PAZARTESİ 21 EYLÜL 1998

Bakü, Türk ürünlerinin istilası altında. Yabancı markalar bile Türkiye üzerinden gelmiş. Her köşe başı dönerci. Türk lobisi, Amerikan hamburgerinin ülkeye girişine vize vermiyorFÜSUN MUTLU
Bakü'de ezilmemek için dikkatli olmak gerek.. Trafik ışıklarına pek sık rastlanmıyor... Neyse ki trafik sorunu yok... Taksi bol.. Bir bileti 250 manat (17 bin lira) olan metro, yükün çoğunu kaldırıyor... Otobüsler, yer yer de tramvaylar vızır vızır işliyor... Zaten Bakü'de Ermeni işgalinden kaçan Karabağlı göçmenlerle birlikte nüfus 3 milyonu bulmuyor...
Rusça yazılar, henüz Türkçe yazılardan daha çok... Yeni yetişen küçük çocukların dışında herkes Rusça konuşuyor... Gazeteler Türkçe. Ama sadece başlıkları Latin alfabesiyle yazılıyor... Geri kalan kısmı hâlâ Kiril Alfabesi'yle... Bizim, Osmanlı döneminde yıllarca Türkçe'yi Arap yazısıyla yazmamız gibi...
Sokaklarda ağaçların gölgesine, üç-dört iskemle ve bir masa atarak tavla ya da domino oynayanlar hiç de yabancı gelmiyor bana...
Adam başı bir Türk dönercisi... "Buz kimi" (buz gibi) Coca-Cola, Pepsi buraya gelmiş. Ama Türk dönercisi, Amerikan McDonald's'ına burada start verdirmemiş. Zaten kolalar da Türkler'in burada kurdukları fabrikalarda üretiliyor... Bir şişe Coca Cola ya da Fanta'nın büfe fiyatı 750 manat. Dönerli sandviç ise 2 bin 500 manat. Doların alış fiyatı 3 bin 860 manat, satışı 3 bin 890. Burası doların giderek değer kaybettiği nadir ülkelerden biri.. İki sene önce bir dolar 3 bin 950 manat civarındaymış... Yaklaşık 230 bin liraya bir kola bir dönerli sandviçle karın doyurmak mümkün...
Kavun bin manata, karpuz 500'e, üzüm, incir, elma, patates bin 500'e, domates, salatalık, sivribiber bine, kabak bin 300'e, patlıcan 800'e, ayşe fasulye 2 bin 500'e satılıyor... En pahalısı 3 bin 500-4 bin manata (1 dolara) satılan "Dole" marka ithal muz...
Her yerde sokak satıcıları var... Bizim pazarcılar gibi yiyecekten giyeceğe, kitaptan oyuncağa, ev eşyasına kadar aklınıza ne gelirse kaldırımlarda satıyorlar... Sabahın köründen geceyarılarına kadar alışveriş yapabilirsiniz...
Akşamın 10'unda sıra sıra parkettikleri otomobillerinin bagajlarında Sabirabad'dan getirdikleri kavun-karpuz ve üzümleri satanlar fotoğraflarının çekildiğini görünce beni adeta ablukaya alıyorlar...
"Neden çekiyorsun?... Kimsin?.."
"Türk gazetecisiyim.."
"Kimliğini göster bakalım önce... Ben uzun yıllar Moskova'da yaşadım... Bazı şeyleri iyi bilirim..."
Kimlik soran kavunculardan alınacak dersler olduğunu düşündüm...
"Hah.. Şimdi tamam.. Çek bakalım... Ama bize de göndereceksin... Ben Rusça'dan başka çok iyi İngilizce de bilirim... Burada iş, aslanın ağzında... Bana Türkiye'de bir tercümanlık ayarlasana..."
"İyi de böyle sokaklarda mal satmak serbest mi bu ülkede?.."
"Rüşvet nedir bilirsin sen... Verdin mi hepsi serbest..."
Ve serbest piyasa ekonomisine geçen Türkiye'nin o günlerini ve hatta bugünlerini düşündürüyor bu sözler... Rahmetli Özal'ın sesi kulaklarımda.. "Benim memurum işini bilir..." Devletin memurlarına verdiği eksik ya da yetersiz maaşı anlaşılan her yerde vatandaşlar tamamlıyor ve böylece de çark dönüyor...
Resul Doğan, 7 yıl önce Elazığ'dan Bakü'ye göçerek şehrin en işlek alışveriş merkezinde bir kafe-bar açmış... Buradaki Türkler'in, özellikle de öğrencilerin buluşma yeri... Resul Bey biraz da bu gençlere ağabeylik ve hamilik yapıyor anlaşılan... Çaya, kahveye pek para aldığı yok... Darda olanlara da yardım elini uzatıyor...
"Elazığ'da fazla bir kazancım yoktu.. İstanbul'a gelip de kaybolmaktansa burada şansımı denemeye karar verdim. İyi de yapmışım... Üstelik burada el üstünde tutuluyorum. Almanya'da çalışan tanıdıklarım kendilerine 'kara kafa' denilmesinden rahatsız... Sovyetler Birliği zamanında Azeriler'e de 'kara kafalı' dedikleri için burada biz Türkler'e benzeri sorunlar çıkartmıyorlar... Hepimiz kara kafalıyız ve bundan da şikayetçi değiliz.. Ve birbirimizi seviyoruz..."
Rize doğumlu olan, ancak İzmir'de oturan Kuyumcuoğlu (23), kafenin müdavimlerinden.. Erzincan'da babasının özel hastanesinde çalışan Azeri bir doktorun tavsiyesi üzerine buraya okumaya gelmiş.. Diş hekimliği son sınıf öğrencisi...
"Burada şansım açıldı.. Bakü Raks'a çok yakında bir kaset dolduracağım... Sözler Türkçe, beste Güher Hanzade'nin... Belki meşhur olurum, yakında beni dinlersiniz..."
Taşıtlarlaÿ20kapalı alışveriş merkezinde gezerken gözüme, "İsmet Paşa Kafesi", "Osmanbey Giyim Sanayi" gibi Türk işadamlarına ait çeşitli yerlerin tabelaları ilişiyor...
Osmanbey Mağazası'nın sahibi Erzurumlu Hasan Barakalı (28)... Faruk Hakkıoğlu isimli bir ortağı var...
"Bakü'deki giysilerin yüzde 80'i Türkiye'den geliyor. Osmanbey İstanbul'un en mutena alışveriş semtlerinden olduğu için bu ismi seçtim... Kaliteli mal satıyoruz. Genellikle yüksek kesimdendir müşterilerimiz. Son zamanlarda alt kesimden de gelmeye başladılar... Bir takım erkek elbisesini bizden 250 dolardan 320 dolara kadar alabilirsiniz. Bir kadın pantolonu örneğin 33 dolara. Henüz burada spor giyim olayı yok.. 18 yaşındaki delikanlılar bile takım elbise giyiyor, kravat takıyor... Kot giyen yok... Zamanla alışacaklar... Günlük satışımız çok şükür bin 500 dolar civarında..."
Osmanbey mağazasının aylık kirası ise 5 bin dolarmış...
Gezerken gördüğüm en tanınmış markalar Polo ile Benetton oldu... Onlar da Türkiye'den gelmiş. Anlaşılan burada Gucciler'in, Armaniler'in açılmasına daha çok var... Zaten kimse henüz marka peşinde değil. On sene öncesine kadar bizde olduğu gibi...
Türk Büyükelçiliği'ndeki diplomat eğitimli Basın Müşaviri Yardımcısı Fatoş Hanım burada kumaş satın alıp terziye diktirmenin yaygın olduğunu söylüyor.. "Örneğin şu üzerimdeki elbiseyi dükkândan alsaydım en az 150 dolar ödemek zorunda kalırdım... Oysa hem istediğim modeli seçtim, hem üzerime göre diktirdim, hem de maliyeti 30 doları geçmedi..."
Ve gene 60'lı, 70'li yılların Türkiye'sini anımsadım... Kışın yünlüler, yazın pamuklular, ipekliler alınır, gündelikçi eve geleceği gün heyecanla beklenirdi... Oysa şimdi hazır giyim hem daha pratik, hem daha ekonomik oldu... Zaten Türkiye'de terziye dikiş diktirmek artık lüks... Eve gelen "gündelikçi" terziler kayboldu... Onların yerini randevu alarak gidilen "modacı" terziler aldı...
Bakü'ye gerçekten zaman tünelinden geçip gelmiş gibiyim...