PAZAR 27 EYLÜL 1998
Ne zaman ki Zülfü Livaneli'nin şöhret basamağını tırmanırken kasetlerinde kullandığı fotoğrafı gördüm.. "Devir imaj devri.." lafının doğruluğuna bir kez daha iman ettim..
Söylediklerime inanmazsanız, bu gece ATV'de yayınlanacak olan Nebil Özgentürk'ün programını seyredin..
Nebil neredeyse iki yıldır, inanılmaz güzel programlar yapıyor.. Toplumun ünlü isimlerini ya da kenarda köşede kalmış değerlerini veya unutulmaya terkedilmişlerini ekrana getiriyor..
Titiz bir çalışma sonunda onu bütün boyutları ile anlatıyor..
- "Bu kadar iyiyse biz niye hiç duymadık?" diye itiraz edecekseniz o başka.. Haklısınız, derim.. Çünkü kadersizin programı nedense gece yarısından sonraki bir vakitte yayınlanıyor..
Eskiden saat 02.00'lere filan denk getiriyorlardı.. Son yıllarda yayın anlayışımızda anlamlı bir reform yapıldı.. Nebil'in programı da bu sayede geceyarısına çekildi..
Bir ara meraklanıp, bu tür keyifli kültürel programların neden gece yarısından sonraya bırakıldığını soruşturdum..
- Kültürel programlar haliyle biraz ağır olduğundan herkes hazmedemiyor.. Vatandaşta gaz yapıyor, dediler..
Başka yan etkileri de varmış.. Kendini çok kaptırırsan ya da her gece bir kültür programı seyredersen "kepek sorunu" başlıyormuş ki Neşe'ninkinden beter..
Bu televizyoncu milleti bir enteresan.. Halkın hangi dili konuştuğunu, olayları nasıl kavradığını pek güzel keşfetmişler.. Televole ve benzeri programların yüksek reyting yapmasının sebebi de bu..
Çünkü izleyeneler bu tür programlarda "Ne denmek istendiğini.." çok rahat anlıyor.. Kuralı da çok basit..
Önce ekrana getirdiğin görüntünün üzerine iki üç kısa cümle söyleyeceksin.. Sonra duruma uygun bir türkü ya da şarkı seçip, bir kuple bindireceksin..
Uygulamalı olarak anlatayım:
Diyelim ki ekrana zayıflamaya çalışan bir sanatçının görüntüleri geldi.. Hanım kızımızı tayt üstüne giydiği mayosu ile koşu bantında terlerken görüyoruz.. Önce sunucu durumu açıklar:
- Mucize rejim programı.. Ünlü şarkıcı filanca iki haftada on kilo zayıfladı.. Şimdi kilo vermenin sırlarını sizlere anlatacak.. Az sonraaaa..
Ardından görüntünün devamına müzik bindirilir.. Ama müzik görüntüye uygun olacak ki mesaj hedefini bulsun:
- Evlerinin önü hamburger büfesi.. Hamburger büfesi.. Yarim strech giymiş görünür küfesi.. Görünür küfesi.. Tirinom, tirinom..
Kültür programlarına "açıklamalı müzik" koymayı akıl eden biri gelecekte malı götürecek, haberiniz olsun..
Çıkarmışsınız Yaşar Kemal'i ekrana.. Adam sağlam gözünü kısmış, anlatıyor da anlatıyor..
"Romanın akışı içindeki folklor zenginliği, insalık tarihinin geçmişine uzanan yolculuğu kolaylaştırır.. İnsanın insanı anlamasını sağlar.." diye lafa başladı mesela..
Daha baştan battal olur program.. Bu kadar uzun lafı hangi beyin kaldıracak? İşte yönetmen yönemenliğini burada göstermeli.. "Yolculuk.." lafının geçtiği yerde cümleyi kesip, Görme özürlü Veysel'in;
- Uzun ince bir yoldayııım.. türküsünü girmeli ki seyredenin ilgisi kaybolmasın..
Nebil'in programından söz ediyordum..
Bu gece Zülfü Livaneli'yi getiriyor ekrana.. Zülfü'nün sanat hayatından, politik meşrebine kadar, eteğinde ne varsa dökecek.. Bu arada köşemizin orta yerinde duran fotoğrafı da getirecek ekrana..
Güya Zülfü yurt dışında söylediği türkülerle yeni meşhur olduğunda korsan kasetçiler şarkılarından, türkülerinden bol bol sebeplenmişler.. Ellerinde Zülfü'nün vesikalık fotoğrafı yokmuş..
Sadece vaktiyle plajda çekili bir mayolu resmi varmış.. Eeee! Plaj resmi türkülerin yarattığı imaja uymuyor tabii..
Zülfü'nün türküleri insanları dağlara, kırlara çağırıyor. Eşkıyalığın iyi bir meslek olduğunu, sosyal garantisi bulunduğunu anlatmaya çalışıyor..
Şimdi kalkıp Zülfü'nün mayolu resmini kasetin kapağına koysalar miletin aklı karışacak:
- Bizi dağlara çağırıyor da kendi niye plajlarda sürtüyor, diyecekler..
Gidip pala bıyıklı birinin resmini bulmuşlar, kapağa onu koymuşlar.. Zülfü'nün iddiası bu..
İşte benim "araştırmacı gazetecilik" görevimin başladığı yer de tam burası.. Zülfü istediği kadar inkârdan gelsin.. Kendi bileceği iş.. Gerçi "İnkâr yiğidin kalesidir.." ama güneş asla filli boyayla sıvanmaz..
25 yıl önce benim tanıdığım Zülfü aynen böyleydi.. Hatta bıyıkları biraz daha uzundu.. Taze fındık içini şişe geçirip soba ateşinde kararttıktan sonra bıyığına sürer, rengini daha bir kuzgun karası yapardı..
Bıyıklarının uçlarını da sivriltip TV anteni gibi iki kenara diktiğinden "birine sürtünüp kalıbı bozulacak.." diye belediye otobüsüne binemezdi..
Dolmuşlardan da yararlanamazdı..
Çünkü elinden sazını hiç eksik etmediğinden dolmuş şoförleri "iki kişilik para.." isterlerdi.. O sebepten daima piyade gezerdi..
Ne zaman ki Gorbaçov bunu "Issık Göl Toplantılarına" çağırdı.. O zaman Zülfü'nün dünyası değişti..
Baktı ki Cengiz Aymatov, Arthur Miller, Yaşar Kemal, Peter Ustinov, Elia Kazan ve daha şöhretli kim varsa hepsi bıyıksız.. Kafası imaj konusunda biraz karıştı..
Ardından "Issık Gölü Toplantılarına" katılan yazarların toplu heykelini diktiler.. Zülfü aralarında Rahmetli Stalin gibi durduğundan, görenler kimliğini çıkaramadı..
Heykelin seyrine kim durduysa "Aaaa! Stalin de sanatçıymış.." demeye başladı.. Zülfü bu karışıklığa son verme kararını işte bu heykelin açıldığı gün verdi..
O pehlivan koluna dolanan heybetteki bıyıklarını kesti..
Global dünya kapılarını ağır delikanlılara kapatmıştı.. Bıyığına adam asılan yiğitlerin devri bitmişti..
Bıyıklarına yazık oldu.." demiyorum ama ben o eski heybeti çok özlüyorum..