kapat

PAZARTESİ 21 EYLÜL 1998

Faruk Selçuk (e-posta:fselcuk@sabah.com.tr )

Yolun sonu daralmaya çıkıyor

Finansal piyasalarda yıllardır süren "ziyafet" sona erdi. Masaya erken oturup faturanın gelmesinden önce kalkanlar hayatlarından memnun. Uzun süre ziyafeti imrenerek izleyen ve son anda ailecek katılanlar ise şaşkın vaziyette. Bir lokma olsun bir şey alamadılar. Bu arada hiç istifini bozmayıp etrafını sakinleştirmeye çalışanlar da var: "Masadan kalkmadığımız sürece fatura ödemek zorunda kalmayız". "Peki, katılmak için verdiğimiz para ne olacak?" diye soranlara cevapları hazır: "Bir gün gelecek, hepimize yemek verilecek. Fazlasıyla. Bu parayla bu masaya oturmak aslında bedava sayılır!"

Dolar bazında yüzde 20-25 yıllık getiri normal-minimum kabul edilmeye başlanınca, reel ekonomi ile mali piyasalar arasındaki ilişki gözden kaçmaya başlamıştı. Borsada yatırım göstergelerinden fiyat kazanç oranına bakan bile yoktu. CNN tarafından yapılan bir ankete göre yatırımcılar ABD borsasının uzun dönem yıllık ortalama getirisinin yüzde 17 olduğuna inanıyor(du). Oysa bu rakam yüzde 7. Yıllık ortalama yüzde 3-4 reel büyüme ve yüzde 3-4 enflasyon göz önüne alındığında, beklentilerini "iktisaden" yapanlar haklı çıkıyor: "Bir ekonomideki reel getiriler, o ekonominin reel büyümesinden çok fazla sapma göstermez". Özellikle ABD borsasında son yedi yıldır görülen yükselişin önemli bir bölümü ise reel ekonomideki üretkenlik artışının ileride yol açacağı büyümenin bugünden satın alınması olarak yorumlanabilir (burada bir parantez açarak "mavi lensli beyaz Türkler'e" sormak gerekiyor: Bir-iki ay öncesine kadar iki yılda dolar bazında yüzde 150'lere varan artış gösteren Türkiye borsası neyi satın alıyordu? Şimdi ağlayanlar kim?).

Her yerde daralma

Mali sektörde görülen sarsıntıyla birlikte dikkatler her zamankinden daha fazla reel sektöre çevrilmeye başladı. Dünyada en son 1991'de yaşanan resesyon sonrası, 1992-1993 yıllarında yüzde 2.5 olan "global büyüme oranı", 1994-1997 yıllarında yüzde 4'lük bir ortalamaya ulaşmıştı. IMF tarafından yapılan en son tahmine göre bu yılki "global büyüme oranı" yüzde 2 civarında gerçekleşecek. Düşük, hatta negatif büyüme yaşanacak ülkelerin başında Japonya ve (Çin hariç) Asya'daki piyasa ekonomileri geliyor. Brezilya, Meksika, Arjantin gibi önde gelen Latin Amerika ülkelerinde de beklenen büyüme oranı yüzde 2 civarında. Bölge ülkelerine yönelik büyüme oranı tahminleri neredeyse hemen hemen hergün aşağıya doğru revize ediliyor.

Büyümede görülen yavaşlamanın arkasındaki en önemli etkenlerden birisi olarak yüksek faiz oranları gösteriliyor ama her yerde değil: Japonya, iktisata giriş derslerinde Keynesyen analizin bir parçası olarak öğretilen "Likidite tuzağına" düşmüş durumda. Faiz oranlarının taban yapmasına rağmen toplam talepte herhangi bir canlanma görülmüyor. Nedeni de ekonominin deflasyonist döngüye girmiş olması. Gerek Japonya, gerekse diğer Asya ülkelerinde tekrar "sağlıklı büyüme" dönemi yakın gelecekte gözüküyor.

ABD ve diğer gelişmiş piyasa ekonomilerinde faizlerin düşürülmesinin gelişmekte olan ülkelere, özellikle de Latin Amerika ülkelerine yardımcı olacağı düşünülüyor. Özellikle Brezilya'da meydana gelecek bir kriz, piyasaların en büyük korkusu. Eylül ayı başında IMF'nin ikinci adamı Stanley Fischer, New York'ta önde gelen bankacılarla yaptığı bir toplantıda özel sektörün Brezilya'yı "kurtarma paketi hazırlayan" IMF'ye destek vermesini istiyordu. İstenen destek hemen sağlandı: Nasıl sağlanmasın ki? Brezilya'nın, sadece JP Morgan ve Citicorp'a borcu toplam 8.4 milyar dolar. Hazırlanan "kurtarma" paketinin detayları muhtemelen 4 Ekim'deki seçimlerden önce açıklanacak. Bugünlerde Brezilya'da görülen "rahatlamanın" nedeni bu paket.

Bizde de yavaşlama

Daha önce de (Ocak ve Mayıs aylarında) Türkiye ekonomisindeki yavaşlamaya dikkat çekmiştik. SABAH, Haziran ayında yaptığı bir dizi yayınla ekonomideki yavaşlama-daralma konusu izledi. O dönem finansal piyasalarda yaratılan pembe tablonun çekiciliğine kapılan "Mavi Lensli Beyaz Türkler", "yapılan yayınların maksatlı olduğunu, ekonomide daralma falan olmadığını, kötümser haberleri enflasyon lobisinin uydurduğunu" öne sürüyordu.

DİE tarafından hesaplanan Aylık Sanayi Üretimi Endeksi'ne dayanarak hazırladığımız "sanayi üretimi devresel hareket endeksi" sonuçları aşağıdaki grafikte görülebilir. Eylül ayı başında açıklanan rakamlara göre Ekim 1997 tarihinde sanayide başlayan yavaşlama, Haziran ve Temmuz aylarında artarak devam etmiş. Aksi yönde bir gelişmenin Ağustos ve Eylül aylarında gerçekleştiğine dair bir işaret yok. Yurt içi faiz oranlarında meydana gelen göreceli ani artış ve genel olarak artan belirsizlik, Türkiye ekonomisinin de diğer ekonomilerle aynı kaderi paylaşacağına işaret ediyor. Ekonomi zaten yavaşlama güzergahına girmişti. Şimdi yolun sonunda resesyon gözüküyor.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr