PAZAR 06 EYLÜL 1998
Pırıl pırıl bir ofisi geride bırakıp, doktor gömleklerimiz ve naylon mestlerimiz ile daldık Dardanel Ton'un fabrikasına.. Kesif bir yanık balık kokusu..
Okyanuslardan donmuş balık getiren gemi, her gün 300 ton yükünü indiriyor.. Bu 300 ton balık, burada Dardanel Ton oluyor işte.. Donmuş balıklar önce eksi 26 derecedeki soğukhava deposuna alınıyor.. İkinci aşama, buzların çözülmesi.. Bunun için deniz suyu kullanılıyor. Normal deniz suyu sıcaklığındaki duş balıkları işlenecek hale getiriyor.
Başlar ve kuyruklar kesiliyor. İçleri ayıklanıyor..
Şimdi burda önemli bir nokta var.. Fabrika "Sıfır" atıkla çalışıyor. Yani bu fabrikanın bir çöplüğü yok.. Konserve kutusuna konmayacak tüm balık artıkları, balık unu fabrikasına gidiyor. Bu balık unları da, genelde tavuk yemi yapımında kullanılıyor..
Balık sevmem ya.. Yıllar önce bir gün aile kahvaltısında "Yahu bu yumurta balık kokuyor" dediğimde, benim balık düşmanlığında manyaklık derecesine ulaştığıma hükmetmişlerdi. Şimdi gözümle gördüm, çok hassas burnumun haklı olduğunu..
Üçüncü aşamada balıklar fırınlara gidiyor ve pişiriliyor.
Ve işin en zor kısmı geliyor. En zor ve en incelikli..
Pişmiş balıkların ayıklanması..
Konserveye balığın kırmızı eti konmuyor asla.. Yalnız beyaz.. Bu kırmızıların ayıklanması gerek.. Bunu yapacak makina yok. Bu tam anlamı ile el işi..
Ve kadınlar çalışıyor bu ayıklama atelyesinde.. Elleri ise alıyorlar balığın üzerindeki kırmızı etleri.. Maaş artı prim.. Primler ayıkladığı balığın ağırlığına ve verime göre veriliyor. Verim devamlı denetleniyor.. Tüm kırmızılar ayrılıyor mu?.. Bu ayrım sırasında beyazlar hiç ziyan ediliyor mu?..
Bir işçinin başında durup seyrettim.. O eller nasıl meleke kazanmış.. Nasıl hızlı ve nasıl dikkatli çalışıyor.. İki vardiya.. Üçüncü vardiya, temizlik..
Ayıklanan balıklar, tartılarak kutulamaya gidiyor. Burdan sonrası makina ve bilgisayar.. Ama işte temizlik o kadar önemli ki, gözle kontrol da devamlı yapılıyor..
Sordum.. 4500 kişi çalışıyor, Dardanel'de.. Çanakkale nüfusu 65 bin.. Beş kişi bir ailedir, Anadolu ortalamasında. Aşağı yukarı 13-15 bin aile..
Yani her üç aileden birinin bütçesine Dardanel katkıda bulunuyor..
Ve de Türkiye'nin bütçesine her yıl 100 milyon dolar ihraç yazıyor Dardanel..
Ton balığı.. Ton balığı dedik.. televizyondan onu biliyorsunuz en çok diye..
Daha neler var, Dardanel'de..
Sardalya konbservesi.. Kedi maması, balık unu.. Dondurulmuş kum midyesi gibi kabuklu deniz hayvanları..
Konserve sebze ve meyveler, dondurulmuş sebze ve meyveler.. Dondurulmuş hamur ürünleri..
Turşular.. Özellikle Amerikan pazarına satılan tatlı turşular..
Tabii bunların yurt içi ve yurt dışı pazarlama şirketleri..
Havayolu şirketi.. Radyosu, televizyonu var, yerel..
Bir de tabii Çanakkale Dardanelspor!.. Yepyeni stadı ile..
Niyazi Önen Çanakkale çocuğu.. Başkaları gibi kentini terkedip İstanbul'a göçmemiş. Tersine kentini İstanbul'a göçe gerek bırakmayacak hale getirmek için kollarını sıvamış..
Hava güzel, yaşam sağlıklı ve keyifli.. İş imkanları bol.. Üniversiteye kadar okullar zengin..
Niye İstanbul'a göçsün ki, Çanakkaleli..
Bu pazar neşemiz, gerçekten yaşanmış. Bana Dr. Elif Ilgaz anlattı. Ona da Yonca Ebüzziya anlatmış..
Dr. Galip Gürel'i bu ülkede herkes otomobil yarışçısı olarak tanır. Hani Camel Trophy'yi kazanmışlardı ya.. Onun dünya çapında bir diş estetisyeni olduğunu ise biz bilmeyiz, dünya bilir. Dr. Gürel hemen her ay bir uluslararası konferansta bildiri sunar. Dört Amerikan ünivesitesinde de, üniversite mezunlarının doktora çalışmalarını yönetir.
Fevkalade yakışıklıdır. Dünyanın en tatlı adamlarından da biridir. Bu köşede ondan nakil pek çok fıkra okudunuz zaten bilirsiniz..
Şimdi fevkalade sosyetik bir kokteyl.. Dr. Gürel smokinleri içinde iki kat yakışıklı.. Ağzından da bal akıyor ya.. Etrafı her zamanki gibi genç ve güzel hanımlarla çevrili..
Bunlardan biri "Ah doktor, dişim öyle ağrıyor ki günlerdir" demiş.. Sonra yakalamış doktorun elini.. Ağzına doğru çekmiş.. Çekmekle de kalmamış.. Sokmuş doktorun parmağını ağzına.. Sol tarafa kaydırmış. İşaret parmağını azı dişine doğru zorla uzatıyor.
- İşte burası.. Tam burası.. Öyle ağrıyor ki?..
Doktor parmağını kadının ağzından kurtarmaya çalışırken söyleniyor?..
- Hanımefendi, iyi ki jinekolog değilim..
Bugün size babalar gibi bir test hazırladık. Bakalım siz ne kadar çetecisiniz?
1) Mafya nedir?
a) Benim gardaş, buyur.
b) Heyy.. Al Pacino, Marlon Brando
c) Çocuğun okul masrafı, ev kirası, mutfak parası. Durum MAF YAA
2) "Parayı veren.." atasözünü tamamlayınız.
a) Canını kurtarır.
b) Nah geri alır.
c) Nerdee?!
3) Sizce baba nasıl olunur?
a) Her Türk baba doğar.
b) Kazara.. Sonra da işin yoksa DNA testi.
c) Isınmaya çalışırken.
4) Eve geldiniz ve karınızı Mehmet Ali Erbil'e beyazlarınızı gösterirken buldunuz. Ne yaparsınız?
a) Eroinleri açık ettiği için karıyı vururum. Mehmet Ali'ye de son yolculuk beyazlarını gösteririm.
b) Harika bir fantazi. Vaow!!
c) Bizim beyazlar hep meydanda zaten.
5) Yolda yürürken yanlışlıkla İSKİ çukuruna düştünüz ve herkes size güldü. Ne yaparsınız?
a) Çukurdan çıkıp yerimi gülenlerin cesetlerine bırakırım.
b) Çukuru satın alıp sosyetede yeni bir akım başlatırım. Çukur partisi.
c) Er geç bir çukur dolduracaktık nasıl olsa.
6) Alkollü bir şekilde Televole programında şebeklik yaparken görüldünüz.
a) İki Televole'yi birbirine düşürür ülkeyi iç savaşın eşiğine getiririm. Sonra da topuğuma sıkar giderim.
b) Siyasiler ve daha neler neleri devreye sokup sorumluların yayıncılık hayatlarının kalanını Katmandu televizyonunda sürdürmelerini sağlarım.
c) İntihar ederim. Sonra da karım mağdur kontenjanından yararlanıp şöhret olur.
7) "Ç" ve "T" harfleri size ne hatırlatıyor?
a) Çetemi.
b) Benim için önemli harfler USD, DM bazen de TL.
c) Çakır Tahir.. Ev sahibim.
8) Sizce bu ülkede yolsuzluklar nasıl temizlenir?
a) Elde çeteleyerek tabii ki.
b) Yolsuzluk da ne?
c) Devletin işi beyim. Bize düşmez.
a) çoğunluktaysa;
Siz çetenin kendisisiniz. Kime hizmet ettiği belli olmadan kurşun atan şerefli herifin tekisiniz. Yani sizden iyisi Şam'da Apo.
b) çoğunluktaysa:
Sizi memleket meseleleriyle yorduk. Afedersiniz. Affetmezseniz de Pasha gönlünüz bilir.
c) çoğunluktaysa;
Sizden bugünlerde çeteci falan olmaz. Sizin gibilerin kurduğu en son çete Kuva-i Milliye çeteleriydi.
d) çoğunluktaysa;
Siz bir salaksınız. Sizin olduğunuz ülkede çete de olur yolsuzluk da.
Hakan/Utku
Giden MİT Müsteşarı Sönmez Köksal Mekteb-i Mülkiye'den sınıf arkadaşımdı..
Gelen MİT Müsteşarı, gündemki adam Şenkal Atasagun ise, Muhabere Okulu'nda 77'inci dönem arkadaşım.. Tam altı ay aynı koğuşta yattık..
Hani o ciddi ciddi resimlerini gazetelerde, insanı hafif korkutan hallerini ekranda izliyorsunuz ya.. Şenkal Yedek Subay Okulu'nun en neşeli, en sempatik, en sevilen öğrencilerinden biriydi.. Ve de en kaytarıcı.. 77'inci Dönem Albümü'nü çıkaran komitede beraber çalıştık. Albüm Komitesi demek, reklam topluyorum diye sık sık kente inmek, albüm hazırlıyoruz diye iki günde bir talimleri kaytarmak demek..
Bunlar da yetmedi Şenkal'a.. Bir yolunu bulur kendini hastaneye havale ettirirdi, turp gibi olduğu halde.. Dönemin hastane rekorunu kırdığını, yıllar sonra elden geçirdiğim albümde okudum.. Albümde Şenkal için yazılanları da okudum.. Siz de okuyun..
Albümde Şenkal'ın bir de karikatürü var.. Bizim dönemden Galip 4075 Şenkal'ı Tarzan diye çizmiş..
"Takımımızın sempatik askeridir. Büyük bir asker çocuğu olduğunu özellikle son zamanlarda gayet iyi ispat etmiştir. Yüksek öğreniminin iki yılını Fransa'da tamamlayan hariciyecimiz, Fransız sosyetesinin bütün inceliklerini takıma öğretmeye kalkışmışsa da, maalesef bundan kimse yararlanamamıştır. Uykuyu çok sever. Sabahları yatağından çıkıp çıkmadığını anlamak oldukça zordur. Eğitimlerle de arası çok iyidir(!) Bu yüzden sayın teğmenimizin takdirlerini(!) toplayanlar arasında baş sırayı işgal eder!
Altı aylık devreyi en zevkli şekilde geçiren arkadaşımızın haftanın üç gününde hastane köşelerinde sürünmesi hepimizin yüreğini parçalamıştır.
Muntazam bir hayatı olan Şenkal'ın her hafta aldığı belli mektuplara ihtiyaç bırakmıyacak bir yere tayin olmasını temenni eder mutlu yıllar dileriz."
Bir tek kalbin kırılmasını önleyebilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım
Bir yaşamdan acıyı alabilirsem
Ya da bir acıyı hafifletebilirsem,
Ya da bir ardıç kuşunu yeniden yuvasına koyabilirsem,
Boşuna yaşamış olmayacağım.
Emily Dickinson'ın dizelerini gönderen Gizem'e teşekkür..
"Ey hayat ölüme şükret.. Seni onun sayesinde seviyorum!."
Senaka
Bir reklam. Anlayışı farklııı.. Kültürü şarklıııı.. Felsefesi yandan çarklııı. Burası Türkiye. Nifak burada.