PERŞEMBE 04 HAZİRAN 1998
Fatih Terim kimliğini incelemeye aldığımız bu yazı dizisi haftaya sona erecek.. Hıncal Uluç, Fatih Terim'i ondan sonra da eleştirmeye devam edecek.. Eğrisi, doğrusu ile..
Çünkü Hıncal Uluç kendi düşündüklerini ve sadece kendi inandıklarını, gene kendi izanı içinde değerlendirir.. Yazmasını engelleyecek bir güç olmadı bugüne dek.. Ya da neyi yazması, neyi yazmaması gerektiğini söylemeye cesaret edecek birisi çıkmadı.
Bu yazı dizisinin amacı, geçmişin muhasebesini yapmanın çok ötesinde, Galatasaray'ın geleceğine ışık tutmaktır.
Fatih gelecek yıl da Galatasaray'da olacak.. Testi kırılmadan uyarı diye okunmalı yazdıklarımız. Geçmişle hesaplaşma değil..
Geçmişi bilmek değerlendirmek, gelecekteki başarının ilk şartıdır, çünkü..
Bu yazı dizisi, Terim'i çifte şampiyonluk sarhoşluğundan bir an önce ayıltıp bir oto eleştiriye sevk ederse, görevini yapmış olacaktır.
Efsane: Hıncal Uluç Fatih Terim'im düşmanıdır.
Gerçek: Hayatta hiç kimseye düşmanca hisler beslemedim. Hele Fatih'e hiç.. O aslında futbol dünyasında en sevdiklerimin arasındaydı.. Benim kendisine düşman olduğum Fatih'te bir saplantı. Ruh doktoru olsam belki çözerdim. Fatih "Madem Mustafa Denizli'nin bu kadar yakın arkadaşı o zaman benim düşmanım" diyor ve yaptığım her eleştiriyi düşmanlığa yoruyor. Denizli için çok daha ağırlarını yazdığımı bildiği halde..
Bir özetlemem gerek, Fatih-Hıncal ilişlerini..
Onu Galatasaray'a geldiğinde tanıdım. Oyun stilini sevdim.. Orta sahada oynuyordu. Ama harika bir libero olacağına inanıyordum. Franz Beckenbauer de orta sahadan liberoya gelmiş ve harikalar yaratmıştı. "Fatih de Türkiye'nin Kayzer'i olur" dedim.. Bugün İmparator'a çevrilen Kayzer sıfatını onun için ilk kullanan insan benim yani.. Israrla yazdım Fatih'in libero oynaması gerektiğini. Sonunda libero oynamaya başladı.. Ötesini biliyorsunuz. Bu ülkede liberoluk onunla başladı. O günden beri de bir o, bir de Erhan Önal hala efsane!.
Galatasaray'da 14 yıl sonra jübile yapmasını isteyenler çıktı. "Bu adam uğursuz. O gitmeden şampiyonluk yüzü göremeyiz" diyenler bastırıyordu en çok..
"Oyna Fatih" diye yazılar yazdım.. Jübilesi için yazdığım yazı sanırım hala arşivindedir. Fatih beni değil, jübilecileri dinledi ve futbolu erken bıraktı. En az 3 yıl daha oynardı.
Galatasaray'daki bu son senesinde ara sıra gittiğim kamplarda bana oda arkadaşını tanıttı. Onun nasıl efendi, nasıl değerli bir adam olduğunu anlattı.
Mustafa Denizli ile beni tanıştıran, aramızda dostluk kurulmasına sebeb olan adam Fatih'tir.
Fatih futbolu bırakınca hocalığa başladı. Ankaragücü'ne gitti.. Kısa ömürlü oldu.
Göztepe rahmetli Özdemir Arnas başkanlığında hamle yapacaktı. İyi transferler yapmıştı. Fatih'i de başa getirmişti.
İlk maçında Fatih'in yanında olmak için İzmir'e gittim. Aynı saatlerde Beşiktaş Atatürk Stadı'nda oynarken, ben Alsancak'ta ikinci küme maçında Göztepe'yi izliyordum. Maçtan önce de, sonra da soyunma odasına giderek, Fatih'le kucaklaşarak.
Göztepe ömrü de fazla sürmedi Fatih'in..
Sepp Piontek onu milli takıma aldı. Kendine yardımcı yaptı. Aynı zamanda da Ümit Takımı'nın başına geçirdi. Hep Fatih'i korudu ve kolladı. Ümit Takımı'nın maçlarını Fatih'in yanında izledi. Kendi iddiası kalmayınca A Takımı oyuncularını Fatih Terim'in Ümit Takımı'na verdi, kendi ertesi gün yedeklerle sahaya çıktı..
Tüm milli maçların öncesi ve sonrasında yakın dostum olduğu halde Piontek'le konuşmadım. Sorularını hep Fatih'e yönelttim. Hep onun dediklerini yazdım. Fatih hatırlayacaktır. Piontek gidici, Fatih kalıcıydı. Bizdendi. Onu yüceltmek görevimdi ondan. Derwall- Denizli döneminde de Denizli'ye aynı önemi vermiştim.
Sepp Piontek görevden ayrılması söz konusu olunca "Benim yerime Fatih Terim'i atarsanız, tazminat maddesini işletmem" dedi ve ayrıldı.
O dönemde Futbol Federasyonu Teknik Direktör arıyordu. Mustafa Denizli'nin adı da geçiyordu. Erzik'in Piontek'ten önce Denizli'yi nasıl istediğini yakından biliyordum. O aralar Erzik'le ayda bir yemek yiyor ve sohbet ediyorduk. Her ay birimiz davet ederek. (Sıra bende iken yemekler kesildi.. Gene başlamak gerek herhalde..) Erzik'le buluştuğumuzda söz doğal olarak Milli Takım Hocalığı'na geldi. Erzik hayatta.. Sorun anlatacaktır..
"Mustafa Denizli'yi aklından bile geçirme.. O antrenörlüğü iki yıldır nadasa yatırdı. Üstelik onu yemek için elde çatal bıçak bekleyen bir medya var. Senin de sonun olur Başkan" dedim.. "Mustafa'nın da.. Bu takımın doğal hocası Fatih Terim'dir."
Erzik buna rağmen Akdeniz Oyunları'nın sonunu bekledi. Fatih'in takımı şampiyon olunca atamayı yaptı.
Fatih hocalığının ilk günlerinde Sepp Piontek için beklemediğim derece soğuk ve itici konuştu.. Söylemlerinde vefa duyusunun "V" si yoktu. Eleştirdim..
Avrupa Şampiyonası eleme kuraları çekildi. Ben canlı yayındaydım. İsveç ve İsviçre'yi görünce "Adlarına bakmayın bunlar çok düştü. Bu gurupta birinci oluruz" dedim. İki takım finale gidecekti. Sonra Fatih'in konuşmalarını okudum. "Zor guruba düştük" diyordu.
Hayatta en çok korku ile mücadele ettiğimi herkes bilir. "Korkunun ecele faydası yok Hocam" diye yazdım.
Fatih ilk maçlara korkusunu gösteren takım ve taktiklerle başladı. Ben de "Korkunun ecele faydası yok" lafını tekrar etmeye..
Fatih kaybedecek birşeyi olmadığını görünce kazanmak için oynamaya başladı. Harika maçlar çıkardı. Birinciliği kıl payı ile kaybetti.
İngiltere'deki üç final maçında bırakın puan almayı gol bile atamadı bizim takım. Herkes zehir zemberek yazıyor, zehir zemberek konuşuyordu. Bu dönemde Terim'i ısrarla savunan tek yazar bendim. Hatta bu yüzden son maçın ardından otobüse yürürken bir gurup fanatik taraftar üzerime yürüdü "Sen bu adamı hala nasıl savunursun bizi rezil etti" diye..
Bir küçük geriye dönüş.. Bu arada Galatasaray Teknik Direktör krizleri yaşıyordu.. Denizli'nin adı gene geçiyordu. Alp Yalman da hayatta.. Fikrimi sorduğunda hemen aynı sebeblerle Denizli'ye nasıl muhalefet ettiğimi hatırlayacaktır. Hatta Mustafa Hoca bu yüzden kırılır gibi de olmuştu bana..
Gene bu arada..
Milli Takımlar Sorumlusu Ayhan Bermek Ümit Takımı için bir hoca arıyordu. A Takımı'na geçen Fatih'in yerine.. Bir sohbette "Denizli" dedim.. Denizli gençlerle çalışmayı severdi. Ümit Takımı'nın başında olursa, kurtlar sofrasına yem de olmazdı. İki yıl ayrı kaldığı futbola yumuşak dönüş yapardı.
Bermek de hayatta.. "Rüyamda bile göremem o ismi.. Bu yüzden teklif de edemem.. Keşke kabul etse" dedi.
Hemen Denizli'yi buldum. Ağzını aradım.. "Hiç tereddüt etmem" dedi.. "Yani Fatih A Takımı Hocası iken sen Ümit takımında çalışır mısın?.." diye üsteledim.
"Fatih benim en iyi dostlarımdan biri.. Birlikte harikalar yaratırız. Öyle iyi gençler var ki?.."
Ayhan'ı aradım.. "Müjde" dedim.. "Denizli Ümit Takımı'nı almaya hazır.."
Karşı taraftan bir ölüm sessizliği geldi önce.. Sonra Ayhan lafı değiştirdi. Bir daha Denizli lafını ağzına almadı. Ümit Takımı'na Erdoğan Arıca'yı getirdi. Fatih, Piontek'in kurduğu sistemi yürütmedi. ÜmitTtakımı Hocası'nı yanına yardımcı almadı. Erdoğan'ı dışladı. Hatta zamanla onunla konuşmaz da oldu. Bu arada bana "Genç Takımı Avrupa Şampiyonu yapan Serpil Hamdi Tüzün'ün de Fatih istemedi diye görevinden ayrıldığı" söylendi.
Hala düşünürüm.. Ayhan Bermek'in "Rüyamda görsem inanmam" dediği Denizli projesini kimin engellediğini..
Terim Galatasaray'a hoca olunca, gene aynı yönü ile savaştım. Hep aynı eleştiriyi yaptım. 40 yıldır hak eden herkese yaptığım eleştiriyi.. "Korkunun ecele faydası yok.."
Bana göre ısrarla yapılan yanlışları da ısrarla, tekrar tekrar yazdım.. Örnekler..
- Ergün kanatta değil, ortada oynar!.. (Bugün nerede oynuyor?.)
- Takım liberolu taktikle oynamalı.. Popescu libero oynamalı.. (Bugün nerede oynuyor?..)
- Arif ve Okan birlikte oynamalı.. (Bugün nasıl oynuyorlar?..)
- Orta saha bir tek Tugay'la olmaz. Burası takviye edilmeli.. (Hasan Şaş ve Tolunay niye alındı?..)
- Bu takıma bir kaleci gerek.. (Harıl harıl aranıyor!..)
Fatih eleştirilerimi hep düşmanlık olarak vasıflandırdı. Oysa en darda olduğu zamanlarda, onu desteklemeye devam ettim.. Tıpkı İngiltere'de herkes onu yerin dibine sokarken yaptığım gibi..
Galatasaray'ın başına geldiğinde Ortaköy'e kadar gelip masama çöktü ünlü, ünsüz Galatasaraylılar, "Bu uğursuz adam bize 14 yıl şampiyonluk göstermedi" diye.. Böyle saçma düşünce ve hurafelerin Batı'ya açılan pencere Galatasaray'da asla yeri olmaması gerektiğini söyledim ve yazdım.
Geçen yıl Fener'e 4-0 yenilginin ardından "Bu takım çok iyi oynuyor. Şampiyon olur" diyen ve bu yüzden en ünlü Fenerli kalemlerin alayları ile karşılaşan bendim.
Bu yıl Ankara'daki Gençler yenilgisinin ardından Fatih tam bir panik yaşarken, onun hakkında en olumlu yazıyı gene ben yazdım. Bunlar onun arşivinde yoksa benim var..
Bu sezon ikinci yarı başlarken "Herşeyi unuttum. Beyaz sayfa açıyoruz" diye yeniden yazdım..
Fatih Terim aldırmadı bile.. Onun için eleştiri değil düşmanlık vardı. Olumlu yazılara aldırmıyor, hoşuna gitmeyen eleştirilerde, radyolara, televizyonlara, basının karşısına çıkıyor ve böle konuşmanın bir "Galatasaray Teknik Direktörü"ne yakışıp yakışmadığına bakmadan konuşuyordu:
"İt ürür kervan yürür.."
"Sokak köpekleri havlar ama, biz rahat uyuruz.."
Acaba gerçekten rahat uyuyor muydu?..