PAZARTESİ 31 AĞUSTOS 1998

Niğde, Kemal'e ağlıyor şimdi. Gencecik yaşında aşkı uğruna yaşamına son veren Kemal'e... Sevdiğinin evinin karşısındaki ağaca kendini asıp aşkının büyüklüğünü ispatlamaya çalışan 17 yaşındaki Kemal'e ağıtlar yakıyor.
TEMEL EREN (SHA)
17 yaşında, yalnızca 17 yaşındaydı Kemal Ertürk... Aşıktı. Kara sevdalı, tutkulu bir aşıktı... Aşkını gizlemiyordu. Yaşı küçüktü ama aşkını doruklarda yaşıyordu... Yemeden içmeden kesilmişti. Bir dakikasını bile, "Meltem"siz geçirmek istemiyor, aldığı nefesi bile kıskanıyordu. Meltem ise 16 yaşının bilincinde, aşkını olması gerektiği gibi yaşıyordu. Flört ediyordu Kemal'le. Onun çılgınca fikirleri, "seni kaçıracağım", "senin için ölürüm" diye avaz avaz bağırması çok eğlendiriyordu onu. Bazen kızmış gibi yapıyordu Kemal'e. "Bağırma, biri duyacak. Rezil olacağız" diyordu ama dinletemiyordu.
Son günlerde biraz abartmıştı Kemal. Evlenelim demişti Meltem'e. "Evlenelim ve bir daha hiç ayrılmayalım." Önce şaşırdı Meltem. "Şaka yapıyor herhalde" diye düşündü. Oysa Kemal ciddiydi. 17 yaşın çocuksu yanlarını çoktan aşmış kocaman bir adam gibi düşünüyordu. Meltem'le evlenmekten, ona tamamiyle sahip olmaktan başka şey düşünemez olmuştu. Meltem'i bembeyaz gelinliğin içinde hayal ediyordu. Bazen saatlerce düşündüğü oluyordu. Mutfakta Meltem'in ona yemek hazırladığını, akşamları birbirlerine sarılarak televizyon seyrettiklerini, halının üzerinde bebeklerinin emeklediğini hayal ediyordu.
O gün hiç taşkınlık yapmadı. Sokaklarda 'seni seviyorum' diye bağırmadı. Parkta dolaşanlara, 'Hey bakın bu benim sevgilim' demedi. Bir ağacın altından geçerken onları gizleyen dalların arasında Meltem'i öpmeye kalkışmadı. Çok ciddiydi o gün. Meltem'i karşısına aldı. Uzun uzun anlattı planlarını. Evlenmek istediğini, ailesinin de Meltem'den haberdar olduğunu, hiç sorun çıkmadan ailelerinin de yardımıyla bir yuva kurabileceklerini anlattı.
Şaşırdı Meltem. İkisi de o kadar küçüklerdi ki. Daha kendi ayaklarının üzerinde bile durmaya başlamamışlardı. Hem okulu vardı. Okulu bırakıp evlenemezdi ki. Kemal'i çok seviyordu ama evlilik için daha çok vakit vardı.
Meltem bütün bunları anlatırken sesi giderek bir uğultuya dönüştü Kemal'in beyninde. Düşünebildiği tek şey Meltem'in onu istemediği idi. Onunla evlenemeyecekti. Hayal ettiği hiçbir şey gerçekleşemeyecekti. Zorlukla bitirdi konuşmayı. Sevgilisini eve bırakıp doğruca eve gitti.
Sarıhan Mahallesi Çetintürk Sitesi'nde oturuyorlardı. Bağlama İlköğretim Okulu öğretmeni olan babası Orhan Ertürk ile Selçuk İlköğretim Okulu öğretmeni olan annesi Şadan Ertürk görür görmez anladılar. Kemal'in bir sorunu vardı. Yemeği sessizce yediler. Meltem'le bir sorun var herhalde diye düşünüp üzerine gitmediler. "Gençtir, olacak böyle şeyler" deyip geçtiler. Kemal ise odada yapayalnızdı o sıralarda. Kendini terk edilmiş hissediyordu. Meltem'in mantıklı gerekçeler öne sürmüş olması hiç önemli değildi. Düşünebildiği yalnızca, Meltem'in onu bir ömür boyu birlikte olacak kadar çok sevmediğiydi.
Gece zifiri karanlıktı. Kemal'in düşüncelerine eşlik edercesine bulutlanmıştı gökyüzü. Hiç yıldız yoktu. Hiç umut yoktu. Kemal sabahı beklemeden usulca çıktı evden. Cebine alelacele bir şeyler tıkıştırmıştı. Doğruca Meltem'lerin oraya gitti. Evin çevresinde dolaştı bir süre. Meltem'in yattığı odanın penceresine bakarak gözyaşı döktü. Sonra evin hemen karşısındaki Niğde Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nin bahçesine girdi. Sakindi. Yanında getirdiği ipi dallardan birine bağlayıp Meltem'e son sözünü söyledi. Gün ağarırken yollara düşenler fark etti Kemal'in cansız bedenini. 155 Polis İmdat'a yapılan bir ihbarla olay yerine gelen polisler yavaşça indirdiler Kemal'in cansız bedenini. Yere uzattılar boylu boyunca. Meltem de uyanmıştı. Kemal'i ta uzaktan tanıdı. Sonra hıçkırıklara boğularak izledi sevdiğinin vedasını.
Kemal'in üzerinden Meltem'in fotoğrafı çıktı bir tek. Arkasına bir şeyler karalamıştı. Belliydi. Meltem'le son konuşmasıydı bu. Meltem'in söylediklerini satır satır yazmıştı.
"Sende, benim hayatım, aşkım.
Bir tanem, kumralım, tatlım, miniğim, canımsın.
Beni sen şımartıyorsun.
Tatlı Kemalim aşkım, canım, Kemal'im.
Sen de benim prensesimsin.
Seni hiçbir zaman bırakmam.
Başının belasıyım. Benden kurtulamazsın.
Kumralım. 22:03."
Kemal'in annesi ile babası hâlâ inanamıyor Kemal'in öldüğüne. 17 yaşında bir gencin aşkının böyle sonuçlanmasına bir türlü anlam veremiyorlar. Okumuş, kültürlü, eğitimciliği meslek edinmiş insanlar onlar. Binlerce milyonlarca çocuğun yetiştirilmesinde emekleri var. Şimdi kendi evlatlarının içine düştüğü çıkmazı fark edemediklerine yanıyorlar. Kimseyi suçlamadan, Meltem'i hâlâ severek yaşıyorlar acılarını. Dudaklarında bir gülümsemeyle izledikleri bu gençlik aşkının ellerinden aldığı oğullarının ardından, yüreklerini saran büyük acıyla başa çıkmaya çalışıyorlar şimdi.