PERŞEMBE 18 HAZİRAN 1998

İHSAN DEMİR
Yusuf Turan Özkan, ayakkabı ticareti yapıyordu. Ama bütün planları, nasıl kısa yoldan daha zengin olurum diye idi. Yurtdışından ayakkabı ithal ederek iç piyasaya pazarlayan Yusuf Turan Özkan'ın başına inanılmaz işler geliyordu. Dükkanı soyuluyor, yangınlar çıkıyordu. Bütün talihsizlikler Özkan'ı buluyordu. Örneğin, gece gündüz 40 özel güvenlik görevlisinin çalıştığı İSTOÇ'da bulunan deposu, bir gece içinde soyulmuş, binlerce ayakkabı, ortadan kaybolmuştu. Sigorta şirketi, Özkan'ın yaptırdığı poliçe miktarına göre Özkan'a 3 milyar liranın üzerinde tazminat ödemişti. Kolayca ödenen bu tazminat Turan Özkan'ın fazla çaba harcamadan para kazanma hırsını artırmıştı.
Önce şirketin deposunda bulunan mal miktarını fazla gösterdi. Sigorta şirketine verdiği ek bir belge ile zarar tazminatını önce 100 ardından da 200 milyara çıkardı. Ancak yetmedi, 300 milyar lira yaptı. Plan tamamdı. Kağıt üzerinde dükkanında 300 milyar liralık mal görünüyordu.
Sonunda planı uygulamaya koydu. Geçen yılın son günleriydi. Depo bekçisi Ramazan Günhan'ı Kızıltoprak'taki işyerine çağırdı. Ramazan'ı bir köşeye çekip sordu: "Benim iyiliğimi ister misin?" diye. Ramazan patronuna çok şey borçluydu. Hatta Özkan, onu evinin işlerini yapan temizlikçisiyle evlendirmişti. Bu yüzden yanıtı "Evet" oldu. Özkan bu cevabı alınca rahatladı, "Beklediğin depoyu yak. Hem de en kısa zamanda" dedi. Ramazan Günhan, "Beni deniyorsun galiba patron" dedi. Ama patronu ısrarlıydı. "Ben senin patronunum. Depoyu yakmanı istiyorum. Hem de en kısa zamanda. Senin yaktığını kimse görmemeli, kimse bilmemeli. Karına bile söyleme" diye de ısrarını sürdürdü.
Talimat büyük yerden, patrondandı. Ertesi gün birkaç bidon benzinle ayakkabı fabrikasını yaktı. Sonra eve gitti. Hemen Yusuf Turan Özkan'ı aradı: "Ağabey isteğin yerine getirildi." Patronu ise "Ellerine sağlık. Beni de şimdi yangın çıkmış diye aradılar. Senin aramanı bekliyordum. Bu olay aramızda mezara gidecek bir sır olarak kalacak" dedi. Sonra telefonu kapatıp deposuna gitti.
Birkaç gün sonra sigorta şirketine yangından zarar gören şirkete 300 milyar lira ödenmesi konusunda bir evrak geldi. Meblağ yüksekti, eksperler hemen olay yerine gidip inceleme yaptı. Ancak deponun 300 milyar liralık ayakkabı alamayacak kadar küçük olduğu ortaya çıktı. Sonra da şirketin envarterlerinde, depoda aslında bu kadar ayakkabı bulunmadığı belirlendi. Şirketin sahibi eksperlere "Çok vergi vermemek için stokları az gösterdim" dedi.
Ancak sigorta şirketi, sigortalının kasten yangın çıkartarak kendilerini dolandırdığı şüphesi üzerine İstanbul Barosu avukatlarından Kadir Kartal'ı görevlendirdi. Kadir Kartal da yaptığı araştırma sonucunda Bağcılar Adliyesi'ne suç duyurusunda bulundu. Savcılık da olayı Mali Şube'ye devretti. Mali Şube Müdürü Aydın Akdemir ve Dolandırıcılık Büro Amiri Servet Dandin, olayın sanığı olarak tespit ettikleri Ramazan Günhan'ı gözaltına aldı. Polis, Günhan'ın bu işi patronunun emriyle yaptığından emindi ama itiraf ettiremiyordu. Dini bütün bir adam olarak görünüyordu Ramazan. Polis, "Sana inanıyoruz. Ama bir de Kuran'a el bas, yemin et" dedi. Bu kadarını yapamadı kundakçı. Buram buram terlemişti. Kutsal bildiği Kuran üzerine yemin edemedi.
Her şeyi itiraf etti sonunda. "Depoyu ben yaktım. Fakat patronuma minnet borcum vardı. Bana 'depoyu yak, senin yaktığını kimse görmesin' dedi. Onun emirlerini yerine getirdim. O zamandan beri vicdan azabı içindeyim" diyerek her şeyi anlattı. Ardından Yusuf Turan Özkan da yakalanıp gözaltına alındı. O da inkar edemedi. Tek tek anlattı yaptıklarını. Daha önceki yangın ve hırsızlık olayının da düzmece olduğunu söyledi. Her iki sanık da Bağcılar Adliyesi'ne çıkartıldı. Yusuf Turan Özkan, Ramazan Günhan, sigorta eksperi Metin İloğlu, tutuksuz yargılanmak üzere 1'er milyar lira kefaletle bırakıldılar.
Neron, vatan haini ilan edildi ve kaçamayınca hayatına kendi elleriyle son verdi. "Neron Yusuf" ile suç ortakları hakkında ise dava açılacak. Belki de hapis veya yüksek miktarda tazminat ödeyecekler.