ÇARŞAMBA 17 HAZİRAN 1998

AHMET GÖÇMEN-MEHMET ÖZIŞIK (SHA)
Onların başına gelen, tıpkı filmlerdeki komploları, Bizans saraylarında yaşanan entrikaları anımsatıyor. Kartal'da dört işçinin başına gelen olay, trajikomik olduğu kadar korkunç da...
Olay mütevazı bir inşaatta geçiyor. Taraflar da öyle... Biri sıvacı, diğerleri ise inşaatın kaba işlerini yapan 4 arkadaş. Ama ucunda insanın gözünü karartan para hırsı olunca, plan da filmlere bile konu olacak bir şekle dönüşüyor. Bu hırs, insanların hayatına kastedecek, onları sakat bırakacak kadar büyük.
Pendik Dolayoba Mahallesi'nde Erdem 87 Arsa Yapı Kooperatifi'ne ait bir inşaat... Sıvacı Şükrü Kaya'nın gözü yükseklerde. Amacı daha fazla, çok daha fazla para kazanmak. Bunun için de her şeyi yapabilir. Onun gözü, karınca kararınca çalışıp geçinen dört arkadaşın ekmeğinde....
Şükrü Kaya, kaba işleri de kendisi yapıp daha fazla kazanmak istiyordu. Bu işleri yapan Enver Yardımcı (35) ile arkadaşları Yaşar Cesur (29), Musa Cesur (18) ve Şahin Akgül'e (32) teklifte bulundu. Ama dört arkadaşın başka ekmek kapıları yoktu, durup dururken neden işsiz kalsınlardı ki...
Kaya, baktı ki güzellikle bu işi halledemedi tehditlere başvurdu. O işi de mutlaka istiyordu. Dört arkadaş tehditlere pabuç bırakmadı. Kabul etmediler. "Herkes rızkını çıkartsın, kimse kimsenin ekmeğiyle oynamasın" diye düşünüyorlardı. Ama Şükrü Kaya'nın bu kadar ileriye gideceğini hiç düşünmüyorlardı. Kaya, korkunç planını yaptı.
Şükrü Kaya, inşaat bekçisi Bayram Karataş ile bir anlaşma yaptı. Ona para verip kandırdı. Dört işçiyi zehirleyeceklerdi. Bekçi Bayram, bir gün dört arkadaşı çay içmeleri için kulübesine çağırdı. Teklif gayet insani ve misafirverperdi. Şüphelenmeleri için bir neden yoktu. Gittiler. Çaylar içildi, sohbetler edildi. Oradan ayrıldıktan kısa bir süre sonra dört genç birden fenalaştı. Vücutları kasıldı, karınlarına ağrılar saplandı. Çektikleri acı dayanılmazdı. Arkadaşları yardıma koştu. Çağrılan bir ambulansla en yakındaki polikliğine sevk edildiler. Zehirlenmişlerdi. Buradan vakit geçirmeden, tam teşeküllü bir hastane olan Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldılar. Mideleri yıkandı, gerekli tahliller yapıldı.
Gerçek ortaya çıkmıştı. Çaylarına atılan "Thallium (AAS)" adlı öldürücü özellikte fare ilacıyla zehirlenmişlerdi. Korkunç zehir, etkisini yavaş yavaş arttırdı. 2 gün içinde talihsiz işçilerin saçları tamamen döküldü, belden aşağıları tutmuyordu. Ağrıları da devam ediyordu. Yaşar Cesur ise felç olmuş, koltuk değnekleriyle yürüyebiliyordu. Kardeşi Musa'nın yardımıyla ayakta durabiliyordu. Şahin Akgül ise kalbinden rahatsızlanmıştı.
Doktorlara göre, "thallium" ilacı öldürücü özellikteydi. Vücuda yaydığı zehir de ancak 6 ay ile 1 yıl arasında dışarı atılabiliyordu. En korkuncu da kısır bile bırakabiliyordu bu ilaç. Üstelik erken müdahale edilmeseydi, dördü de ölebilirdi. İnanamadılar; "kim neden böyle bir şey yapsın ki" diye düşündüler.
Ama Şükrü Kaya ile bekçi Bayram Karataş ortalıkta yoktu. Her şey açığa çıkmıştı.
Sağlıklarına belki kavuşamayacaklardı ama bunu yapanlar cezalarını çekmeliydi. Dört arkadaş Pendik Cumhuriyet Savcılığı'na başvurup suç duyurusunda bulundular. Hayatlarıyla oynandığını söyleyip her iki sanığın da yakalanıp cezalandırılmasını istediler. Dilekçelerinde ise şu görüşlere yer verdiler:
"Kooperatif yöneticileri ile anlaştıktan sonra işe başladık. Daha sonra Şükrü Kaya, işi bırakmamızı istedi; tehdit etti. Biz de işi bırakmayacağımızı söyledik. Sonra çayımıza fare zehiri koyduklarını öğrendik. Olaydan sonra inşaatın bekçisi kaçıp gitmiş. Şükrü Kaya'nın, bekçiyi para verip kandırdığını öğrendik. İkisi de cezalandırılsın."
Bu iddialar üzerine polis sıvacı ile bekçinin peşine düştü. Yakalanan sıvacı Şükrü Kaya her şeyi inkar etti. Suçlamaları kabul etmedi. "Hiçbir neden yoktu" diyordu. Kaya, delil olmayınca serbest bırakıldı. Şimdi polis her yerde para karşılığı dört inşaat işçisini zehirlediği öne sürülen bekçi Bayram Karataş'ı arıyor. Onun ifadesiyle her şey ortaya çıkacak. Ama dört arkadaşın sağlığı belki de hiç yerine gelmeyecek, hiç çocuk sahibi olamayacaklar.