SALI 01 ARALIK 1998
Pazartesi sabahı... ANAP Başkanlık Divanı toplantı halinde, Başbakan konuşuyor:
- Sayın Cumhurbaşkanı çağırdılar, gittim... Sonra sayın Ecevit'le de konuştum. Aldığım izlenimler...
İzlenim bir:
- Hükümeti düşürenlerin sayın Cumhurbaşkanı'na alternatif bir çözüm sunmadıkları anlaşılıyor.
İzlenim iki:
- Geniş tabanlı hükümet nasıl olacak? Sorumluluğu kim taşıyacak? Bu "Nasıl olursa olsun... Sorumluluk kimsede olmasın" hükümeti... Böyle bir model olanaksız.
ANAP Başkanlık Divanı üyelerinin "izlenimlerine" gelince.
"Özetle" şöyle:
- Bütün partiler şu aşamada "stratejik üstünlük" peşindeler. Herkes "aman pazarlık üstünlüğü bende olsun" diyor. Bu yüzden model üretilemiyor.
Divanda "seslendirilen" bir başka konu:
- Toplum uzlaşma bekliyor. Uzlaşmadan kaçan bir parti görüntüsünü kesinlikle vermeyelim.
Başkanlık Divanı'nda konuşulan bir konu da "Fazilet Partisi."
Konuşulanların özeti:
- Fazilet'in kaygısı "dışlanıyor" görüntüsünden çıkabilmek. Kaç üyeyle olursa olsun, hükümette bulunmak.
Toplantıda parti olarak bir de "DSP'den" bahsediliyor.
"Aynen" şu üslupla:
- Çözüm üreten... Uzlaşmacı görüntü veren iki parti var. Biz ve DSP.
Cumhurbaşkanı ne yapacak?
"İkinci tura" başlayacak mı?
Yoksa doğrudan "görevlendirme" yoluna mı gidecek?
Mesut Yılmaz:
- Sayın Cumhurbaşkanı'nın izleyecekleri yönteme bağlı. Eğer bir uzlaşma bulurlarsa ikinci tura gerek kalmayabilir.
"Uzlaşma bulunamadığı" ortada.
Bu durumda Demirel ne yapar?
Başbakan "sıradan görevlendirme" yanıtını veriyor.
Soruyoruz:
- Bu yola gider mi?
Başbakan:
- Bilmiyorum.
Bülent Ecevit "uzlaşmacı görüntüler veren" bir lider.
Demirel, 1980 öncesindeki "siyasi rakibi" Ecevit'e "görev" verebilir mi?
Görev verilirse, Bülent Bey güvenoyu alabilir mi?
DYP'li Nahit Menteşe'nin yanıtı:
- Ahret suali:
- Güvenoyu alma şansı?
- Sayın Cumhurbaşkanı adeta anket yapıyorlar. Bir istikamet göstermiyorlar. Belki ikinci turda bir istikamet ortaya çıkar.
- ANAP'la birliktelik sizin için çok mu zor?
- Henüz gündemimize gelmedi.
Ve gelelim "Baba'ya..."
Cumhurbaşkanı'nın masası "kağıt" dolu.
Kağıtlar "tutanak" gibi.
Aslında "gibi"si fazla.
Hangi lider, hangi konuda, Çankaya'ya neler söylemiş?
Baba'nın hangi sorusuna, hangi yanıtı vermiş?
Kağıtlarda "bunlar" yazılı.
Cumhurbaşkanı, bunları "tasnife" tabi tutuyor.
Niçin tutuyor?
"İçinde ne arayarak" tutuyor?
Süleyman Demirel:
- Hangisi, hangi meselede, yine hangisi ile bir araya gelebilir? Hangisi ile hangisinin söyledikleri "üst üste" oturuyor. Şu anda "bunu" yapıyorum.
- Ne çıkıyor?
- Zaman meselesi... Benim görevim koordinatörlük. Benim görevim bunu araştırmak. Ve bir uzlaşma zemini bulmaya çalışmak.
- Bulabildiniz mi?
- Hâlâ o arayışın içindeyim.
- Zaman?
- Zaman söyleyemem. Çalışıyorum.
Aslında hükümet işini çözmek çok da zor değil.
Ama "kilit" bir konu var.
Seçimin 2000'e sarkması.
Seçim "18 Nisan'da" yapılacaksa, kimin Başbakan olacağı o kadar önemli değil.
Ama 2000'e kalacaksa...
Başbakan'ın adı "Çok... Ama çok önemli."