ÇARŞAMBA 19 AĞUSTOS 1998
Tansu Çiller'in siyasal yaşamını yakından ilgilendiren bir gece yaşadı, Çifte Havuzlar'ın tarihi Büyük Kulüp'ü..
Neden?..
Taşları şimdi yerli yerine koymaya başlayalım da bilmeceyi çözelim..
DYP'nin ağır topları, Mehmet Gölhan, Nahit Menteşe, Hayri Kozakçıoğlu siyasal yaşamlarını Tansu Çiller'e endekslemişlerdi. Seçim yasası, Genel Başkanlar'a, milletvekillerini atama yetkisi veriyordu çünkü.. Necmettin Cevheri, Ünal Erkan gibi ağır toplar ise, Çiller'in kapıkulluğunu kabul etmemişler, ama tavır da almayıp, gözlerden uzaklaşmışlardı.
Sadece Mehmet Ağar, Genel Başkan'a hissedilir bir tavır almıştı. Açıkça konuşmuyor, ama dedik ya, tavrını koyuyordu.
Ağar'ın sık sık çıktığı yurt gezileri gövde gösterisine dönüşünce Çiller rahatsız oldu. Bu rahatsızlığın göstergesi, her sabah Çiller mutlu olsun diye basılan ve üç, beş yüz satan Öncü Gazetesi idi.
Çiller'in mutluluk gazetesi birden Ağar'a saldırdı.
Bir DYP milletvekiline. DYP'nin sözde sözcüsü Öncü'nün saldırısının, Genel Başkan'dan habersiz yapılması mümkün değildi. Gazete, Çiller'den "Ağar'ı yıpratın" talimatı almış olmalıydı.
Öncü'nün tavrını görür görmez Ağar'la konuştum.
"Biz kapıkulu olmadık. Olmayacağız. Tavrımız devam edecek" dedi.. Açıkça konuşmadık ama, Ağar'ın DYP liderliğine oynama niyetinde olduğunu hissettim.
Sonra Öncü birden ağız değiştirdi. Ağar'ı övmeye başladı.
Sebebi öğrenmek güç olmadı.
Teşkilat müthiş bir tepki göstermişti. Ağar'ı dışlayıp, ikinci kez Erbakan ve onun Refah/Fazilet'inin kucağına oturma hevesindeki Çiller, kendi parti teşkilatından bu tepkiyi beklemiyordu açıkçası.. Ama yapacağı başka şey yoktu. Her zamanki kıvraklığı ile 180 derece dönüp Ağar'ı kucaklamaya karar verdi. Gazetesine de bu yolda talimat verdi.
Ne var ki Ağar, bu oyunlara gelecek adam değildi. Hayatı boyu çıktığı yoldan caydığı görülmemişti.
Ağar'la DYP başkanlığı arasındaki asıl engel Tansu Çiller değil, Susurluk'tu..
Şimdi anladınız mı, Büyük Kulüp'teki gece niçin Çiller'in, hatta DYP'nin, hatta ülkenin siyasal yaşamında bir dönüm noktasıdır.
Düğün, Mehmet Ağar'ın aklanmasıydı.
DYP'nin kapıkulları dışında kalan ağır topları Necmettin Cevheri ve Ünal Erkan oradaydı. Teşkilatın tepkisini gören Çiller, en yakını Meral Akşener ile, yardımcısı Hayri Kozakçıoğlu'nu göndermişti.
Asıl önemlisi iş aleminin bütün ağır topları, başta Rahmi Koç ve Sakıp Sabancı oradaydı.
Medya aleminin bütün ağır topları, başta Zafer Mutlu ve Ertuğrul Özkök oradaydılar.
Siyaset, iş ve medya dünyamızın Creme de la crem'i, nerdeyse tam kadro ordaydı.
Büyük Kulüp'teki gece, Mehmet Ağar'ın ağarmasıydı.
Şimdi Ağar, artık hedefine çok daha emin yürüyebilecekti.
Şöyle bir soruşturma da yaptık..
Tansu Çiller'in niçin erken seçimleri daha da erkene aldırmak için çırpındığını, Cindoruk'un niye "Nisan'da yerel seçim yapalım, genel seçimi Ekim'e bırakalım" deyişine fena halde sinirlendiğini farkettik.
Ağar'ın bir yakını "Nisan için vakit dar. Ama seçim Ekim'de olursa, DYP bu seçime Mehmet Ağar'ın liderliğinde girer" dedi.
Teşkilattan aldığı tepkiyle sarsılan Çiller, ağzına sakız ettiği "Kartel medyası" lafını çiğneyerek, Ağar'la arasında bir sorun olmadığını geveliyor ama, bakmayın.
Halep orada, arşın burada..
Göreceğiz..
Az sonra..
Bu arada.. Süleyman Demirel, düğüne gelmekten son anda vazgeçmedi. Gelmeyeceğini ben bir gece evvel Demirel'e çok yakın bir kaynaktan öğrendim.
Tipik bir Demirel davranışı idi. Hiç şaşırmadım.
Clinton sonunda itiraf etti.. Neyi?.. Herkesin zaten bildiklerini..
Efendim 4 Amerikan Başkanı Titanic'te gidiyorlarmış.. Birden bir gümbürtü..
Reagan bağırmış..
"Eyvah.. Buzdağına çarptık, batıyoruz.."
Bush ayağa fırlamış..
"Önce kadınlar ve çocuklar!.."
Nixon öfkeyle araya girmiş..
"Ş'aparım kadınları.."
Clinton merakla sormuş..
"Vakit var mı?.."
"Kiminin burada yattığı sanılır
Kiminin adı bilinse de mezarı bilinmez
Kiminin de mezar taşında
On altı, on yedi, on sekiz yaşında
Ebedi istirahate çekildiği yazılı
Çanakkale topraklarında
Her birinin erken biten yaşam öyküsü
Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı"
diye anlatır, hayatında yaptığı en güzel şey, şiir yazmak olan Bülent Ecevit, her santimetre karesi bir kahramanın kanı ile sulanmış Gelibolu'yu..
Düşünün.. Onlardan 254, bizden 251 bin telefat.. Küçücük bir yarım ada burası.. Yan yana yatırsanız bütün toprağı kapsar.. Öyle olduğu anıtlardan, mezarlardan belli.. Adım başına.. Rum'u, Ermenisi, Laz'ı, Çerkez'i, Kürt'ü ile biz Türkler.. İngiliz'i, Fransız'ı, Avustralya ve Yeni Zelandalısı, Hindusu Sikhi, Gurkhası ile onlar.. Öylesine yığılmışlar ki, aralarında mesafe kalmamış.. Neredeyse kucak kucağa siper kazmışlar.. On metre ara ile cephe oluşturmuşlar yer yer..
Böyle bir savaş olur mu?..
Sel oluklarında kanlar akmış seller gibi.. Yöreye ad olmuş görüntü.. Kanlı sırt!..
Anıtlar, mezarlar, anıtlar, mezarlar.. Yere basmaya korkar oluyorsunuz artık.. Bastığınız yerin altında da bir kahraman yatıyor olabilir diye..
Bir heykel anıtın dibinde durdum.. Yorgun, bitkin bir Mehmetçik.. Kucağında bir Anzak yaralısı taşıyor.
Destanı anlatıyorlar bana..
İkisi arasında 10 metre var dedik ya siperlerin.. Müthiş bir süngü muharebesi olmuş. İki taraf da ölü ve yaralılarını alıp siperlerine çekilmiş. O ne?.. Tam ortada bir ağır yaralı.. Anzaklardan.. Kıvranıyor ve inliyor ama onların siperinden kimse yardımına koşmuyor. Kafasını uzatan kurşunu yiyecek.
Anzak teğmeni can çekişirken Türk siperlerinden süngünün ucuna takılı bir beyaz mendil yükselmiş, ardından yorgun ve bitkin Mehmet çıkmış siperden.. Ağır adımlara yerde yatan yaralı teğmene ulamış. Onu kucağına almış.. Götürmüş Anzak siperlerine bırakmış.. Ve hiçbir şey söylemeden kendi siperine dönmüş gene..
1940 yılında Avustralya Genel Valisi Lord Casey bu olayı anlatarak Türkler'i övmüş:
"Biz Çanakkale yarımadasından kahraman Türk milletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlıkla ayrıldık. Bütün Avustralyalılar, Mehmetçik'i kendi evlatları gibi severiz. Onun mertliği, vatan ve insan sevgisini siperlerdeki dayanılmaz heybeti ve cesareti bütün Anzaklar'ı hayran bırakan yurt sevgisi, insanlığın örnek alacağı büyük hasletlerdir. Mehmetçik'e minnet ve saygılarımla.."
Genel Vali'nin Mehmetçik'e minnet hisleri ile dolu olmasının özel sebebi var..
İki siper ortasında can çekişirken, Mehmetçik'in hayatını kurtardığı teğmen işte o sonranın Lord Casey'i..
Peki o Mehmetçik kim?..
Kimbilir.. Ortak adı Mehmetçik olan milyonlardan biri işte..
Adına anıtlar dikilen bir Meçhul Asker!..
Yaptığının bir insanlık destanı yazacağından bile habersiz. Sıradan birşey yapmışçasına kaybolmuş, aynı şeyi yapabilecek yüzlerce, binlerce arkadaşının arasında.
Daha yazacak çok şey var, Gelibolu'dan.. Çanakkale'den..
Amerika'da bir üniversite hocası öğrencilerini kentin gecekondu mahallesine ilginç bir araştırma için yolladı. Oradaki lise çağındaki gençlerle konuşacaklar ve onların gelecekleri konusunda değerlendirme yapacaklardı.
Öğrenciler tam 200 gençle teker teker konuşup raporlarına yazdılar..
"Durum umutsuz. Bunların hiçbiri birşey olamaz.."
Aradan 25 yıl geçti. Aynı üniversitede bir başka hocanın eline geçti bu araştırma.. O da kendi öğrencilerine ödev verdi.. Bu 200 denek bulunacak ve ne oldukları tespit edilecekti..
Öğrenciler, ölen, ya da kentten taşınan 20 denek dışında, 180 kişiye ulaştılar. Sonuç şaşırtıcıydı. Bunların 176'sı çok başarılıydı ve meslek sahibi olmuşlardı.. Doktor, avukat, işadamı..
Profesör şaşırdı. Bu mucizenin sırrı neydi.. Kendisi araştırmaya başladı. Deneklerle birer birer konuştu. "Başarınızı neye borçlusunuz?" dedi.. Hepsi aynı şeyi söyledi:
"Öğretmenimize.."
Tesadüf öğretmen de hayattaydı.
Profesör yaşlı kadını buldu..
"Bu gençleri gecekondudan, başarıya götüren sihirli formülü bana da söyler misiniz?" dedi.
Öğretmen hafifçe gülümsedi..
"Çok basit" dedi.. "Ben bu çocukları sevdim!.."
Yolunuz bir kitapçıya düşerse, "Tavuk Suyuna Çorba" diye garip isimli bir kitap görürseniz hemen alın.. Bu kitapta okuduğum ilk yaşanmış öyküydü. Daha öbürlerine bakmadan hemen size anlattım. Öyle anlaşılıyor ki, birlikte daha çok "Tavuk Suyuna Çorba" içeceğiz, içimiz hep sıcak kalsın diye..
İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir aradı..
"Polislere talimat verdim.. Tepe lambası kullananlar, arabasına siren, hoparlör sistemi taktıranlar şiddetle izlenecekler" dedi.
Özdemir "Polisler tarafından kolay farkedilmeleri için koruma görevi yapan araçlar mavi tepe lambası kullanıyor.. Ama şimdi canı isteyen siviller de aynı yola başvurmaya başlamışlar, şiddetle takip edeceğiz" dedi.
Şimdi bu mavi tepe lambaları konusunda mevzuatta bir boşluk var sanki..
Siren yasak tamam.. Ama mavi lamba dediniz mi, açıkçası polis de pek bilmiyor.
Valilik bu konuda bir talimat hazırlayıp polise vermeli ki, kim kullanılır, kim kullanmaz açıkça bilinsin ve ona göre vaziyet alınsın.
Emniyet Müdürü Özdemir, kaldırımların otopark olarak kullanılmasının önüne geçmek için de belediyelerle işbirliği yapılarak ortak çalışma düzenleneceğini söyledi "Ama sorun o kadar büyük ki, eldeki imkanlarla bu konuda ne kadarı mümkünse, o kadar başarılı olabiliriz ancak" dedi.
Solda güç birliği mi?.. Solda birlik güç yahu!..
"Hayat sıkılmaya vakit ayıramayacak kadar kısadır."
Nietzsche
Halim Çiftçi göndermiş..
Gazete okuyan Cafer'e, Ali haberi okur:
- Nar, göğüsleri büyütüyormuş
Cafer hemen atılır.
- Biliyorum
Ali hayretle sorar:
- Nereden biliyorsun?
- Karım ömründe hiç nar yemedi.