kapat

CUMA 10 TEMMUZ 1998

Ahmet Tan (e-posta:tana@sabah.com.tr )

Endaze ve şiraze

Buradaki düşünceler, zinhar ne 55. Hükumet'in Başbakanı'yla, ne de Milliyet'in Ankara Temsilcisi'yle ilgilidir.

Makedonya'da yaşanan talihsizlik üzerinde biraz düşünmek gerek. Elbetteki olaya Makedon polisinin karşı yönden gelen trafiği durdurma sözünü yerine getirmemesi neden olmuştur.

Ama, o konvoyda gelip sevgili Fikret Bila'yı bulan şansızlığın kökleri Türkiye'dedir, Türkiye'deki politikacı-gazeteci ilişkisinde şirazenin gevşemesindedir.

+++

Politikacı ve gazeteci ilişkisi demokrasinin işleyişiyle çok yakından ilgili. Gazeteci politikacıyı izlerken, yani mesleğini icra ederken, ister istemez bir de sorumluluk üstlenir:

"Halkı bilgilendirme!"

Ama bu süreç sırasında gazeteci ile politikacı arasında bir de çelişki doğar.

Politikacı halkı kendi istediği biçimde bilgilendirmek ister.

Gazeteci ise, bu isteğe kendi meslek ölçülerine göre müdahele eder. Çünkü, gazetecinin meslek ülçüleriyle, politikacının ilkeleri çoğu zaman birbirine uymaz. Politikacı gazeteciyi, "abartmakla ya da hizmetleri yansıtmamak"la suçlar. Gazeteci de politikacıyı, "işten çok laf ürettiği için" eleştirir.

Yine de ikisi arasındaki ilişki sürer gider. Kötü politikacı iyi gazeteciyi başarısızlığa mahkum etmek ister. Kötü gazeteci de iyi politikacıyı hırpalamaya çabalar.

Ama neyin kime göre kötü olduğunun ölçüsü çok kaygandır. Sonuç bazen, en çok seçmene sahip olanın lehinedir, bazen de en çok okura sahip olanın.

İktidar medya çelişkisi veya gazeteci politikacı ilişkisi her ülkede bu kadar mekanik yaşanmaz. İyi gazeteciyle iyi politikacı için herkesin kabul edeceği bir tanım yoktur. Bu nedenle de bizim ülkemizde olduğu gibi bir çok ülkede de iyi politikacı veya iyi gazeteci sayısı miktarla ifade edilemez.

+++

Her ülkede seçmen, okur veya genel bir ifadeyle halk, kendine göre bir "iyi"nin peşine düşer. Bu yarışta çoğu zaman gazeteci seçilen, politikacı ise seçen durumdadır.

Politikacının gazeteciyi seçme işlemi 12 Eylül Dönemi'nden ve Özal'lı yıllardan kalan bir mirastır. Sıkıyönetim komutanları ve Evren Paşa o yıllarda, basına, emir komuta zinciri içinde muhatap olmaya yöneldiler. Uyarılarını, emir ve "tavsiyeleriyle" çağrılarını, gazetelerin en tepesindekilere yaptılar. Muhabirler onların gözünde rütbesiz erdi.

Bu uygulamayı Özal kurumsallaştırarak sürdürdü. Öyleki Rahmetli, bazı yazarların gezisine katılmasını bile yasaklamıştı. Bazılarını ise vazgeçilmez başkonuk saymıştı. Öteki liderlerden bazıları da benzer uygulamayı sürdürdüler.

Kendilerine göre haklı nedenleri vardı.

Bir kere, gazetede köşesi olanın yazdıkları hiç değilse kısaltılıp kesilmiyordu. Bu yüzden haberlerin, başbakanlık veya cumhursbaşkanlığı parti muhabirlerine değil de, başyazarlara, genel yayın müdürlerine, köşe yazarlarına ve temsilcilere verilmesi uygulaması yerleşti. Bu arada "Benim gezimi falanca izlesin!" uygulaması da iyice yerleşti.

Aslında bu bir anlamda, dolaylı sansürdü. Davet sahibinin özel konuğu sıfatıyla katılınan bir geziden açıkça olumsuz seyler yazmak elbette kolay değildi.

Gazeteler de çaresiz bu kuralı benimsediler. Çünkü politikacılar basının ilanlarından kağıdına kadar her türlü girdisini denetim altında tutuyordu. Onlarla zıtlaşmanın riski büyüktü.

+++

Fikret Bila, inşallah, gözü kadar sevdiği mesleğini bir gözüyle ve onurla sürdürmeye devam edecektir.

Ama bu olay, politikacıları ve gazetecileri siyaset ve medya şirazesi üzerinde düşünmeye yöneltirse, o gözünü boş yere kaybetmemiş olacaktır.


© COPYRIGHT 1998 MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (Her hakkı saklıdır)
Yorum ve önerileriniz için: editor@sabah.com.tr