CUMA 12 HAZİRAN 1998
Uzay denilen sonsuz boşlukta milyonlarca gezegeni, milyarlarla; milyarlarca gezegeni trilyonlarla; trilyonlarca gezegeni katrilyonlarla; katrilyonlarca gezegeni kendi karesinin karesiyle; onu da kendi karesinin karesiyle, sabahsız bir gecenin gövdesiz cinneti sonsuzluğunda çarpıp durunuz...
Bizim Arz yuvarlağı, bunların en bücürlerinden biridir.
Ve bu bücür gezegen, üstünde yaşayan insanlar tarafından "şurası senin, burası benim" diye 200'ü aşkın ülkeye bölünmüştür...
Her ülkenin kendince durmadan değişen sınırları ve bayrakları vardır. Ve oralardan birinde doğmuş olan her kuşak insan, başka yerlerde doğmuş insanlarla karşılıklı olarak babalanıp durmaktadır:
- Ulan üstünüm ben senden be; yerim seni istersem be...
- Ulan asıl ben üstünüm senden hırpo; ben seni yerim be...
- Babam da, babamın babası da, onun babası da hep seni yenmişti keriz...
- Bok yenmişti. Asıl benim babam da, babamın babası da, onun babası da senin yedi sülaleni osuruk otuyla tütsüleyip, bir manda sürüsünün köpüklü sidiğinde çalkalaya çalkalaya denize dökmüştü...
Kozmos'u oluşturan trilyonlarca galaksiler, galaksilerde trilyonlarca gezegen... Ve bunların bir kıyıcığında pire tersi kadar bir Arz yuvarlağı...
- Gel nişanlanalım seninle...
- Peki nikâhı ne zaman kıyacağız?
Düğün, dernek, tören... Zifaf gecesi... Aşk mı her şeyden üstün? Kızlık dulluk sorunu mu?..
- Haberin var mı gebeyim ben...
Mezbahaya götürülen koyunlar, kuzular, danalar, domuzlar, atlar...
Doğan taylar, düveler, malaklar, oğlaklar...
Yumurtlayan serçe, çiftleşen iki fil, karnı şişmiş üç kadın...
- Sen benim canımsın, aşkım, bir tanem...
- Hişt acıtıyorsun...
Hı-hı-hı.. Ha-ha-ha.. Ih-ıh-ıh... Ah-ah-ah...
- Haydi ben geliyorum.
- Haydi...
Iıığğğ-Iııığğğğ-Iııığğğ...
Şişen kadın göbekleri...
- Müjde bir kızınız oldu...
- Müjde bir oğlunuz oldu...
- Başınız sağ olsun... Ee ne yapacaksınız, hepimizin gideceği son yer orası...
Düşen yıldırımlar, yanan orman, solan çiçek, yüzen balina, yeşeren çayır...
Kafası kesilen 16. Louis..
İşçi sınıfı ihtilali...
Uzaya gidiş...
Teknolojideki akıl almaz değişimlerle üretimdeki kol gücünün, yani İşçi Sınıfı'nın tarihe karışmaya başlaması...
Müzikte daha da hızlanan evrenselleşme...
Sporda evrenselleşme...
Turizmde evrenselleşme...
Avrupa ülkelerinin ortak bir Avrupa Vatandaşlığı'nı onayı... Ortak bir euromoney...
Anlamsızlaşmaya başlayan sınırlar...
Zorunlu askerliklerin kaldırılması...
Eveeet, evet efendim; görüyorsunuz Sovyetler'in dağılmasıyla Komünizm de iflas etti, Marks da... Öyle değil mi efendim, öyle değil mi?
Komünizm'in -salt siyasal sloganlara bakarak- İşçi Sınıfı'yla, tutamaksız, yoksul ve ezilenlerin; disiplinli bir örgütlenmeyle ayaklanarak, her türlü değişime karşı olan tutucu sermaye sınıfını ortadan kaldırma hareketlenmesinden ibaret olduğunu sananlar; Sovyet deneyiminden sonra, bu tür bir devrimcilikle birlikte Komünizm'in de iflas ettiğini iddia ediyorlar.
Oysa o eski demode ayaklanmaların sonucudur ki, eski tip endüstri üretimindeki kol gücünün yerini; elektronik aygıtlar, robotlar, otomasyonlar alıyor. Kol gücü sömürüsü İşçi Sınıfı ile birlikte tarihe gömülüyor.
Evrenselleşen ekonomi, hızla artan üretimi daha hızla ve daha yaygın olarak piyasalamak zourunda. Bunun için de Arz küresi üstündeki 200'ü aşkın ülkede yaşayan insan yığınlarının daha zenginleşmesi gerekiyor.
İnsan yığınları nasıl daha zenginleşebilir?
Kendi ülkelerini soyup sovana çeviren yerel egemen sınıfların da tarihe gömülmesi ve artık "ulus-devlet" modelinin bir kıyıya itilip, "Dünya vatandaşlığı"na geçilmesiyle...
Komünizm, asıl şimdi rayına oturuyor.
Nobel'li fizikçi Joliot-Curie:
- Düşündükçe daha çok komünist oluyorum, demişti.
Darısı "Düşündükçe Monizm'i daha iyi anlıyorum" diyebilecek Türk dostların başına...