kapat

PAZAR 19 TEMMUZ 1998

Aksu Tuhafiye'de tuhaf bir gün

Erenköy'deki Aksu Tuhafiye'yi sahipleriyle birlikte açtık. Ali ve Mustafa Aksu kardeşlerle birlikte 11 saat geçirdik tezgâh arkasında. Topu topu 15 müşteri geldi dükkâna. Günde 10 milyon lira masrafı olan dükkânda 6 milyon 250 bin liralık satış yapılabildi. Elektriği, telefonu hesaba katınca "Hepsi kâr olsa ne olur" diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz.

Zeynep KURTBAY

Saat 08.30'da açılır diye düşündüğüm Erenköy'deki Aksu Tuhafiye'nin kapısındayım. Kepenkler kapalı. Noter Sokak'ta geziniyor, çevreyi gözlemliyorum. Komşu esnaf arasında en erkencisi bakkal. Sabahın erken saatlerinde dükkanını açarak raflarını düzenleyen, kapısının önünü süpüren, işyerini bereketli bir güne hazırlayan esnaflar pek kalmamış anlaşılan.

Ve saat 09.20. Genç bir kız Aksu Tuhafiye'ye doğru yöneliyor, çantasından bir torba dolusu kilidi çıkarıyor. Tezgâhtar Satiye Yıldız, her asma kilidi ayrı bir anahtarla açıyor, kepenkleri kaldırıyor. Ve dükkân açılıyor.

Önceki akşamüstü dükkânı kapatmadan önce eksik kalan son rötuşları yapıyor, Satiye. Rafları gözden geçiriyor, düzenli görüntüyü bozan mallara yeniden şekil veriyor. Üstünkörü toz alıyor. Yerleri paspaslıyor. Ve sonra kapının önünü süpürüyor. Tekrar dükkanın içine dönüp girdiğinde son kontrolü yapıyor ve "Evet şimdi hazır" diyor. Hemen hemen yarım saatini alan bu güne hazırlığın ardından Satiye, her sabah olduğu gibi bu sabah da bütün gün üzerinde oturacağı tabureye oturup soluklanıyor. Birkaç dakika sonra da, koskoca günün vazgeçilmez bir parçası olan gazetesini yandaki bakkal dükkanından alıp geliyor. Ve işte Satiye, yine taburede. Saat 10.30'a yaklaşırken, sabırsızlıkla soruyorum: "İlk müşteri ne zaman gelir?" diye. Satiye, gözlerine cevabının ne olacağını anlayacağım bir ifadeyi yerleştiriyor, ellerineyse "Bilmem" anlamını taşıyan bir hareket kazandırıyor. Ve başlıyoruz, beklemeye. Beklenen müşteri 10.50'de geliyor, 100 bin liralık bir makara alıp çıkıyor.

Yılbaşından bu yana durgun

Ardından saat 11.20'de dükkanın sahiplerinden Mustafa Aksu görünüyor, kapıda. Dükkan iki kardeşe ait, diğeri Ali Aksu, henüz gelmeyen. Bu işe Nişantaşı'nda başlayan Aksu kardeşler, 22 yıldır piyasanın içinde. Çaylarımızı yudumlarken, işleri üzerine sohbetimiz de yoğunlaşıyor. "Yılbaşından bu yana işlerimiz iyice durdu. İş hacminde yüzde 90'lık bir düşüş var" diyor Mustafa Aksu. Tam o sırada ikinci müşteri görünüyor, kapıda. Merakla müşterinin ne kadarlık mal alacağını bekliyorum. Dükkan sahibi merakımı bakışlarımdan anlamış olsa gerek, "Çok değil en fazla üç yüz bin liralık" diye fısıldıyor. Kendisinin görüntülenmesini istemeyen müşteri de en ucuzlarından birkaç düğme alıp ayrılıyor dükkândan. Notumu düşüyorum: "Saat 12.30, ziyaretçi sayısı ikiye ulaştı, kasada biriken para ise yalnızca 450 bin lira."

Satiye'nin maaşı bile çıkmıyor

Müşterinin dükkana girmesiyle bölünen sohbetimiz devam ediyor. "5 aydır eletrik faturalarımızı ödeyemiyoruz" diyor Mustafa Aksu ve ekliyor: "Yakında keserler, bir yerlerden borç bulup açtırırız belki, ama sonra borcumuzu nasıl öderiz, bilmiyorum. Elemanıma 2 aydır para ödeyemiyorum." Satiye sessiz, önüne bakıyor.

Kasada 575 bin lira

Bu arada üçüncü müşteri geliyor, yine bir makara satılıyor; 125 bin liraya. Ciro 575 bin liraya çıktı! Mustafa Aksu, bir makaranın maliyetinin 86 bin lira olduğunu söylüyor: "Ben, bu makarayı 125 bin liraya satıyorum. Müşterilerimin çoğu terzi. Mecburuz terzilere indirim yapmaya. Onlara sattığımız fiyat ise 100 bin lira. Gelin buradaki kârı siz hesaplayın." Sohbet, bir başka önemli sıkıntıyı da ortaya çıkarıyor: "Makara, düğme, tela, astar gibi küçük kalemlerde mal satan tuhafiyeciler, çok küçük rakamlarla uğraşıyorlar. Yüzbinlerin geçerliliğini tamamen yitirdiği, milyonların, milyarların konuştuğu günümüzde tuhafiyeciler için en acısı yirmi otuz bin liralarla çalışmak."

Dördüncü müşteriler ise, Modacı Ahmet Eraslan'ın yanında çalışan iki terzi. Biz alışığız fotoğraf çektirmeye diye gülümseyen bayanlar, hemen poz veriyorlar. Uzun bir süredir aynı modaevinde çalışan Kadriye Candemir'e göre de piyasa epeyce durgun: "Geçen yıl aldığımız siparişlerin şimdi ancak yarısını alıyoruz" diyor Candemir.

Terzilerden evli ve iki çocuk annesi olan Nurgül Ergin ise "Alım gücü yok, iki maaş olmasa çocuklarımız nasıl büyüyecek kimbilir" diye katılıyor konuşmaya. Terzi bayanlar, düğme bastırıyor ve makara alıyor, bir milyon iki yüz bin lira ödeyip ayrılıyorlar.

"Bir yere para mı verdiniz?"

Saat 13.45'i gösteriyor. Aksu kardeşlerden diğeri, Ali Aksu giriyor dükkâna. Ali Aksu, para almak için kasaya gidiyor ve kardeşiyle tezgâhtara yönelip "Bir yere para mı verdiniz" diye soruyor. Kasada biriken para 1 milyon 775 bin lira. Bir yere verilmiş bir para da yok. Ali Aksu, "Bugün de mi be!" diyor ve başlıyor yakınmaya: "Nakitim olsa, bu işi hemen bırakırım. Her çıkan kanun esnafın başını yiyor. Verginin yüzde 40'ını esnaf ödüyor. Ben hiç para kaçıramıyorum, beş bin liranın bile vergisini ödüyorum devlete. Tamam ödeyeyim ama ya büyük firmalar... "

30 milyonluk satmalıyım

Masrafını çıkarmak için günlük cirosunun en az 30 milyon lira olması gerektiğini belirtiyor, Ali Aksu. Dükkânın bir günlük masrafı, yaklaşık 10 milyon lira. Mal satılmasa da bu masraf hep var. Bu arada sohbetten bir süredir uzak kalan Mustafa Aksu'yu, her günkü gibi bulmacasına eğilmiş görüyorum. "Günlerimiz böyle geçiyor, iş yokluğundan yapacak birşeyler arıyoruz, beni en çok bulmaca keyiflendiriyor, artık bunların kurdu oldum" diyor, kardeş Aksu. Saat 15.00 olmuş, müşteri sayısıysa hâlâ 4.

15.48, müşteri 5, kasa 2.025 milyon

Öğle sıcağı iyice bastırmışken, beşinci müşteri de adımını atıyor dükkâna, Sevinç Yıldırım. Modacı Yıldırım da piyasada bir durgunluk olduğu görüşünde, "Çalışan yok, tembeliz. Bekar kadınlara bakın. Hepsi boş oturuyor, hazır para yiyor. Böyle olunca piyasadan para çekiliyor tabi" diyor ve bir fermuarla iplik alıyor, 250 bin lira ödüyor. Bir kez daha son durum raporunu düşüyorum, not defterime: "Saat: 15.48, müşteri:5, kasa: 2 milyon 25 bin lira."

Aradan yirmi dakika geçiyor, gelen altıncı müşteri Terzi Orhan Gültekin Top. Terzi Top da, geçen yıldan bu yana işlerinde bir düşme olduğunu söylüyor ve şöyle diyor: "Siparişler geçen yıla göre yarıyarıya düştü. Bir çocuğum var, cebimde 200 bin lirayla geziyorum. Kendimi bildim bileli terziyim, dikili bir taşım yok. Hele ki bu yıl, işler iyice kötü." Top da 100 bin lira veriyor ve bir makara alıp, çıkıyor dükkandan.

Zaman ilerledikçe, ikisi terzi olmak üzere 4 müşteri daha geliyor, dükkâna. Biri 200 bin liraya çorap, ikisi makara, bir diğeri ise iplik, düğme, ekstrafor gibi birkaç kalem mal satın alıyor. Saat: 17.05, müşteri: 10, kasa: 4 milyon 750 bin lira.

Alacaklılar arıyor

Akşam yaklaşıyor, kasadaki son durumu gördükçe "Nasıl geçiniyorsunuz" diye sormamak elde değil. İki kardeşin de birer çocuğu var, hanımları çalışmıyor. "Bu Japon mucizesi" diyorlar. Bu arada bir telefon geliyor, Satiye açıyor ve Mustafa Aksu'yu telefona çağırıyor. Aksu, kulağıma "İşte bir alacaklı, adama 10 milyon lira borcum var, onu bile ödeyemiyorum" diye fısıldıyor. Dönüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: "Aslında bu dükkânı da sattık, bir iki aydır çok zor durumdayız. Şimdi birkaç ay müsaadeli oturuyoruz. Ama bir süre sonra kira ödemeye başlayacağız!"

"Üç günde bir gömlek siparişi"

Bir sonraki müşteri, fermuar almaya gelen Özbalcılar Tekstil'in sahibi Celal Balcı. Balcı da dertli, "Günde en az 15 gömlek siparişi almam lazım ki masrafımı kurtarayım. Ama şimdi üç günde bir gömlek siparişi alıyoruz" diyor. "Peki sizi bu duruma getiren neden ne" sorusuna Celal Balcı'nın verdiği yanıt da, Mustafa Aksu'nunkinden farklı değil: "Hep akıllı politikacılarımızın yüzünden. Biz 50 aklı selim adam biraraya gelsek, herşeyi düzeltiriz. Bunlar istemiyorlar ki."

Balcı'dan sonra Gülümser Çakır giriyor dükkana. 100 bin lira vererek bir makara alırken "Fiyatlar arasında uçurumlar var. Enflasyonu biz yaratıyoruz. Kimi yerde ucuz, kimi yerde çok pahalı. Bunun bir standartı olmalı. Alım gücümüz düşüyor. Alışverişlerde geçen yıla göre kısıtlamaya gittim" diye yakınıyor.

Mal alımları düştü

Ardından üç müşteri daha geliyor, birkaç yüzbinliralık alışveriş yapıp çıkıyorlar. Saat 19.20, müşteri sayısı 15. Dükkâna giren 16'ncı kişi ise Turgut Altun. Ama o bir müşteri değil, alacaklı. Bir toptancıda satış yapan Altun, Aksular'a da çorap ve çamaşır veriyor. Turgut Altun, "Geçen Kasım'dan bu yana Aksu Tuhafiye'ye 500 milyonluk mal verdim. Önceki dönemde de yine 500 milyonluk mal vermiştim, ancak bu rakam 2 yıl önce 2 kutu yapıyordu, bu yıl aynı paraya 1 kutu veriliyor" diyor.

Ve yine bir sessizlik... Son bir müşteri daha gelir mi umuduyla, dükkân 20.30'a kadar açık kalacak. Gelen giden yok. 20.15, Ali Aksu, Z Raporunu almak için kasanın düğmesine basıyor. Ciro 6 milyon 250 bin lira. Müşteri sayısı 15. "Bugün de 4 milyon içerdeyiz" diyor Ali Aksu, bükülen boynunu hiç kaldırmadan dışarıya kepenkleri kapamaya yöneliyor. Bir akşam daha evine, karısına, çocuğuna mutsuz ve umutsuz gitmenin omuzlarına yüklediği ağır yükle bir de kepenkleri sırtlanıyor. Ağır demir parçalarını ustaca yerine yerleştiriyor ve kilidi vuruyor. Her akşam yüreğinde taşıdığı küçük bir umutla ayrılıyor, dükkânından: 'belki yarın'...


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr