kapat

PAZARTESİ 19 EKİM 1998

O tinerden kurtuldu

Muhtar Temel Mert, 4 yıl önce bir kuytu park köşesinde tanıdığı Ecevit Onar'ı sevgisiyle tinerden kurtardı. Mert, iş sahibi yaptığı Ecevit'le gurur duyuyor

YALÇIN BEL (SHA)

Onun bir zamanlar tinerci olduğuna inanmak öyle zor ki. Gözleri ışıl ışıl..n O boynu bükük, donuk bakışlı gençlere hiç benzemiyor. Gülüşünde kazanmış olmanın pırıltıları var. 25 yaşında Ecevit Onar. Bir zamanların "hacı" lakaplı hızlı çete reisi o. Tinercilerin ilahı, bir sözünü iki etmedikleri lideri.

Şimdi muhtar Temel babasının sözünden çıkmayan, dünya iyisi bir aileye sahip çalışkan, sevimli bir genç. Astığı astık, kestiği kestik bir lider değil ama, sevilen, sakınılan bir evlat artık. Bir gece yarısı değişti kaderi. Onlar, yani tinerci çocuklar Ümraniye'deki bir parkın kuytu bir köşesinde sohbete dalmışken çıkıp geldi karanlığın içinden.

Dosça bir "merhaba"

Önce ürktüler. Polis olabilirdi ya da onları taciz eden kendilerinden büyük sokak serserileri. Sonra üstünün başının ne kadar temiz olduğunu fark ettiler. Üstelik onlara bağırıp çağıran birçok "iyi giyimli" kişinin aksine gülümsüyordu. "Merhaba" dedi. Kendini tanıttı gençlere. Şüpheyle bakan gözlerle tek tek buluştu, sımsıcak sıktı ellerini. Atatürk Mahallesi Muhtarı Temel Mert'ti gelen. Sohbete başladılar. Kim olduklarını, nereden geldiklerini, nasıl geçindiklerini, tineri hangi parayla aldıklarını soruyordu merakla. Samimi görünüyordu. Sevdiler. Gece sabaha doğru yol alırken onlar çoktan kaynaşmışlardı muhtar abileriyle.

Tek tek anlattılar. Onlar bir çeteydi ve çete reisleri de "Hacı" lakaplı Ecevit Onar'dı. Onlarla dost olmanın yolu Ecevit'ten geçiyordu.

Ertesi gün yeniden buluşmak üzere sözleştiler. Eve giderken düşündü hep Temel muhtar. Bu çocuklardan birini, ikisini kurtarsa kârdı. Eve doğru yürürken sıcacık yataklarında uyuyan kendi çocukları geldi gözünün önüne. İçi ezildi. Bu çocuklar da doğru bir yaklaşımla kendi çocukları gibi sıcak bir yatağa, düzenli temiz bir yaşama kavuşabilirlerdi.

Ertesi gün, daha ertesi gün buluşmaya devam ettiler. Bazen gündüz saatlerinde de bir araya gelip top oynuyorlardı. En çok Ecevit'le sohbet etmeyi seviyordu muhtar. Bu tombul mu tombul, sevimli mi sevimli çocuğa kanı ısınmıştı iyiden iyiye. Bir gün Ecevit laf arasında bir iş bulup çalışmaktan falan söz etmişti. İkiletmedi muhtar. Ertesi gece sordu, "Muhtarlık binasında gece bekçiliği yapar mısın? Ecevit'in gözleri parladı. Bir süre orada idare ettikten sonra gerçek bir iş sahibi oldu Ecevit.

İş de ayarladı

Muhtar Temel mahallesindeki bir oto yıkamacısı ile konuşup ayarlamıştı. Ecevit'i yanına alıp "eti senin, kemiği benim" diyerek teslim etti ustasının eline. Sonra ailesi ile tanıştırdı. Muhtarlık binasında yatıp kalkmasını izin verdi. Yavaş yavaş aileden biri oldu Ecevit. Muhtarın çocukları kardeşi idi artık. Muhtar Temel Mert zaman zaman zor günler geçirdiğini anlatıyor şimdi:

"Büyük bir fedakarlık yapmak gerekti. Üzerine titredim. Zamanımı ayırdım. Onu olduğu gibi kabul ettim. Zaman zaman arkadaşları tekrar çağırdı ama o benim sevgim ve ilgim sayesinde onları reddetti. Bir ara beni çok kızdırdı kendimi kaybettim, kovmak istedim ama 11 yıllık eşim çocukları alıp evi terk edeceğini söyleyince vazgeçtim. Ecevit şimdi ailemdem bir parça. Kendi öz oğlum gibi seviyorum. Para kazanıyor, arkadaşları var. Gerçekten görmek istediğim tablo buydu. Yaptığım işten çok keyif aldım. Hayata küsmüş bir insanı yeniden yaşama bağladım."

Ecevit ise alabildiğine mutlu. Tinerle ilk kez 7 yaşında tanıştığını ve 14 yıl tiner kokladığı söylüyor. Kendisine tineri ilk kez koklatan ve bağımlı hale gelmesine neden olan Murat isimli gence çok kızgın olduğunu ama onu gördüğünde muhtar babasının kendisine davrandığı gibi davranacağını, onu da doğru yola çekmeye çalışacağını söylüyor.

'Öğretmen olmak isterdim'

Hacı lakaplı eski çete reisi Ecevit, tiner kokladığı günlerini şöyle anlatıyor: "Maddi imkansızlıklar yüzünden okuyamadım. Oysa okuyup öğretmen olmak isterdim. Ben ve birkaç arkadaş sıkıntı içinde sorumsuzca dolaşmaya başladık. Derken bu grup çoğaldı. Bir gün Murat abi dediğim kişi bana tiner verdi. Murat abi onu kokladıkça beynime girip beni rahatsız eden şeyi alt edeceğimi söyledi ve başladım. Tinere alıştım. Tiner kullandıkça içimde bir güç oluşmaya başlıyor kafama koyduğum şeyi yapıyordum. 20 kişilik arkadaş grubumla başıboş yaşamaya başlamıştık artık.

İlk vukuatım 1993 yılında Fenerbahçe Lisesi'nde oldu. Yanımıza gelen üç kişi bize para vererek çocuk dövmemizi istedi. Biz de arkadaşlarla tineri kokladıktan sonra okula gittik ve bize gösterilen çocuğun önünü kesip dövdük. Arkadaşlardan birisi bıçak kullandı ve çocuğu bıçakladı. Olaylar çıktı. Karakola götürüldük günlerce ifade verdik. Böyle geçti günler. Çete reisi olmuştum bir süre sonra.

'Söz verdim, bıraktım'

Ve bir gece Temel babam geldi. Hiç usanmadan her akşam yanımıza gelerek bize nasihat ediyordu. Hiç boş gelmiyordu. Hep elinde çekirdek ve kola oluyordu. Bir gün "Yanımda çalışır mısın?" dedi. Çok şaşırdım. Temel ağabey yeni yapılan muhtarlık binasında gece bekçiliği yapmamı istedi, kabul ettim. İlk gecemde gecenin bir vakti inşaata gelerek bana yemek getirdi. İçimde büyük bir sevgi doğmaya başladı. Hayatımda bana bu kadar yakın ve menfaat gözetmeksizin yaklaşan ilk insandı o. Temel ağabey benden tek bir söz istedi. O da bir daha tiner koklamamamdı. Söz verdim. Ve koklamadım. Ona hiç ihanet etmedim.

O şimdi herkese örnek olmalı. Tiner çeken insanın içi öfkeyle dolar. O öfkeyi önleyecek bir çözüm yoktur. Gençleri tinerden uzaklaştırmanın yolu dayak değildir. Beni defalarca dövdüler. Polisler ormana götürüp beni ağaca bağlayıp arkamdan silah attılar ama yine bırakmadım. Beni tinerden uzaklaştıran tek şey sevgidir."

Atatürk Mahallesi Muhtarı Temel Mert şimdi Hacı'ya bakarak gurur duyuyor. İnsanla yaşam arasında bir köprü oluşturmanın haklı gurunu taşıyor.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr