ÇARŞAMBA 23 EYLÜL 1998
Günlük politika dilinde arada bir kulağa çalınır: "Hiçbir iktidar benim yoğurdum karadır demez!"
Öyledir.
İktidarda olanlar daha çok iyimserlik yaymaya özen gösterirler. Karamsarlığı muhalefete bırakırlar. O yüzden ülke sorunlarıyla ilgili olarak hükümette olanların ağzından genellikle bal damlar.
Bir başka deyişle:
Hayal pazarlaması yaparlar!
Ama bunun bir sınırı vardır. Eğer işler gerçekten iyi gitmiyorsa, bir sınırın ötesinde takke düşer kel görünür. Hayal kırıklıkları kitlelerde tepkiye dönüşür, iktidarı vurmaya başlar.
Özellikle ekonomide böyledir. İyimserlik pompalamanın, pembe beklentiler yaratmanın ölçüsünü ekonomik konularda iyi ayarlamak ayrı bir ustalık gerektirir.
Örneğin, kamuoyunda enflasyonun ineceğine dair olumlu bir hava oluşturabilirsin. Bunun için psikolojik bir ortama kapı aralanabilir. Ama gün gelir, eğer enflasyon yine patlarsa, pazarlanan bütün hayaller boşa gitmiş olur.
Hayal pazarlamak deyimine geçen gün Atilla Karaosmanloğlu'nun bir konuşmasında rastladım. Dünya Bankası'nın eski başkan yardımcılarından Karaosmanoğlu şöyle demiş:
"Önemli olan Türkiye'de bugün şikayet edilen birçok şeyin birbirinden ayrı nedenleri olduğunu düşünmenin hata olduğunu kabul etmektir. Organize suç çeteleri ekonomik politikadan ayrı şeyler mi? Türkiye'de hukukun üstünlüğünün mevcut olmadığının en yüksek yargı organları tarafından kabul edilip söylenebilmesi ve kamuoyunun bu kanıda olması ekonomik politikalardan ayrı mı?
Şehirlerin dışında bir terör çemberi oluşmaya başlaması siyasi, sosyal ve ekonomik politikalardan ayrı bir şey mi? Hükümetin bu konularla uğraşması sadece hayal pazarlamakla olmaz. Bu uğraşma, gerçek programları kamuoyunun önüne çıkarıp başlatmakla olur.
Karaosmanoğlu, hükümetin yapısal düzenlemelere pek el atmadığına da şöyle işaret etmiş:
"Hükümetin aldığı önlemler daha çok kısa vadeli ve bankacılık sektörünü bir miktar rahatlatıcı önlemler. Uzun vadeli yapısal düzenlemeler yapılmadığı taktirde, kısa vadede alınan ve bazen etkili görünen tedbirlerin uzun vadede büyük yararı olamaz. Kısa vadeli sıkıntıları geçiştirir. Geçiştirilme, uzun vadede yapısal değişimleri çok daha zahmetli, çok daha maliyetli hale sokar. (Yeni Yüzyıl, 20 Eylül 1998, Necla Dalan'ın röportajı)
Türkiye ekonomisi bugün "global kriz"den gittikçe daha çok etkileniyor.
Dengeler bıçak sırtında!
Borsa anormal düştü.
Yabancılar paralarını alıp gittiler. Ne zaman geri dönerler, belli değil.
Dışarısı borç vermeyi durdurdu. Daha doğrusu şartlar öylesine ağırlaştı ki, bir yerde dış krediler kendiliğinden dondu sayılır.
Bir de şu var:
İşlerin bu hale gelmesinde, yeni Vergi Yasası'yla erken seçim kararının da şöyle ya da böyle payı olduğu şimdi daha iyi anlaşılmaya başladı.
Bugün için hükümet daha çok kısa vadeli önlemlerle uğraşıyor. İçerde bir takım tamponlar oluşturup yaklaşmakta olan global krizi mümkün olan en az zararla atlatmayı düşünüyor.
Bu yaklaşımın bir mantığı yok değil. Ancak atılan adımlar isabetli de olsa, sade kısa vadeli düşünmek, bizi çıkmazdan kurtarmaz. Kısır döngüyü kırabilmek ve global krizden en az etkilenmek için eninde sonunda oyunu kuralına göre oynamak zorundayız.
Ne demektir oyunun kuralı? Yapısal reform değil mi?
Ezberledik artık:
Sosyal güvenlik reformu...
Mali sektör reformu...
Özelleştirmeyi hızlandırmak...
Devleti bankacılık alanından bir an önce çıkarmak...
Oyunu kuralına göre oynamak aynı zamanda seçim ekonomisinden kaçınmaktır. Tarım destekleme alımlarında ölçüyü tutturmaktır.
Yapılıyor mu bütün bunlar?
Evet demek güç. Söylem var, eylem yok! Adımlar daha çok kısa vadeli. Ayrıca seçime endeksli bir hava gitgide daha belirginleşiyor.
Eski Dünya Bankası Başkan Yardımcısı Atilla Karaosmanloğlu'nun sözüne dikkat! Sade hayal pazarlayarak yol almanın bir sınırı vardır.