CUMARTESİ 20 HAZİRAN 1998
Üç tane kız, televizyon ekranlarında nasıl tecavüze uğradıklarını anlatmışlardı feryat figan.. "Evin köpeğine bile tecavüz etmeye çalıştılar" demişlerdi. Öylesine sapıktı adamlar..
Yedi genç günlerce ekranlarda, birinci sayfalarda "Sapık" olarak teşhir edildiler.. Yargıç hemen tutuklanmalarına karar verdi. Savcı 64'er yıl hapis istemini yapıştırdı.
Oysa hemen tüm görüntüler, kızların yaşam tarzları, konu komşunun sözleri, ortada bir tecavüz olmadığına karineydi. Belki fiyatta bir anlaşmazlık vardı.
Madalyonun ters tarafını 19 Mayıs'ta yayınlanan köşemizde biz çevirdik ve "Acaba tecavüz var mı?" diye sorduk.. Ve de anında tecavüzcülere sahip çıkmakla suçlandık.
Peki ne oldu şimdi?..
H.S. mahkemeye çıktı. Ev sahibesi H.B.'nin onları gençlere nasıl pazarladığını anlattı.
Efendim gerçeği sonradan öğrenmiş de.. Vicdanı rahatsızmış da..
Ortaköy'ün delikanlıları ilk duruşmada tahliye edildiler..
Hukuk kurtuldu..
Yok yahu!..
Bunca "Sapık" diye teşhirin bedeli ödendi mi?..
Hapiste geçen günlerin bedeli ödendi mi?..
Ne gezer..
Gençler tahliye edilmelerine, 64 yıl hapiste yatma kabusunun üzerlerinden kalkmasına o kadar seviniyorlardı ki, bu bedellerin ödenmesi gerektiğini düşünmüyorlardı bile..
Oysa ödenmeli..
Yarın, üç beş fahişenin tezgahı ile başka insanların başının derde girmesinin önlenmesi için bu bedeller ödenmeli..
Gazeteler ödemeli.. Televizyonlar ödemeli.. Bütün görüntüler neyin ne olduğunu ortaya koyarken, derhal tutuklama kararı veren yargıç ödemeli..
H.S.'nin ifadesini değiştirmesinden sonra, bu defa onu "Yalancı şahitlik"ten tutuklamayan yargıç ödemeli.. Bu tutuklamayı talep etmeyen savcı ödemeli.
Evet..
Hukuk adına H.S. tutuklanmalıydı.
Ya bile bile yalan söyleyerek, yedi gencin toplumdan dışlanmasına, yedi gencin kabuslar yaşamasına, yedi gencin hapislere düşmesine sebep olmuştur. Bedelini ödemelidir ki, bir daha kimse önce tezgah kurup, iş işten geçtikten sonra "Vicdan" ayakları ile sıyırmaya kalkmasın.
Ya da.. Uzak ama o da ihtimaldir.
Belki olay doğru.. Belki H.S. tehdit altında kaldığı için ifade değiştirdi. Asıl yalan ikinci ifadesi.. Bu nasıl anlaşılacak?..
H.S.'yi tutuklarsın, yalancı şahitlikten ve yalan beydandan.. Gerçek nasılsa ortaya çıkar..
Yargıç bunu da yapmamış..
Yedi genç serbest.. Yalan ifade verenler serbest.. Tezgah kuranlar serbest.. İnsanları yalan yanlış teşhir edenler serbest..
Bir tek tutuklu var:
Hukuk!..
Dostum Erol Kaynar'a, doktorlar otomobile binmeyi yasakladılar.(!!!)
Erol'da disk kayması var. İyice ilerlemiş.. En ufak sarsıntı, felce varacak sonuçlar verebilir.
"Derhal ameliyat, o zamana kadar da otomobile binmesen iyi olur.."
Niye?..
İstanbul yolları öyle berbat, öyle çukurlarla dolu ki.. Hele bir de jip tipi araban varsa, ata binmişten beter sarsıyorsun belkemiğini..
Başkurt Okaygün'ün bir önerisi vardı geçen gün..
"Başta Recep Tayyip Erdoğan, tüm belediye başkanlarını makam şoförlerinden ayırıp, çok değil üç gün kendi arabalarını kullanmaya zorlayacaksın, ancak o zaman anlayacaklar, yolların ne kadar kötü olduğunu ve kollarını sıvayacaklar düzeltmek için" diyor..
Ben uyanık bir hukuk bürosu arıyorum.
Yol bozukluğundan kazaya uğrayanları, gazete haberleri, polis bültenlerinden takip edip vekaletlerini alacak.
Ondan sonra gelsin milyarlarca liralık tazminat davaları..
O zaman görürüz bakalım, bu rezillik sürer mi?..
"Hasret serdim kilim kilim
Acılandım dilim dilim
Özlemişler seni gülüm
Türkülerin selamı var"
Gurbette bir başka özler insan toprağının şarkılarını, türkülerini..
Kaç kez anlattım size bilmem, güneşin ilk ışıklarına kadar yaşadığımız bir Amsterdam gecesinden Köln'e dönerken, yarım saat uyuyabilmek için bir benzincinin arka bahçesinde, sevgili kardeşim (Hacı) Ercan Tanrıverdi ile nasıl ağladığımızı.. Arabanın radyosundan, bir Hollanda radyosu çıkışı ile gelince Semiha Yankı'nın sesi.. "Seninle Bir Dakika" diye..
İskender Yılmazer, gurbette yaşayan gençlerin Türkiye'nin türkülerine nasıl hasretle bağlı olduğunun farkına varmış.. Bir de baba vasiyeti var.. "İlle bir türkü albümü yap" diye..
İkisini bir araya getirmiş..
İki yıl.. Tam iki yıl çalışmışlar.. Baştan sona akustik sazlar. Elektronik hiç yok içinde.. En ustalar çalmış sazları üstelik..
Ve Türkülerin Selamı Var çıkmış ortaya.. Vatandan gurbete selam götürsün diye..
Albüme adını veren türkünün sözleri Hakkı Yalçın'ın.. Bizim Hakkı, ülkenin önde gelen söz yazarlarından biri oldu.. Duygulu sözler yazıyor şarkılara, öfkesini sütunlarına boşaltırken..
Albümdeki bütün türküler beste..
Eski TRT'ciler çıldırmıştır şimdi..
Denetim kurulları TRT'nin bu ülkenin türkülerini dondurma kararı almıştı. "Türkü bestelenmez" diye "Red" kararı alırlardı hep.. Sanki önünde "Anonim" yazanlar gökten vahiyle inmiş gibi.. TRT'nin Türk müziğine en büyük darbesiydi bu.. Yıllarca sürdü baskılar.. Özel TV'lerle patladı müzik..
TRT tekeli olsa, İskender olmazdı..
Beste türkü olur mu?..
Bal gibi olur.. Türkü bir formdur. Bu formda yaptın mı niye olmasın?..
Ruhi Su'yu andıran sesi ile İskender'in türkülerini dinleyin.
"Bal gibi olmuş" görüşüme herhalde katılacaksınız.
Yalan söyleyenin dilini dolaştırırmış Tanrı.. Sadece bizim değil, pek çok dinin inançları arasındadır bu..
İktidara gelebilmek için lanetlediği Refah'ın kucağına oturan Tansu Çiller şimdi, siyasete girdiği güne dek ağzına almadığı din kozunu sorumsuzca oynuyor. Konuyu hiç bilmediği için de durmadan dili sürçüyor sanabilirsiniz.
"Kuran kurslarını kapadılar" diye halkı bir yanda ordu, bir yanda ANAP aleyhine tahrik edecek ya.. Demokrasi gibi ağzına almaması gereken bir terim adına otobüs tepelerine tırmanıp bağırırken "Ezan kurslarını kapadılar" demiş.
Hayır dil sürçmesi değil..
Derinlemesine sorun. Ezan ile Kuran'ın farkını bilmediğini göreceksiniz.
Cemaziyelevvelini iyi bildiğim için mideme kramp giriyor onu dinlerken.. Tahammül edemiyorum..
TRT'nin Dünya Kupası naklen yayınları ile ilgili eleştirilerde bulunduk. Değişiklik yaptılar..
Tüm yanlışlar aynen devam.. Tek doğruları vardı.. Ekranda skoru hep yazılı tutuyorlardı, o an açanlara yardımcı olmak için.. Kaldırdılar..
Biz "Skor iyi de, zamanı da bindirin" demiştik ya..
Bunlar laftan anlıyor, ama biraz tersten anlıyor.
Kendi insanına inat uğruna eziyet eden bir kurum.. Üstelik o insanın ödediği vergilerle yaşıyor.
Ben TRT'yi sevmek için çırpındıkça onlar nefret etmem için ellerinden geleni yapıyorlar.
Dünya Kupası bitsin. Gidelim, gelelim.. Bu TRT'nin sporunu, anlayışından, uygulayışına, lime lime edeceğim. Söz!..