kapat

ÇARŞAMBA 18 KASIM 1998

Can Ataklı (e-posta:ataklic@sabah.com.tr )

Bir musibet idamı kaldırıyor

Atalarımız ne güzel söylemiş "Bir musibet bin nasihatten evladır" diye. Bugünkü Türkçeyle anlamı şöyle: "Bir uğursuzluk, bin tane doğru yolu gösteren güzel fikirden daha iyidir."

Yıllardır bu köşede ölümün bir ceza olamayacağını, ayrıca bu çağda ceza olarak insanları öldürmenin anlamsızlığını yazdım.

İdam konusu yıllardır tartışılıyor. Toplumun bir kesimi kaldırılmasından yana tavır koyarken özellikle siyasetçilerin başını çektiği diğer kesim ise idamı hararetle savunuyor. "İdam suç işlemede caydırıcıdır" deniyor. Türkiye'de işlenen suçların dökümünü incelediğimizde idam cezasının caydırıcı bir önlem olmadığı hemen anlaşılıyor. Özellikle terör eylemlerinde, militanların idamı fazla düşünmedikleri ortada.

Tabii bunun asıl nedeni infaz yasamız. Çünkü cezalar içinde bir tek idam caydırıcı özellik taşıyacak ağırlıkta. Diğer cezaların uygulanması ise evlere şenlik. Katliam yapanlar bile 10-12 yılda hapisten çıkacaklarını biliyorlar.

Hapis cezası caydırıcı değil. Oysa ağır suç işleyenler "idam edilmeyeceklerini" ama belki de ömürlerinin sonuna kadar bir hücrede kalacaklarını bilirlerse, asıl caydırıcılık o zaman olur.

Hükümet şimdi idam cezasını kaldırmak istiyor. Nedeni ise Apo'yu "Sizde idam cezası var" diyerek iade etmek istemeyen İtalya'ya koz vermemek.

Apo musibeti, bu konuda işimize yarayacak. Gerçi Apo gibi 30 bin kişinin katlinden sorumlu eli kanlı bir katil sayesinde idam cezasının kaldırılması insanın içine pek sinmiyor ama, ne yapalım, başta söylediğim "bir musibet, bin nasihat" özdeyişi geçerli oluyor burada.

Bir notum daha var. Adalet Bakanı "15 yıldır idam cezasının zaten uygulanmadığını" söylüyor. Bizim de dememiz buydu zaten. Türkiye de idam cezasının çağdışı olduğunu biliyor ve uygulamıyor, ama "yasada dursun" diyordu. Şimdi inşallah bu ayıptan kurtulacağız. Tabii hemen arkasından infaz yasasında da gerekli düzenlemelerin yapılması ve cezaların suça karşı gerçekten "caydırıcı" olması kaydıyla.

İtalya imzaladığı anlaşmayı çiğniyor

İtalya Apo'yu iade etmeyeceği konusunda sinyaller veriyor. Türkiye'de idam cevası varmış, gerekçe bu olabilecekmiş.

Oysa, bu iddia İtalya'nın kendi imzaladığı anlaşmalara bile karşı.

Tayfun Akçay, İstanbul Barosu'nun tanınmış avukatlarından. Dün telefonda konuştuk, "İtalya Ulusulararası Terörle Mücadele Sözleşmesi'ni çiğniyor" dedi ve anlattı:

"Terörle Mücadele Sözleşmesi 1977 yılında imzalandı ve İtalya da bu sözleşmeye imza koydu. Sözleşmenin birinci maddesi yaşam aleyhindeki ağır saldırılar, adam kaçırmak, rehine almak, bomba, el bombası, füze, otomatik silah kullanmak gibi fiiller terör fiili kabul edildiğini belirtiyor ve bu suçların asla siyasi suç olarak adlandırılamayacağını kabul ediyor. Ayrıca bu sözleşmede terör suçu işleyenlerin, vatandaşı oldukları ülkelerde idam cezasının olması şartı da aranmıyor. Bu durumda bir terörist olduğu dünya ülkeleri tarafından kabul edilen Abdullah Öcalan'ın iade edilmemesi için hiçbir gerekçe ileri sürülemez."

Akçay terörle mücadele için Avrupa ülkelerinin ortak bilgisayar sistemi kullandıklarına da dikkati çekerek "Nitekim bu kanlı teröristin yakalandığının İnterpol aracılığı ile Türk Emniyet Genel Müdürü'ne bildirilmiş olması, bu kişinin terörist olarak nitelendirildiğinin bir kanıtıdır" dedi.

Tayfun Akçay Türkiye'nin hukuk alanında bütün bilgi ve belgeleri toplayarak topyekün bir mücadeleye girmesi gerektiğini de kaydetti.

Tuhaflığa bakın

Adamın adı Yaşar Öz. Susurluk skandalında adı çok sık anılmıştı. Uyuşturucu kaçakçılığı ile ilgisinin olduğu İnterpol tarafından belgelenmiş, bu konuda hüküm giymiş biri. Şimdi Metris cezaevinde.

Bir bakıyoruz ki, bu Yaşar Öz, metris'te hükümlü olan ve İsviçre'ye iadesi kararlaştırılan bir İtalyan mahkümu rehin almış. "Apo'yu vermezseniz bunu öldürürüz" diyor. Üstüne de ekliyor "30 bin kişi ölmüş, 100 kişi daha ölür, bu uğurda canımızı vermeye hazırız."

Ve bütün bunlar çeşitli televizyon kanallarından canlı olarak yayınlanıyor. TV sunucuları Yaşar Öz'le ve İtalyan mahküm Calascibetta ile telefonda sohbet ediyor.

Bu tuhaflıklar herhalde sadece bizde olur. Apo olayı ile hepimizin hassaslaştığı bir gerçek. Elbette tepkimizi en sert şekilde ve yüksek sesle göstereceğiz. Ama Apo'yu getirtmek hapisteki uyuşturucu kaçakçısı bir Susurluk kahramanına da kalamaz.

Ayrıca, Metris denilen yer nasıl bir cezaevidir ki, bir tutuklu elindeki cep telefonuyla televizyonların canlı yayınına çıkıp, cezaevinin avlusunda gazete objektiflerine poz verebiliyor?

Tepkimizi gösterirken, başka hukuksuzluklara yönelmek, ilk anda mazur gibi görülebilir bahanesinin arkasına kimse sığınmamalı.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr