PAZARTESİ 23 KASIM 1998
Her suçun eninde sonunda adil bir mahkeme bulacağı inancı, yalnız devletlerin değil dünya düzeninin de temeli..
İnsanlığa karşı yüzyılın en ağır suçlarını işlemiş cani Apo yüzünden ulusların teröre karşı oluşturduğu kaleler yıkılma tehlikesi geçiriyor.
Apo'nun adil bir mahkemede hesap vermesini siyaset önlüyor. Türkiye'de bebekleri, öğretmenleri, kadın-erkek ayırımı yapmadan yaşlı insanları öldüren Apo'nun serbest bırakılması, yargının siyasete boyun eğmesidir.
İtalya'da yargının bağımsız olduğu iddiası artık kuyruklu bir yalandır..
Aynı bizdeki gibi..
Siyaset, Türkiye'de de adil bir mahkemenin eninde sonunda bulunacağı ümidinin önündeki en büyük engel..
Ve Türkiye bugünlerde, siyasi çıkar ortaklıkları kurularak mahkemeden kaçırılacak liderlerle yarınlara yürümeğe mahkum edilmek isteniyor.
Halk dört yıl Çiller'in kuşkulu mal varlığının, iki yıl da örtülü ödenek yolsuzluğunun hesabını vermesini bekledi. Ülkenin siyasetini bu bekleyiş ve Çiller'in mahkemeye çıkmaktan kurtulmak için seçmenine ihanet pahasına Refah'a rehin düşmesi olayları yönlendirdi.
O mahkeme şimdiye dek kurulmalı, siyaset temizlenmeli, ülkenin önü açılmalıydı. Ama olmadı.
Mesut Yılmaz'ın Türkbank ihalesinde kirlenmesi Çiller için kurtuluş oldu. Temiz siyaset için adil bir mahkeme bekleyen Türkiye, şimdi kirlenmiş siyasetin takas pazarlığını izliyor.
Bugün mecliste iki yolsuzluk komisyonu, aynı saatte ayrı odalarda toplanıp Çiller ile Yılmaz'ı mahkemeye çıkmaktan kurtaracaklar. Sonra bu liderler "meclis bizi akladı" diyecekler..
Çiller'in trilyonlarının annesinin çıkınından çıkmadığını, dolandırıcı Parsadan'a örtülü ödenek paralarını kaptırdığını bile bile ona, Türkbank ihalesinde komisyoncu gibi davrandığını göre göre Mesut Yılmaz'a bu halk yarınlarını emanet edecek.
Yolları ayrıldığında bunların birbirlerini yine Yüce Divan'a göndermekle tehdit edeceklerini bile bile bu kadere boyun eğeceğiz..
Çünkü yargı bağımsız değilse ve adil bir mahkeme yoksa seçim daima şerlerin arasında ehveni aramaktan ibaret kalır.
Türk halkının talihsizliği, içerde de, dışarda da adil bir mahkeme bulamamaktır.
İtalyan hükümetinin aklını başına getirmesi için bizim Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Papalık nezdinde girişimde bulunacağı haberini duyunca acı acı güldüm.
Çünkü PKK'ya yönelik en inanılmaz desteğin arkasında Vatikan vardır. Arap ve Kürt hrıstiyanlarını çatısı altında toplayan Doğu kiliselerini Katolik dünyasına kazandırmak için Vatikan bu kiliselerle anlaşma yapmıştır.
Apo'ya Suriye'de sağlanan desteğin arkasında Şam kilisesi vardır. İtalya'ya giden Kürt göçmenlere de Vatikan sahip çıkıyor. Ve Vatikan yıllardan beri Güneydoğu'daki faaliyetleri için Urfa'yı üs olarak kullanıyor.
Komünizmin yıkılmasından sonra Rusya'da olduğu gibi İtalya'da da eski komünistler kilise ile aralarını düzeltme çabasına girdiler. İtalya'nın komünist Başbakanı'nın Apo'yu sahiplenmesinde, bu çabanın izlerini görmek lazım..
Nitekim Vatikan Apo'yu sahiplenen İtalyan hükümetinin yanında olduğunu ilan etti.
Bizim öncelikle terörizmin akrep gibi önce onu koruyan toplumları zehirleyeceği gerçeğini İtalyan halkının aklında uyandıracak çabalara ihtiyacımız var.
Haçlılar vicdanını Bosna'da, Kosova'da çoktan kaybetti!