PAZAR 06 ARALIK 1998
Ne garip ülkede yaşıyoruz. Herkes bir şeyler yapıyor, ama kimse olması gereken yerde değil. İlkesizlik ve tutarsızlık diz boyu. Kamuoyu ise, birbiriyle çelişen bilgi bombardımanı yüzünden sağlıklı karar verme yeteneğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. İster istemez "rüzgarın estiği" ya da "estirildiği" yöne doğru eğilip bükülüyor.
"Seçime mi gidiyoruz, yoksa 2000'lere mi erteleyeceğiz, Ecevit hükümet kurabilecek mi, yoksa başka alternatifler mi çıkacak?" soruları arasında siyaset de bunalım içinde. Bu kargaşa ortamında siyasetçiler de haketmedikleri yerlerde oturuyorlar.
İsterseniz, bunu örnekleyerek görelim, o zaman daha kolay.
DEMİREL: 40 yıldır politikanın içinde, olumlu olumsuz pekçok konuda bizzat imzası var. 12 Eylül öncesinden bugüne siyasi istikrarsızlık yaratmada sorumlu, ama, bir bakıyoruz Demirel kurtarıcı gibi, sanki rejimin teminatı. Bu payeyi hakediyor mu?
YILMAZ: Başbakan Yılmaz, ülkeyi iyi yönetemedi. Döneminde pekçok yolsuzluk, usülsüzlük iddiaları atıldı ortaya. Bunların pekçoğu da kanıtlandı. Çetelere karşı savaştığını söylüyor ama ortaya çıkan çeteyle de partisinin şöyle ya da böyle bağlantısı olduğu da anlaşılıyor. Son olarak Korkmaz Yiğit olayında adeta "çıplak" yakalandı. Ama tam o sırada çıkan Apo krizi nedeniyle bir anda "vazgeçilmez Başbakan" gibi anılmaya başlandı. Neredeyse "kahraman" ilan edilecek. Hakediyor mu?
ECEVİT: Hükümeti yeniden kurmakla görevlendirilen Ecevit, hiçbir şey yapmadı, sadece iktidar ortağına payanda oldu. Pekçok yolsuzluk, onun da iktidar ortağı olduğu dönemde ortaya çıkarıldı, ama Ecevit "dürüstlüğün" simgesi olarak anılıyor. Sanki Ecevit'ten başka dürüst yokmuş gibi, bir de "Umudumuz" oldu. Hakediyor mu?
ÇİLLER: Türkiye'nin ilk kadın Başbakanı yolsuzlukla ve halka yalan söylemekle suçlandı. İktidardan indirildi. Hakaret gördü ve aşağılandı. Rakipleri tarafından tamamen silinmek istendi, oysa kendi haline bırakılsa belki çoktan çekilmişti, şimdi yine dışlanmak isteniyor, ama o iktidarın önemli bir ortağı olmaya hazırlanıyor. Hakediyor mu?
BAYKAL: İlkeleri doğrultusunda siyaset yürüttü. Ara sıra kırdı döktü ama taviz vermedi. Çok önemli bir yolsuzluğun ortaya çıkarılması üzerine siyasi tavır koydu. Ama aynı anda çıkan Apo krizi nedeniyle çabası ters tepti. Şimdi halkın gözünden düştü. Hakediyor mu?
CİNDORUK: Derin devlet rüzgarının önünde esti gürledi. Refahyol'un düşürülmesi için, demokrasiye uymasa da milletvekili transferleri yaparak zamanın iktidarını boğdu. Yeni hükümetin kurulmasında payanda oldu. Şimdi bir kenara atıldığı gibi milletvekilleri de aç kurtlar gibi seçilebilecekleri parti arayışına girdi. Hakediyor mu?
ERBAKAN: Partisi kapatıldı, siyasi hakları elinden alındı. Oysa, siyasi İslâm görüşü ağır basan bir siyasetçi olarak 40 yıldır devletle uzlaşma halindeydi. Radikal unsurların önünde bir setti. Şimdi idamla yargılanıyor. Hakediyor mu?
İtalyanlar Apo'yu, Fransızlar da Çakıcı'yı vermemek için kırıtıyor. Nedeni de Türkiye'de ölüm cezasının yasalarda olması. "Verirsek asarsınız" diyorlar. Oysa gelip Türkiye'ye bir baksalar, bırakın idam cezasını normal cezaların bile uygulanmadığını görecekler. Dünkü manşetimiz ibret verici örneklerle doluydu hatırlarsanız. Katliam yapanların bile üç beş yılda tekrar toplum içine döndüğü bir ülkede yaşıyoruz. Öyle zannediyorum ki, Apo da Çakıcı da aslında Türkiye'de yargılanmak istiyorlardır. Çünkü dünyanın başka neresinde yargılanırlarsa yargılansınlar, her yerde Türkiye'den daha fazla ceza alırlar. Baksanıza Çakıcı Fransa'ya pasaportsuz girmekten bile ne kadardır hapis yatıyor. Bizde olsa bir gün hapiste kalır mıydı?