kapat

SALI 01 ARALIK 1998

Gülay Göktürk (e-posta:ggokturk@sabah.com.tr )

Sözde Kürt sorunu

"Sözde Kürt Parlamentosu", "Sözde Kürt lideri", "Sözde sürgündeki sözde Kürt Parlamentosu'nun sözde Kürt temsilcileri..."

Hepsine tamam... Zaman zaman "sözde" sözcüğünün nereye konulacağı konusunda -özellikle sözde İtalya'dan heyecanla haber geçen muhabirler- zor anlar yaşasalar da, dil sürçmesi sonucu "sözde"nin cümle içine yanlış konuşlandırılması yüzünden ortaya komik ifadeler çıksa da, bu "sözde"lerin hepsi kabul.

Peki "sözde Kürt sorunu" ifadesine ne demeli?

Geçtiğimiz günlerde Türkiye'nin en büyük gazetelerinden birinin manşetinde "Sözde Kürt sorunu" ibaresini görünce, bir yılgınlıktır çöktü üstüme. "Her şey boşuna", dedim içimden, "Biz bu işin içinden çıkamayacağız..."

Demek ki, biz hâlâ, 1970'lerde, basın savcılarının her Kürt sözcüğünün altını çizip dava açtığı günlerden bu yana bir arpa boyu yol gidememişiz. Bütün bu yıllar boyunca, cumhurbaşkanından bütün siyasi parti liderlerine kadar her ağzını açanın "PKK sorunundan ayrı ele alınması gereken bir de Kürt sorunu" olduğunu söylemesi boş bir aldatmacaymış.

Meğerse her şey sözde kalmış...

Oysa biz neleri tartışmıştık!

Bu yılgınlık içinde, son birkaç yıldır hazırlanan Kürt Sorunu Raporları'nı karıştırırken, TÜSİAD'ın Demokrasi Paketi'nin Tartışma Toplantıları Dizisi'nde yer alan İnsan Hakları Paneli'ne rastladım.

Çok değil, bundan dokuz ay önce yapılan bu panelden bu yana köprülerin altından ne çok su akmış. Ve sular nasıl da geriye geriye akmış!

Belki hatırlarsınız, 1998 Şubatındaki o panelde, Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesinin ve Siyasi Parti Kanunu'nun 81'inci maddesinin kaldırılmasını tartışmıştı aydınlar.

Prof. Dr. Bülent Tanör gerçek bir aydın cesaretiyle, ayrılıkçı düşüncenin de bir düşünce olduğunu ve teröre başvurmadıkça yasaklanmaması gerektiğini savunmuştu. "Bölünelim demiyorum, referanduma gidelim demiyorum, ama hiç olmazsa düşünce özgürlüğü planında terör örgütü övgüsü dışında, tahrik dışında düşünceyi cezalandırmayalım. Terörle Mücadele Kanunu'nun 8'inci maddesini kaldıralım" demişti.

Yine o toplantıda, Siyasi Partiler Kanunu'nun "Azınlık yaratılmasının önlenmesine" ilişkin 81'inci maddesi eleştirilerek, "Siyasi partiler Türkiye'de Türk dilinden ve kültüründen başka kimliklerin, kültürlerin, dillerin bulunduğunu ileri süremezler, bunların korunması ve geliştirilmesine çalışamazlar. Eğer bu yolda çalışırlarsa kapatma sebebidir" diyen bu madde bir "kültür jenositi" maddesi olarak nitelenmişti. Daha dün demokrasiye geçmiş Romanya'nın ikinci büyük partisinin Macar kökenli bir parti olduğu belirtilmişti o toplantıda. "Biz neden korkuyoruz ki" denmişti.

Eğer Sevr hortlayacaksa...

Evet, biz daha dün bütün bunları tartışmıştık.

Şimdiyse, Kürt sorunu demeye bile dilimiz varmıyor. İnkardan medet umup Türkiye'nin belki de en büyük ve en acılı sorununu "sözde sorun" ilan ediyoruz.

Ondan sonra, varsa yoksa "Sevr'i hortlatmaya çalışanlar" edebiyatı...

Mustafa Kemal, Sevr'i yırtıp atabildiyse, hem Kürt halkıyla, hem de bu ülkenin hacısıyla hocasıyla en geniş ittifakı yapabildiği için; Türkiye'nin bütün toplumsal güçlerini birleştirebildiği için başarabildi bunu. Eğer o da, şimdikiler gibi Kürt ve şeriat fobisine kapılmış olsaydı; ne Kurtuluş Savaşı, ne de bağımsız Türkiye Cumhuriyeti devleti mümkün olurdu.

Ve eğer Sevr bir gün hortlayıp da karşımıza dikilirse, emin olun ki bu, Avrupa'daki sözde düşmanlarımız yüzünden değil, bir türlü kurtulamadağımız şu Kürt ve şeriat fobilerimiz yüzünden olacak.

Böyle giderse, yakında sözde bir uluslararası bir konferansın, sözde Kürt sorununu sözde uluslararası bir platforma taşıyışının haberlerini bol "sözde"li cümlelerle dinleyecek ve sözde dostlarımızın nasıl olup da bizi arkamızdan hançerlediklerine şaşıp şaşıp kalacağız.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr