PAZAR 27 EYLÜL 1998
Farları uzun yakalım. Ufuklu ve geniş bakalım. Yeni bir Türkiye doğuyor. Bunu görelim. Millatan önce, millatan sonra. İsa'dan önce, İsa'dan sonra. Cumhuriyet'ten önce, Cumhuriyet'ten sonra...
Ve geldik...
Son ayrılma noktasına...
Eyüp Aşık'ın...
İstifasından önce...
Eyüp Aşık'ın...
İstifasından sonra...
Farları uzun yakalım. Ufuklu, geniş, derinlemesine, çok boyutlu bakalım ve görelim: Yeni Türkiye, doğum sancıları çekiyor. Siz bu olanı biteni Türkiye'nin eski Sovyetler Birliği'nin çöküşü gibi "Bir günde aniden çöküşe gitmesi" olarak da değerlendirebilirsiniz.
Karamsarlığı yırtıp atalım...
İyimser bakalım...
Bu sancıları...
Yeni bir doğumun sancıları gibi görelim ve belki de görmek istediğimiz Türkiye için çekilen sancılar olarak yorumlayalım. Çetelerden arınmış, temizlenmiş, yıkanmış, yeniden yapılanmış bir Türkiye... Bakan olması gerekirken çete reisi Alaattin Çakıcı'nın telefon haberleşmesini sağlayan sekreter gibi kullanılan Eyüp Aşık'ın konuşmalarının montajlanmış kasetlerini birileri Brüksel'de bir gazeteciye verdiler.
Hesaplaşma başladı...
Bakan Eyüp Aşık'ı, çetebaşı Alaattin Çakıcı ile, "Abiciğim... Abiciğim..." konuşmaları yaparken kayda alıp, bunu gizli şifreli çelik kasalarda saklayıp, zamanı gelince de piyasaya sürenler, Eyüp Aşık'ı vurarak Başbakan Mesut Yılmaz'a da, "seni de yakarız" demeye getiriyorlar.
Farları uzun yakalım...
Geniş ufuklu bakalım...
Eyüp Aşık kasetini sürenler...
Başbakan'a da çağrı yapıyorlar:
Gel bizimle barış...
Biz aynı kumaştanız...
Yoksa seni de vururuz...
Büyük hesaplaşma...
Mesut Yılmaz yılabilir...
Geri adım atabilir...
Fakat Türkiye, geri adım atmamalı... Farları uzun yakmalı ve geniş ufuklu bakarak; "İşte altın fırsat..." diye bu son kırılma noktasına sarılmalı... Bir bağımsız başsavcı çıkmalı, dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmayıp, milletvekilliğinden istifa ederek, yapılması gereken bir tavrı sergileyen Eyüp Aşık'ı Clinton gibi sorguya çekmeli...
Clinton'ın...
Monika'sı bir yana...
Oral seksi bir yana...
Purosu bir başka yana...
Büyüklüğü bir yana...
Clinton çok büyüklük yaptı... 12 kişilik uzmanlardan kurulu bir jürinin karşısına geçti. "Yes sir... Yes sir..." (Evet efendim... Evet efendim...) diyerek bütün sorulara tek tek cevap verdi. Sorular, cevaplar, mimikler, yüz ifadeleri, vücut hareketleri, 4 saat boyunca bütün dünya TV'lerinde aynen yayınlandı...
Aynısını Türkiye niçin yapmasın?
Uzmanların bilgi, belge desteğiyle güçlendirilmiş bir başsavcı, oturtup Eyüp Aşık'ı karşısına bir bir sormalı...
İlk soru şu olmalı: "Çakıcı 1-0 galip dediniz. Aynı ligde mi oynuyorsunuz? Siz devletsiniz, Çakıcı ise çete reisi... Devleti çetelerle maç yapacak düzeye indirdiniz, bunun karşılığında ne aldınız? Çakıcı, partinize para da verdi mi?"
Eyüp Aşık cevap vermeli:
"Evet efendim... Evet efendim..."
Bir savcı çıkmalı...
Bir bir sormalı...
Yeni bir Türkiye doğmalı...
SAMOMETRE...
Samimiyet ölçer utancından çatladı. Bir haftadır bu köşeden yapılan, "Samimiyetinizi görelim... Gücünüzü izleyelim... Kararlılığınızı hissedelim..." çağrılarına Başbakan Mesut Yılmaz'dan cevap gelmedi. Başbakan, en yakın, en samimi arkadaşı ANAP İstanbul Milletvekili Şadan Tuzcu'nun Çavuşbaşı'ndaki kaçak villasını yıkmaya yanaşmadı. Orman Bakanı da; "Kaçak villa, orman arazisi üzerinde değil, su toplama havzası üzerinde yapılmış, bizim görev alanımıza girmiyor" dedi, işin içinden sıyrıldı. Oysa bu kaçak villa; doğal SİT alanı içinde yapıldığı için ve İstanbul Nazım Planı'na göre bu bölge sadece su toplama havzası olduğu ve ayrıca kuzeydeki ormanlık bölgeye sınır olduğu için de yıkılması gerekiyor.
Samometre utancından çatladı...
Arazi mafyası...
Arsa spekülatörleri...
Kereste mafyası...
Kundakçı çeteleri...
Rant yağmacıları...
Pusuya yattı, bekliyorlar...