kapat

ÇARŞAMBA 30 EYLÜL 1998

Cihanbeyli Höccet Ağa para severken bayılıyor

Konya Cihanbeyli'de 36 köyün bankerliğini yapmış, deli raporlu Höccet, paraya sevdalı. Kendi deyimiyle 8 çuval parası var bankada. Halk Bankası Cihanbeyli şubesinde haftada bir, garip bir güreş yaşanıyor. "Seriverin paracıklarımı" diyor ve atlıyor üzerlerine. Kendinden geçene kadar sevip, okşuyor paralarını. Bu sevişme bayılana kadar sürüyor...

Lacileri üzerine çekmiş, işaret parmağında bir şövalye yüzük, bileğinde Maraş işi bir bilezik som altın, ucunda bir mavi boncuk. Yani bir kuş kondurması eksik! Hayır, haksızlık etmemeli bu eni boyuna bir Cihanbeyli Hüseyin Efendi'ye. Onun bir öyküsü var ki, tekmili birden Türk filmi.

Konya Cihanbeyli'nin yoksul bir evinde gözlerini açmış hayata. Ama gördüğü kör bir karanlık olmuş. Ne ana var, ne baba. Ebesi olmasa, kimsesiz ölüp gidecek. Aç, meteliksiz ve hatta aşksız bir gençlik. Sonra bir çay ocağında ekmek parası kovalamaya başlıyor Hüseyin Özgür. Aylığı 500 kuruş. Onun için büyük para. Harcamayı bilemeyecek kadar yokluktan gelmiş. Ve harcamayı bilenlere borç vermeye başlamış. Kafasının köşesinde bile yok tefecilik. Ama bir bakmış 500 veriyor, 750 dönüyor. "Çay ocağındaki arkadaşlarım beni alıştırdı bu işe" diyor. Sonrasında paralar çuvalla gelmeye başlıyor. Hayatı banknotlar oluyor Hüseyin Özgür'ün. Sevdalanıyor. Kime mi? Paracıklarına. 36 köyün bankeri oluyor Hüseyin Efendi.

Kendi deyimiyle 8 çuval parası var bankada. Halk Bankası Cihanbeyli şubesinde haftada bir, garip bir güreş yaşanıyor. "Seriverin paracıklarımı" diyor ve atlıyor üzerlerine. Kendinden geçene kadar sevip, okşuyor paralarını. Bu sevişme bayılana kadar sürüyor. Gözlerini açtığında, banka müdürü taksiye bindirmiş ve çoktan evine gördermiş oluyor Hüseyin Efendi'yi.

Ne kadar parası olduğuna gelince, ona göre "3-5 milyar çerçi parası", lafı bile edilmez. Ama çuvalların içindeki para muamma! Cihanbeyli eşrafına göre, rahat rahat 200 milyarı var bankada. Banka müdürü ise, "yasak" diye konuşamıyor. Ama, Hüseyin Efendi, "Banka müdürü hazır ol vaziyette durmazsa, paraları istediğim zaman göstermezse, sürdürürüm. Ziraat Bankası'nün müdürünü gözüm tutmadı, gönderdim" diyecek kadar parasının çokluğundan emin.

Lakabı hakim takmış

Yoklukların Hüseyin'i, şimdi "Höccet" lakaplı bir milyarder. Höccet, yani senet! Aslında Arapça, huccet ya da hüccet. Ama Cihanbeyli'de olmuş Höccet. Resmi belge, kanıt ve seçkin bilginlere verilen unvan diye üç ayrı anlamı var Arapça'da. Hüseyin Özgür'e bu lakabı onlarca adam dövme davasından birinde hakim takmış, "senet"tir diye. Bilse Höccet'in hayat hikâyesini, diğer anlamları da esirgemeyecek...

Yaşı 61'e gelmiş, deli raporlu, evli, 7 çocuklu, çuvalla paralı, bu hayattan ne bekliyor! Aslında hâlâ değişmemiş, neredeyse bir lokma, bir hırkayla sınırlı istekleri. Eve 5 teneke Marmara Birlik zeytini, 5 kilo kıyma, 5 teneke peynir alıyor. Lüksü mü ne? İtalyan fötr şapka, kruvaze laci takımlar. Ama bu kıyafet içinde burnu büyümemiş. Cihanbeyli'de, yine bir Cihanbeyli gibi yaşıyor. Yani öyle aslını inkar eden namertlerden değil.

Deliliği kör sevdadan

Fırsat buldu mu yardım ediyor hemşehrilerine. Yine kendi deyimiyle, "kır sahabı" ediyor bazılarını. Yani tarlası oluyor; onun gençliğine benzer durumdaki garibanların.

O bir kez aşık olmuş. O zaman çulsuz. Anlayacağınız bir kör sevda. Kız da onu sevmiş, ama ailesi "Yoksulsun, sana kız yok" demiş. Hâlâ o kız kafasının bir köşesinde. "İsmini bile unuttum" derken gözleri doluyor. Aşkın ilacı yok. Hüseyin Efendi, aşk yüzünden deli oluyor. Askerde önüne geleni çiğniyor. Sonraki yıllar hapishane ona kapı komşusu oluyor. "Askerlikte, heyecan geliyordu. (Vur adamı, öldür) diyordu. Deli raporu verdiler. Paraları özleyince de heyecan başlıyor. Yanaklarım al al oluyor, bir titremedir geliyor. Çıkartın paramı görüp gideyim diyorum..."

Bir garip finansör

Deli ama, yıllarca tüm akıllılar parasını ona emanet etmiş. Belki yine delice ama, "Borç isterken utanan" adam, onun için borcuna sadık kişi. Bir garip finansör Höccet. Onun için istihbarat, borç isteyenin gözleri. Aslında o kadar da garipsememeli: "Gözler yalan söylemez." Bankalardaki batık krediler düşünülürse, Höccet'ten alacakları çok ders var.

3 yıl önce emekli etmiş kendini bankerlikten. "Yine gelip bana teslim etmek istiyorlar paralarını. Ama bıraktım. Yoksa öldüreceklerdi. Bir kez dağa kaldırıp, günlerce işkence ettiler. Korkudan, ikindi vakti olmadan eve varıyorum" diye anlatıyor nedenini. Dolandıran çok. En yakınları, canı gibi sevdiği oğlu bile. İç gömleğinin zulasında sakladığı kasa anahtarını aşırıp, 8 milyar lirayı çalan geliniyle oğlunu affetmeye hiç mi hiç niyeti yok. Diğerlerini de... "Ben yalan dolan, çalma çırpma bilmem. Sonu iyi olmaz. Yanlış yapanı affetmem. Çok adam dövdüm hakimin karşısında. Ama hak ediyorlardı. Herkes bilir, lanetlediğim adamın sabaha selası verilir."

Höccet'in dünyası para, ama o hâlâ "Kiler dolmasa, Marmara Birlik zeytinleri olmasa" nakaratında. Parayı harcayamıyor. Belki de o adını hatırlayamadığı kör sevdalıyı düşünüp, haftada bir onun niyetine paracıklarını ayıla bayıla seviyor. Doğru, para herşeyi satın almıyor...


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr