SALI 27 EKİM 1998

NEJDET ÇOKAN (SHA)
Ülkenin uzaklarında bir yerlerindeydi köyü... Gözlerden ırak... Unutulmuş, hatta biraz terk edilmişlerdendi... 13 yıl önce kimliğini kaybetti. Kendince çabalayıp yetkili bir yerlere iletti bu kaybını ama açıkçası pek de ilgilenen olmadı. Yeni kimliğini alıp evine döndü. Tam 12 yıl geçti aradan. Pasaport alması için sabıka kaydı gerekti. Verdiği dilekçeyi resmi birtakım terimler ve mühürlerle doldurup geri uzattılar ona. Anlamadı. "Bunlar ne diye?" soracak oldu; "Sabıkaların" diye tıktılar lafı ağzına.
O gün Tuzluca Adliyesi'nden çıkarken başı dönüyordu Orhan Şekertekin'in. Neydi bu. Ne sabıkasıydı. Kars'ın Tuzluca ilçesinin Uğurca köyünde oturuyordu. Hayatında köyünden çıkmamıştı. Bu karmakarışık harflerden, sayılardan da hiçbir şey anlaşılmıyordu ki.
Doğruca bir tanıdık avukata gitti. Koyup önüne kağıdı, "Bir bak bakalım ne diyor bu?" dedi. Kayda göre Orhan Şekertekin bir hırsızlık olayına karışmıştı. Hatta Zeytinburnu 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde yargılanıp 6 ay ceza aldığı belirtiliyordu.
Dünya başına yıkıldı sanki. Hayatında İstanbul'a gitmemişti. Nasıl orada yargılanmış olabilirdi ki. Avukat arkadaşıyla oturup kafa yordular bir süre. Nasıl adı karışmış olabilirdi ki bu işe. Sonra arkadaşı, "Hiç kimlik kaybettin mi?" diye sordu birden. Düşündü düşündü. Neden sonra jandarmaya bildirdiği kayıp kimliği geldi aklına. Tam 12 yıl olmuştu ama. Olabilir miydi? Avukat arkadaşı "Her şey olabilir" deyince soluğu İstanbul'da aldı. Avukat Fahrettin Ablak'ı tavsiye etmişlerdi. "Bu tür olaylarda ustadır. Bu işi ortaya çıkarsa çıkarsa o çıkarır" demişlerdi. Buldu avukatı. Konuşup anlaşıp işe giriştiler.
Kısa sürdü çözmeleri. Orhan Şekertekin'in kimliğini bulan bir dolandırıcı fotoğrafının yerine kendi fotoğrafını yapıştırmış ve yalnızca doğum tarihinde değişiklik yaparak kimliği kullanmıştı. Hırsızlıktan yakalandığında bu kimlikten yargılanmış, hatta Bayrampaşa Cezaevi'nde bu kimlikle yatmıştı. Doğal olarak sabıka kaydı da gerçek Orhan Şekertekin'in siciline işlenmişti. Yüz kızartıcı suç olduğu için de diğer suçlar gibi beş yılın sonunda silinmemişti.
Yapacak fazla bir şey yoktu. Uğraşmak için para ve zaman lazımdı. Birkaç yere dilekçe verip para toparlamak için köyüne döndü Orhan. Sonra bu yılın başlarında bir gün jandarmadan çağırdılar onu. Parmak izi isteniyordu.
Bu kez olay farklıydı. Orhan Şekertekin kimlikli bir adamın başka sahte kimlikler kullandığı belirlenmişti. Bakırköy'de tutuksuz yargılanıyordu bu adam. Nüfus kağıdındaki bilgilerle köyüne kadar ulaşmışlardı. Parmak izi istemeleri bundandı. Parmak izini daha önce cezaevine giren Orhan Şekertekin'in parmak izleriyle karşılaştıracaklardı. Müjdeli haber tez ulaştı köye. Parmak izleri tutmamıştı. Bakırköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi gerçek Orhan Şekertekin'in beraatine karar verip sahte "Orhan" hakkında arama kararı çıkartmıştı.
Parmak izi iyi fikirdi. Avukatıyla yeniden bir araya geldi "gerçek" Orhan. Zeytinburnu'na da başvurdular. Parmak izi burada yargılanan kişiyle de karşılaştırıldı. İade-i Mahkeme talebi kabul edilmişti. Adli Tıp, parmak izi derken burada da aklandı. Tam bir yıl uğraştıktan sonra sabıka kaydından sildirdi "hırsız" damgasını.
Şimdilik o kurtuldu. Ama sahte "Orhan", Murat Altınay, Abdullah Karataş ve Ayhan Yıldız sahte kimlikleriyle hâlâ ortalıkta dolaşıyor ve her an birilerinin başına bir, "sabıka" piyangosu vurabilir.