngördüğümüz şekilde çıkmasından elbette memnunuz. Başka anlamlar da buluyoruz.
En önemlisi, ekonominin iktisat teorisi ile tutarlı davranması. Türkiye'de buna inanmayan çok insan var. Utanmasalar, iktisat kuralları burada işlemez diyecekler. Ama pekala işliyor.
Bütçe ve para politikasının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Hükümet bütçeye disiplin getirip para politikasını da sıkınca, ekonomide istikrar artıyor. Neye rağmen? Siyasi istikrarsızlığa rağmen. Bu kadar basit.
Bir an için düşünün. Dünya ekonomisinde zaten tedirginlik yüksek. Sıkı para ve maliye politikaları uygulanmamış olsaydı, Yılmaz hükümeti düşünce neler olurdu? Döviz, faiz, fiyatlar, vs ekonomi hemen karışırdı. Hiçbiri olmadı.
Perşembe günü Kasım ayı enflasyonu açıklandı. Piyasalar TEFE'yi yüzde 3.8-4.2 aralığında bekliyordu. En az 0.5 puan aşağıda, yüzde 3.4 çıktı. Yıllık toptan eşya fiyat artışı da yüzde 58'e geriledi.
Aralık için yüzde 3 tahmin ediyoruz. Buna göre, 1998 yılı toptan eşya enflasyonu yüzde 55 olacak. Hükümetin öngördüğü yüzde 50'nin üstünde. Fakat, kamuoyunun beklediği yüzde 60 hatta 70'lerin ise çok altında.
Bütün işaretler, enflasyon canavarının belinin kırıldığını gösteriyor. Yılbaşından sonra, enflasyondaki düşüşün hızlanması çok ciddi bir ihtimaldir. Hesaplarımızı ona göre yapıyoruz.
Neden? Bir sürü teori ortaya atılıyor. Yok petrol fiyatı düşüyormuş, yok dünyada deflasyon varmış. Bütün bunların da bir payı yok değil. Fakat, esas neden bunlar değil.
Altını sürekli çiziyoruz. Yılmaz hükümeti bütçeye disiplin getirdi ve sıkı para politikası uyguladı. Kasım için geçici bütçe rakamları faiz öncesi fazlanın 2.8 katrilyon TL'ye çıktığını ve bütçe açığının 4 katrilyon TL'nin altında kaldığını gösteriyor.
Sıkı para ve maliye politikası iç talebi kısıyor. Büyüme hızı geriliyor. Ocak-Eylül dönemi GSMH büyüme hızı yüzde 4.4 olmuş. İçinde bulunduğumuz çeyrekte eksiye düşmesini bekliyoruz.
Bu durumda, bir yandan cari işlemler dengesi artıya geçiyor. Yani kazandığımızdan daha az döviz harcıyoruz. Böylece devalüasyon ihtiyacı da azalıyor. Dolayısıyla, ekonomideki fiyat artışları da yavaşlıyor.
Bu duruma iktisatçı dilinde "dezenflasyon" (dysinflation) deniyor.
Ağustos ayında, tüketimini kısanlar kârlı çıkacak demiştik. TL reel faizleri çok yüksek seyrediyor. Aylık faiz yüzde 7 civarında. Halbuki ortalama fiyatlar yüzde 4 artıyor. Bazı dayanıklı tüketim mallarında ise fiyatlar neredeyse sabitlendi.
Bu ne demek? Bir malı 3-4 ay geç alıp, arada paranızı repo veya mevduatta değerlendirirseniz, reel olarak yüzde 10-15 daha ucuza almış oluyorsunuz.
Üstelik, tüketimi kısmanın ekonomiye de yararı var. Enflasyonla mücadeleye destek oluyorsunuz. Faizlerin daha da yükselmesini engelliyorsunuz. İşin bu boyutunu da unutmamak gerekiyor.
Cari işlemlerde döviz fazlasının varlığı, TL'de devalüasyon ihtimalini ortadan kaldırıyor. Bu durumda, en akıllısı TL'de kalmak. Yüksek reel faizlerden azami derecede faydalanmak.
Çok önemli bir soru hâlâ ortada. TL faizleri yakın gelecekte düşer mi? Düşecekse, uzun vadeye girmek çok kârlı olacak. Ama ya yükselirse? Yazın bu konuda yanıldık.
Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş. O nedenle vade konusunu tasarrufçuya bırakıyoruz. Risk sevmeyenler kısa vadede kalabilir. Kumarbazlar için, uzun vadeye girmenin tam zamanı.
Özet: Yüksek faizlere selam, tasarrufa ve TL'ye devam.