ÇARŞAMBA 21 EKİM 1998
Vatandaşlarımızın çoğunun zaman zaman hastanelerde, özellikle devlet hastanelerinde ücretlerini ödeyemediklerinden rehin kaldıklarını çok iyi biliyoruz. Burası Türkiye, olmaz olmaz...
Bütün bunları söyledikten sonra herhalde yeni bir örnek daha vereceğimi sanıyorsunuz. Ama iş öyle değil. Bu sefer size Bursa Uludağ Üniversitesi, Kulak-Boğaz-Burun servisinin doktoru Prof.Dr.İbrahim Hızalan'dan bahsedeceğim. Bu hoca ile ilgili arada sırada iyi duyumlar alıyorum.
İşte geçenlerde hoca yine bir boyun ameliyatı yapmış ve hastasını ameliyat sonrası o kadar insancıl bir şekilde ağırlamış, ki o kadar olur. Yani bazı diğerleri gibi ameliyat sonrası "Muayehaneme gel de sana orada bakayım" dememiş. Yine muayehanesine çağırmış ama hasta, "Borcumuz ne?..." deyince, "Yok yavrum, sen üniversiteden hastamsın. Ameliyat sonrası bakım da benim görevimdir. Senden kırk para almam" demiş. Ve bu gidiş-gelişlerde bir kere dahi nezaket ve ilgisini eksik etmemiş.
Şimdi bu Profesör İbrahim Hızalan'a "Baba adamsın" demeyelim de kime diyelim. Değil Türkiye'de dünyada bile eşi görülmeyen mükemmel bir insanın varlığını duymak beni çok duygulandırdı. Umarım onun yetiştirdiği hekimlerde aynı şekilde birer İbrahim hoca olurlar. Çünkü ülkede iyiler çoğaldıkça ümitlerde artar, istikbale olan güven de pekişir. Ben ülkemizde İbrahim Hızalan hoca gibi daha nice hocalarında olduğuna inanıyorum. Bütün temennim de böyle faziletli insanların artmasıdır. İbrahim hocanın şahsında bütün doktorlarımıza sevgi ve saygılar sunarım. Zira bir-iki tane kötü hiçbir zaman koca bir camiayı lekeliyemez...
Gerçi tekne sezonu bitti ama biliyorsunuz bundan sonra da marina sezonu başlar. Çünkü tekneleri ile bütün yaz gezip dolaşan deniz severler, kışın marinalara doluşurlar. İyi bir marina ise bunlara her türlü hizmeti ücreti karşılığında verir.
Ülkede böyleleri çok ama Fenerbahçe'deki Fahri Korutürk Marinası onlara benzemiyor. Bir defa denizden girişteki kontrol kulesinde nöbetçi ve telsiz cihazı yok. Dolayısıyla giriş-çıkış kontrol altında değil. İçeri giren-çıkan belli olmadığı için de hırsızlık olayları çoğaldı. Bir deneme yapıp da buradan tekne alıp kaçsanız, kimsenin ruhu bile duymaz. Mevcut iskelelerin çoğunda su ve elektrik yok, çöp kutuları yok, eşya taşımak için el arabaları da yok... Üstüne üstlük iskelelerde aydınlatma da mevcut değil. Mıntıkanın çöplükten farkı kalmadı. Çünkü hiçbir görevli denize atılan pislikleri temizlemiyor.
Pekiyi buranın işleticisi ne yapıyor diyecek olursanız, verilecek cevap da şu; "Yalnızca para alıp, makbuz kesiyor (Tekne başına ortalama 300-500 milyon lira) ve paraları tahsil etmeyi çok iyi biliyor." Millet bu rezilliğe daha ne kadar katlanacak bilemiyorum. Ama tek bildiğim şey, buranın bir an önce adam edilmesi. Anlaşıldı mı?...