kapat

ÇARŞAMBA 07 EKİM 1998

Sedat Sertoğlu (e-posta:ssertoglu@sabah.com.tr )

Mübarek...

"Çok geç değil mi?"

İsrail'in şimdiki başbakanı Benjamin Netanyahu, ülkesi ile Araplar arasında yapılan Madrid Konferansı'nda hükümet sözcüsü idi. Turgut Özal, Madrid'e telefon ederek, "Toplantıların Türkiye'de yapılmasını öneren" bir mesajı İsrail Başbakanı Şamir'e iletmemi istedi.

Dönemin İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü dostum Yusuf Amihud kanalı ile Netanyahu'ya ulaştım. Netanyahu sözlü mesajı aldıktan sonra, konuyu başbakana ileteceğini söyledi.. Görüşmemiz bitip ayrılırken hafif bir sesle "Çok geç değil mi?" diye mırıldandı..

Netanyahu kendileri açısından olumsuz olmadığı cevabını getirdi. Ancak, Amerika toplantıların kendi ülkesinde yapılmasında bastırınca, Türkiye bu şansı kaybetti..

Bunu yazmamızın nedeni, Mısır lideri Mübarek'in girişimi ve İran'ın başlatmak istediği sürece biz, "Çok geç değil mi?" demek istediğimiz içindir..

Öyle ya, Türkiye şimdiye kadar sayısız defalar ve her seviyede bunları Arapların önüne koydu.. Yani bilmedikleri birşey değil.. Ama hiçbirisi kalkıp, Suriye'ye "Türkiye'ye karşı yaptıkların yanlış.. Bundan vazgeç.. Sonra zararlı çıkarsın" demek cesaret ve gerçekçiliğini gösteremedi.

Aslında bunların birbirleri ile ilişkileri hiç de iyi değildir.. Bakmayın siz dayanışma gibi laflara.. Şimdi kim kalkar da Hafız Esad ile Saddam Hüseyin'in veya Kaddafi ile Mübarek'in arasının iyi olduğunu söyleyebilir..

Türkiye'nin Suriye konusunda şimdi yaptığı, diplomasinin yanına silahı da koyan ve böylece "Preventive diplomacy" denilen türde bir diplomasidir.. Türkçe'ye belki "Engelleyici diplomasi" olarak çevrilebilir..

İşin bu noktaya gelmesinin sebebi de, bizzat Hafız Esad'ın kendisidir.. Türkiye'nin işlerin bu noktaya gelmesinde bir suçu yoktur.. Bunu Arapların anlaması için Ankara elinden geleni yapmış ve yapmaya da devam etmektedir..

Amerikan yönetiminin, barış süreci konusundaki kaygılarını anlıyoruz..

Ancak, kendi başkanları, Usame bin Laden'in terör kampının bombalanması ardından "Teröristler için hiçbir güvenli yer olmamalıdır" cümlesini kullanmıştır.. Bunu unutmadık..

Kendisine yönelik terör hareketlerine girenleri vurmakta tereddüt etmeyen Clinton yönetiminin, Türkiye'nin de kendi teröristini vurması durumunda, söyleyecek bir lafı olmasa gerek diye düşünüyoruz..

Türkiye'nin PKK'ya yönelik yapacağı bir askeri harekatın önlenmesi için, Suriye lideri Nafız Esad'ın 15 yıldır kullandığı Abdullah Öcalan'ı iade etmesi veya bir başka ülkeye göndermesi gerekmektedir..

Çünkü, gerek devletin başı olan Cumhurbaşkanı Demirel, gerek Başbakan Yılmaz ve gerekse Genelkurmay bu konuda açıklamalarda bulundular..

Türkiye'nin bundan geri adım atması, bölgede ve dünyada ciddi biçimde itibar kaybını da beraberinde getirecektir.. Büyük bir devlet bu konuda geri adım atamaz..

Ayrıca atılacak geri bir adım, PKK'nın siyasal zemine daha hızlı çekilmesini de sağlayabilecektir..

Hafız Esad'ın bu gerçeği görmesini diliyoruz.. Çünkü bu işin sonu, kendi rejiminin yıkılmasına kadar gidebilir..

Batılı dostlarımız da, bundan sonra, bize itidal tavsiye edecekleri yerde, Suriye'ye, PKK'yı halletmesi için baskı yapmaları daha akılcı bir politika olacaktır..

Ankara'da hava bu... Büyük devletler aldıkları kararlardan geri dönmez, dönemezler..


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr