kapat

PAZARTESİ 23 KASIM 1998

Faruk Selçuk (e-posta:fselcuk@sabah.com.tr )

İktisat politikalarının yan etkileri

Nihayet, reel ekonomide bir daralma olduğu artık kimsenin karşı çıkmadığı bir olgu herhalde. Bu köşede yıl ortasından itibaren yavaşlama sinyallerine, eylül ayından itibaren de daralmaya dikkat çekildi. Yapılan yorumlarda afaki gözlemlere ya da "duygulara" değil, kantitatif verilere dayanıldı. Diğer pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da, toplumun büyük çoğunluğu için önemli sonuçları olabilecek bir makreokonomik gelişmenin altını çizmeye çalıştık. Bu hafta ömrünü tamamlayacak olan hükümetin üyelerine ve kimi yazarlara göre ise "reel ekonomide daralma tehlikesi yoktu" çünkü bu gözlemler "lobilerin uydurduğu hurafeydi". Ekonomi politikaları yoluyla alınabilecek önlemler de gecikti, gecikiyor. Sorumlu kim?

Benim anlayamadığım nokta, reel ekonomideki olumsuzluğa dikkat çeken kişi ya da kurumlara karşı kimi politikacı veya ekonomi sayfası yazarlarının hırçınlığı da aşan bir üslupla saldırmaları. Ya da "bu reel kesimdekiler fabrikalarının kapısından giremeyecek makina almışlar efendim" gibi evlere şenlik açıklama getirmeleri. Reel ekonomideki olumsuz gelişmenin altının çizilmesi niye bir takım insanları rahatsız ediyor ki? Kamu kesiminin kendisine çeki-düzen vererek borçlanma ihtiyacını azaltması, ekonomideki "kredi sıkışmasına" yönelik önlemler alması neden "rahatsız edici" bir gelişme olsun? Neden "fiyatlar (kur-faiz-mal ve hizmet fiyatları) daha düşük bir düzeyde dengeye gelir" diye korkuluyor ki? Tehlikede olan ne?

Tekrar reel kur

Bir başka konu reel kurlar. Galiba 1994 ortasından itibaren TL'nin değer kazandığı konusunda hemen hemen herkes hem fikir. Reel değer kazanmanın ne anlama geldiği konusuna kısaca değinelim: 1 Dolar ya da 1 Mark'ın Türkiye'de satın alabildiği mal ve hizmet miktarının azalması, başka bir deyişle Türkiye'deki mal ve hizmetlerin yabancı para cinsinden daha pahalı hale gelmesi TL'nin değer kazandığını gösteriyor. TL ne kadar değer kazandı sorusuna verilecek tek bir cevap yok. Kullandığınız göstergeye göre bulunacak rakam değişebilir, genel sonuç değişmez. Örneğin Reuters tarafından yayımlanan TRTWIN endeksi bu yıl içersinde değerlenme olmadığını, ama Mayıs 1994 tarihinden bu yana gerçekleşen reel değerlenmenin yüzde 33 olduğunu gösteriyor. Siz kendi endeksinizi hesaplayın farklı bir rakam bulursunuz. Ama TL'nin son 3-4 yılda değer kazanmadığı sonucunu bulamazsınız. Elinizde gösterge yoksa, sokağa çıkıp mal ve hizmet fiyatlarına dolar-mark cinsinden bakıp bir fikir edinebilirsiniz.

TL'nin reel olarak değer kazandığı bir saptama. Şimdi, bu saptama neden bir takım çevreleri rahatsız ediyor ki? Bu saptamayla sadece kamu kesiminin açıklarını finanse etmede tercih ettiği politikanın "TL'nin değer kazanmasıyla sonuçlandığı" söyleniyor o kadar. Bu politikanın iktisadi sonucunun ülke ekonomisinin uluslararası rekabet gücünü kaybetmesi, içe kapanması, dış yükümlülüklerinin artması olduğunu bilmek için doktora yapmak falan da gerekmiyor. Tekrar başa dönüyoruz: Kamu kesiminin kendisine çeki-düzen vererek borçlanma ihtiyacını azaltması ve borçlanma tercihi politikalarını değiştirmesi niye bu kadar rahatsız edici bir gelişme olsun ki? Tehlikede olan ne?

Sakın, "herşeyin böyle sürüp gideceğine" inanılarak aşırı riskler alınmış olmasın?

Yan etkiler

İzlenen politikalar sadece makroekonomik büyüklüklerde değil, içerisinde bulunulan ortamın oluşmasında katkısı olanların sağlığı üzerinde de etkili olabiliyor. Kurumunuz yatırımlarında kısa sürede rüyanızda görseniz inanamayacağınız bir getiri elde ederse ne yaparsınız? Mesela dolar bazında yıllık yüzde 40-50 gibi bir getiri? Muhtemelen "bu bir kere oldu ama sürüp gitmez herhalde" diye düşünür ve gerekli uyarıları yaparsınız. Normal olan bu. Yıllık yüzde 150 nominal faiz, yüzde 60-70 kur değişimi ilanihaye sürüp gitmez. Ama oyuna kendinizi kaptırırsanız, "anormal olanın sürüp gidebileceğine" kendinizi ve kurumunuzu inandırabilirsiniz. Sonuçta da taşınamayacak kadar ağır bir parasal risk oluşur ve karın ağrılarıyla uykularınız kaçabilir.

Tabii, bir başka tehlike daha var: bu süreç içerisinde "ruh sağlığınız" da bozulabilir. "Oyunun sürmeyeceğini" hatırlatanlara küfür edip sağa-sola saldıran "finans jokeri" durumuna da düşebilirsiniz. Yazık olur. Gazetelerin ekonomi-finans sayfalarını okuyunca, açık pozisyonların sadece "banka bilançolarını" değil, kimi yazarların "ruh sağlığını" da bozduğu anlaşılıyor. Ne diyelim? "Geçmiş olsun".


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr