SALI 01 ARALIK 1998

MİNE ŞENOCAKLI
Kim ne derse desin, Türk milleti değişimlere uyum sağlamakta mucizeler yaratıyor. Hatta genellikle bu mucizeler çığrından çıkıyor. Cep telefonu furyasında yaşanan da tam bu... Süper markette alışveriş yapan 70'lik teyze, elinde cep telefonu, geçmiş portakal kasasının karşısına, komşusuna bir "alo" deyiveriyor. Hızlı ve mekan tanımaz teknoloji ürünü ile bilgi çağını yaşıyor. Konuşulanlar cidden manidar: "Komşu, Migros'tayım. Portakallar çok güzel. Bugün pek kalabalık değil. Bir kilo mu alsam, üç kilo mu? Yoksa sıkmalık mı? Eee daha nasılsın?"
"Cep"lenenin keyfi yerinde. Ulu orta, abes de olsa dakika başı telefonu cebinden çıkartanlar, aslında biraz da çağdaş, girişken ve de paralı olduklarını, şu avuca sığan aletle yedi düvele ilan ediyor. İşlevli ya da işlevsiz, üç beş kuruşu olan cep telefonuna yatırıyor parayı. Bu durumda en çok memnuniyet duyanlar İskandinavlar. Bizimkiler sükse yaparken onlar da satış rekoru kırıyor.
İşte Ericsson. İsveçli telefon devi 1998'in ilk 10 ayında 720 bin cep telefonu satmış. Yıl sonu hedefi 900 bin. Herkes "kriz var" diye inlerken, Ericsson Türkiye Genel Müdürü Ersin Pamuksüzer, "Kriz bizi hiç etkilemedi. Sadece bizi değil diğer rakiplerimizi de etkilemedi" diyor.
Ve öyle bir pazar ki Türkiye, satışların daha 3-5 yıl artarak sürmesi bekleniyor. Daha sadece 3 milyon kişinin cebinde bu alet var. Nüfus ise 70 milyona doğru yol alıyor. Bizim pazar Ericsson'un ilk 10'u arasında. Dünyada en hızlı büyüyenlerden. Üstelik daha iletişime harcadığımız para, diğer gelişmiş ülkelerin yanında solda sıfır. Avrupa'da gelirin yüzde 4'ü iletişime harcanırken, bu oran Türkiye'de yüzde 1'in altında. Krize rağmen gelişmesi kesin bir pazar anlayacağınız.
İş bununla da bitmiyor. Gün geçmiyor ki yeni bir model çıkmasın. Yani milletin hepsi ceplense bile ortada dev bir "yenileme pazarı" olacak. "Daha küçüğü, daha işlevlisi, fakslısı, modemlisi, Türk marşı çalanı" derken bu işin ucu bucağı yok. Üstelik bizim millet bu işi bir gurur meselesi yapmış. Migros'taki teyze komşusuna nispet, son modele para yatırmaya hazır. "Faks onun neyine" demeyin. Hele modem... Burası Türkiye. Modemi Internete bağlayıp kullanmaktan önemli şeyler de var. Mesela, "Bak komşu benimkisinin modemi de var. Ya seninkisinde ne var" demek, her zaman daha zevkli...
Türkiye'de pekçok sektörün durumu hiç de iç açıcı değil. Cep telefonunda işler ne durumda?
Kriz bizi çok etkilemedi. En azından satışlarda düşüş söz konusu değil. Zaten yüksek teknoloji ürünleri krizlere karşı her zaman daha az duyarlı olur. Türkiye'de de krizden en az etkilenen sektörlerden birinin cep telefonu olduğunu söylemek abartı olmaz.
1994 krizinden de etkilenmemiş miydiniz?
Sadece birkaç ay. Satışlar biraz durgunlaşmıştı. Bugünse krizin hiçbir etkisini görmedik. Global kriz henüz tam anlamıyla yansımadı Türkiye'ye. Ama önümüzdeki günlerde de satışlarımızın çok etkileneceğini sanmıyorum.
Turkcell'deki yüzde 15'lik hissenizi devrettikten sonra, Türkiye'deki stratejinizde bir değişiklik oldu mu?
Sürekli büyüyoruz. GSM çok gelişen bir sektör. Hızlı yatırım yapmak gerekiyor.
Yurtdışı operasyonlara ağırlık veriyoruz. Turkcell için Azerbaycan ve Gürcistan'da şebeke açtık. Ocak ayında da Kazakistan'daki şebekenin açılışı var.
Peki herkesi şaşırtacak yenilikler olacak mı?
Asıl büyük değişiklikler 2001 yılında olacak. Uygulama alanları genişleyecek. Mesela Coca Cola makinelerine para atmadan, üzerinde yazan telefonu arayıp cola alabileceksiniz. Coca Cola'nın parası faturadan düşülecek. Ya da, cep telefonunu uzaktan kumanda gibi kullanıp bahçe kapınızı açabileceksiniz.
Türkiye'de en çok cep telefonu satan şirket Ericsson. Bu yıl kaç telefon satmayı hedefliyorsunuz?
Bugüne kadar Türkiye'de 1 milyon 600 bin telefon sattık. Pazar payımız yüzde 56. Geçen yıl 450 bin telefon satmıştık. Bu yılın ilk 10 ayında 710 bin telefon sattık. Yıl sonuna kadar 900 bine ulaşırız. Ericsson'un olduğu ülkelerde, Türkiye ilk 10 içinde. Amerika, İsveç, Çin, İspanya, İtalya ve Portekiz'in ardından Türkiye geliyor.
Lisanstan sonra rekabette durum nedir?
Artık Turkcell de Telsim de kendi kimliklerini kazandılar. Daha rahat yatırım yapabiliyorlar. Böylece hem sunulan hizmetin kalitesi artıyor, hem de fatura ödeme ya telefon açtırma gibi işlemler çok daha hızlı yapılabiliyor. Fiyattaki rekabete ise Türk halkı çok duyarlı değil. Mesela, benim abone olarak profesyonel pakete geçmem lâzım. Ama bunu bir türlü gerçekleştiremedim. Belki de bu yüzden her ay yüzde 15-20 daha fazla para ödüyorum. Şirketler fiyatların düşürülmesi konusunda çok gayretli, ama tüketiciden reaksiyon gelmiyor. Tüketici daha çok referanslara bakıyor. "Kim hangi şebekeyi kullanıyor, hangi marka telefonu almış", bunlarla ilgileniyor.
Türkiye'de yeni bir şebekenin daha ihalesi açılacak... Siz de ilgileniyor musunuz?
Biz o ihaleye girecek olan Koç, Sabancı, Doğan, Doğuş gibi büyük gruplarla
görüşüyoruz. Hepsiyle iş yapmak istediğimizi belirtiyoruz.
Yeni şebeke için ne kadar yatırım yapılması gerekiyor?
Ne kadar iddialı girildiğine bağlı. Ama iki, üç yıl içinde en az 500 milyon dolar yatırım yapmak gerekiyor.
Peki şu an üçüncü şebeke gerekli mi?
Frekans bandı dolduğu için yeni bir bant açılıyor. 900 doldu. 1800'de boşluk var. Ama zaten rekabet unsuru açısından bütün dünyada gidişat böyle. Üçüncü bir şebekeyle rekabet artıyor.
Elimizdeki telefonlar ne olacak?
Bu yılın sonunda çıkacak telefonlar hem 900 hem 1800 sistemine paralel olacak. Mesela bizim 888 diye yeni bir modelimiz çıkıyor. Bu telefon her iki sistemle de çalışabiliyor.
Cep telefonunda da "kara" ticaret var mı?
Bu işin karasını, akını ayırmak zor. Bu iş lisansa bağlı değil. Ama hırsızlığın çok olduğu ülkelerde lisansa bağlamışlar. Mesela Moskova'da cep telefonu ile konuşurken polis durdurup "telefonunuzun ruhsatı" diye sorabiliyor. Cebinizden ehliyete benzer bir ruhsat çıkartıp göstermek zorundasınız. Ama Türkiye için böyle bir durumu konuşmak zor.
Şu anda cep telefonu "şunu yapar, bunu yapar" gibi varsayımlardan öte bir şey yok. Yüzlerce bilimsel çalışma yapılıyor. Ama, henüz elde hiçbir sonuç yok. Sağlık açısından ne zararlı, ne de zararsız demek çok zor. Çünkü bu konuda araştırma yapanlar ve bilimsel kurumlar zararsız olduğu kesinlikle kanıtlanmamışsa beyan edemiyorlar. Cep telefonunda kulağa yakın bir yerden 2 watt gücünde bir enerji çıkıyor. Uzmanlar bu enerjinin insan sağlığına zarar vereceğini savunuyor. Oysa askerler belediyeciler 40 yılı aşkın süredir 5 watt'lık, 10 watt'lık dış çıktı sinyali ile çalışan telsizli telefonlar kullanıyorlar. Cep telefonu da 1980'lerden beri var. İskandinav halkının yüzde 50'si cep telefonu kullanıyor. Yani 10 kişiden 5'inde cep telefonu var. 17-18 yıldır da kullanıyorlar. Bir zararı olsaydı, şimdiye kadar çoktan ortaya çıkardı. Eğer bu kadar adam 1950'lerden beri cep telefonunun 5 katı, 10 katı fazla enerji yayan telsiz telefonlarını kafalarına dayayıp konuşuyorlarsa, birşey de olmamışsa, "bana da olmaz" diyorum. Ama bu bir yaklaşım sorunu. Ben kullanıyorum. Hiçbir tereddütüm yok. Bir başkası ise zararsız olduğu kesinlik kazanıncaya kadar kullanmayı erteleyebilir.