SALI 01 ARALIK 1998
Türkiye'nin etkili çevrelerinde öfkeli bir koro oluştu.
Bu öfkeli koro "Avrupa'dan Kopma" oratoryosunun, kreşendo bölümünü seslendiriyor.
Gazetelerimiz her gün Avrupa ülkelerine yöneltilmiş binbir hakaretle dolu.
Başbakan seviyesinde "Avrupa'yı yakıp yıkmaktan" sözediyoruz.
Sokaklarımızda çeşitli ulusların bayrakları yakılıyor.
O ülkelerin halkının da bir ulusal gururu olduğunu unutmuş görünüyoruz.
Hangi ulus bayrağının yakılmasına katlanabilir?
Hangi ülke, köpeklerle bir tutulmayı içine sindirebilir?
Aynı şeylerin, bir başka ülke sokaklarında Türkiye için yapıldığını düşünün.
İçerde öyle bir hava oluşturduk ki, sanki bizden başka kimsenin ulusal gururu yok.
Dünyada bir tek Türkler vatansever.
Türkler kalkıp "Roma'yı yakarız!" diyebilirler, "Kahpe İtalya!" diye bağırabilirler, "Avrupa'ya dünyayı dar ederiz!" diye bütün kıtayı tehdit edebilirler, istedikleri ulusların bayrağını yerde sürüyebilirler, kimsenin canı yanmaz.
Ama yabancı bir devlet adamı kazara "Türkiye'de insan hakları..." falan diye bir söz söylese, çoluk çocuk milletçe sokaklara dökülürüz.
O siyasetçinin ne kahpeliği kalır, ne kalleşliği...
Bu öfkeli sesler arasında, bize kim yol gösterecek!
Kim sağduyuyu hatırlatacak?
Acaba Atatürk'ün bu konudaki tavrını hatırlatmak bir işe yarar mı?
Bilmem ama yine de bir deneyelim.
Mustafa Kemal Atatürk, ülkesini işgal edenlere karşı bir Kurtuluş Savaşı verdi.
Türkiye'nin idam fermanı olan Sevr anlaşmasını kimin yazdığını, Yunan ordusunun arkasında hangi devletlerin olduğunu gayet iyi biliyordu.
Bu tuzaklardan kurtulmak için askeri ve siyasi alanda elinden geleni yaptı. Milleti Batı'ya karşı seferber etti.
Ama savaşın en acı günlerinde bile kendisini bölmek isteyen Avrupa'yı karşısına almamaya özen gösterdi.
Küfür etmedi, aciz gösterilere kalkışmadı, öfke nöbetleriyle sarsılmadı.
"Ben de Avrupa'dan koparım. Dünyayı başınıza geçiririm. Görürsünüz!" diye çocukça böbürlenmedi.
Düşman bayrağını bile çiğnememeye özen gösterdi.
Olgun ve usta bir siyasetçi tavrıyla ülkesinin çıkarlarını korudu ve Türkiye kurtulduktan sonra bütün batı ülkeleriyle dostluk ilişkilerini geliştirdi.
Türkiye'nin rotasını Batıya yönlendirdi.
Savaştığı Venizelos'la el sıkıştı.
Bunalım günlerinde bu tavrı hatırlamakta yarar var.
Sevr endişesiyle hareket ederken, Sevr'i yenen ve Lozan'ı imzalayanlardan ders almamız gerekiyor.