ÇARŞAMBA 03 HAZİRAN 1998

Ahmet Ertegün ile Atlantic Records binasında konuşuyoruz... Müziğe olan tutkusunu, futbol sevgisini anlatıyor. Söz dönüp dolaşıp Tarkan'a gelince kendinden emin bir tonla gürlüyor: "Türkiye'de ondan daha iyi ses yok!"
LEYLA UMAR
New York'a her gidişimde Ertegünler'le buluşurum. Mica Ertegün son iki yılını Brezilya'da dekore ettiği görkemli villayı bitirmeye harcadığı için onunla Bodrum'da daha sık görüşüyoruz. En yakın arkadaşı ve ortağını, uzun süren bir hastalıktan sonra kaybetti. Çektiği tarifsiz acıları, bir kaç ay önce 3 günlüğüne geldiği Bodrum'daki evinde, tek başına dindirmeye çalıştı.
Kısa bir süre önce, 90 küsur yaşındaki annesini Romanya'da kaybeden Mica Ertegün, yıllardan beri felçli annesine normal bir evlâdın gösterebileceğinden kat kat daha fazla bir sevgiyle yaklaştı. Onu uzaktan tanıyanlar soğuk, hatta züppe bulur. Oysa, yıllardan beri, aralıklarla da olsa, Mica'yı yakından tanıdıkça ne kadar sevecen ve vefalı bir insan olduğunu keşfetmek zor olmadı.
Mica, dünyanın sayılı zenginlerinden birinin eşi olmanın tadını çıkarırken yardımcılarına çok az patronda bulunan duyarlılığı ve kadirşinaslığı gösterir. New York, South Hampton, Paris ve Bodrum'daki evlerinde çalışanların sosyal haklarını onlar istemeden fazlasıyla verir. Örneğin Bodrum'daki evinde 20 küsur yıldan beri çalışanları her yıl New York'a götürerek İngilizce kurslarına yazdırır. Şu sırada çok sevdiği birkaç yardımcısının eline, emekliliğinde en üst düzeyden para geçmesi ile meşgul. Bir hafta önce kaçamak yaptığı Bodrum'da hem eviyle, hem de çalışanlarıyla uğraştı.
Bir kaç hafta önceki New York seferimde Mica ve Ahmet Ertegün beni New York'un en ünlü, en eski klüplerinden 21'e davet etti. Mica Brezilya'daki işini bitirdiğinden son derece memnundu. Gürültüden birbirimizle bağırarak ve söylediklerimizin yarısını duymayarak bitirdiğimiz lezzetsiz yemekten sonra Ahmet Ertegün, "Leyla, istersen karşıdaki Atlantic Records binamıza gel; Warner Brothers için yeni kontrat yaptığımız 4 kişilik grubun mini konserini sen de dinle" dedi.
New York'un 10 gün süren sağanak yağmurundan bıkmıştım. Ahmet Ertegün'le bürosunun bulunduğu kata çıktık. Birkaç yıl önce düşerek kırdığı kalçası ve geçirdiği ameliyatlar yüzünden bastonuna dayanarak yürüyen Ahmet Ertegün'le konseri dinleyeceğimiz salona girdik. Atlantic Records'da çalışan gençler kanapelere yayılmışlardı.
Amerika'nın sokakta yürüyen en cahilinin dahi tanıdığı patronları Ahmet Ertegün'e yer vermeyi akıl etmeyen gençleri hayretle seyrederken, Ertegün yanındaki delikanlıya, "Karşıdaki boş sandalyeyi buraya getirir misin?" dedi.
Sandalye geldi; Ertegün'le aramızda birkaç dakika süren çekişmeyi o kazandı. Beni oturttu; kendisi bastonuna dayanarak 4 kişilik orkestra ve şarkıcıyı ayakta dinledi. Ben mahcubiyetten ne yapacağımı şaşırmış, şirketin saygısız çalışanlarına içimden söverken bir de baktım; çok aşina, zenci bir kadın bana başını sallayarak gülümsüyordu. Konser bitince Ahmet Ertegün: "Roberta Flack'ı tanıyor musun?" dedi. "Killing Me Softly" şarkısıyla yalnız beni değil, Türkiye dahil, dünyadaki hayranlarını etkileyen Flack, "Siz de gençlerin duyarsızlığından rahatsız oldunuz, değil mi?" dedi.
Sonra üçümüz Ahmet Ertegün'ün odasına girdik. Bana bir hafta eşlik eden atv'nin kameramanı Hüseyin Kelten bir gün önce New York'tan ayrılmıştı. Hem 6 Haziran'da İzmir'de konser verecek olan Flack'la, hem de Tarkan'ın bir türlü çıkmayan kaseti için Ahmet Ertegün'le söyleşiler yapmanın tam zamanıydı. "Acaba" dedim, "içerde orkestrayı görüntüleyen kameramanı bana birkaç dakikalığına ödünç verir misiniz?.."
Ertegün bir dakika düşünmeden sekreterine talimat verdi. Sorularıma şu yanıtları verdi:
UMAR: Acaba Tarkan'la ilgili projeniz ne durumda?
ERTEGÜN: Vallahi çok iyi gidiyor. Albümün yarısı bitti. İnşallah senenin sonundan evvel kaseti piyasaya çıkaracağız. Ancak daha önce tanıtımı için Tarkan'ın turneye çıkması lâzım. Bu albümü satabilmek için Tarkan'ın Japonya, Avrupa ve Amerika'da turneye çıkması şart.
UMAR: Çıkacak olan kasetin şarkılarını İngilizce mi söyleyecek?
ERTEGÜN: Evet. Promosyon için hepsini İngilizce söyleyecek. Bir, iki Türkçe parça da olacak.
UMAR: Peki, Tarkan'ın askerlik konusu var; o zaman projeniz ne olacak?
ERTEGÜN: Eğer bu askerlik meselesi kesinleşirse her şeyi yarım bırakmamız gerekecek.
UMAR: Siz ilk defa, Türkiye'den bir sanatçıyı böyle ele aldınız?
ERTEGÜN: Ama Tarkan da Türkiye'den çıkan en iyi ses. Şimdi Türkiye'nin kanunlarına göre bir dilekçe veriyoruz.
UMAR: Zaten size bağlı olduğuna göre kontratı yok mu?
ERTEGÜN: Tabii ki var. Burada ücretli memurumuz olarak çalışıyor ve "Yeşil Kart"ı var.
UMAR: O zaman belki askerlik süresi uzatılabilir. Hiç olmazsa böyle bir kasetin çıkması için ilgililerin de yardımı olabilir mi?
ERTEGÜN: İnşallah. Tarkan zaten kaçak değil. Ancak bizim kanunlar çerçevesinde bir çare varsa yapılacağından eminim.
UMAR: Memnun musunuz onun çalışmalarından?
ERTEGÜN: Tarkan çok büyük bir sanatçı. Ve bizim sanatçılar arasında dünyaca meşhur olabilecek biri. Albüm uzun sürüyor; çünkü ilk kullandığımız aranjörün çok hataları oldu.
UMAR: Tarkan'ın hiçbir sorumluluğu yok mu?
ERTEGÜN: Hayır. Sadece bizim hatamız. Onların yaptığı her şeye yeni baştan, yeni aranjör ve prodüktörlerle başladık. Bir kaç parça daha bitireceğiz; albüm çıkacak.
UMAR: İnşallah... Çünkü Türkiye'de bu konuda bazı şüpheler basına yansıyor. Bunu söylediğinize çok memnun oldum.
Ahmet Ertegün'den Tarkan'ın New York'ta olduğunu duyunca onu hemen aradım ve akşam yemeğini birlikte yemek üzere bir İtalyan lokantasında buluştuk.
Yarın: Tarkan Türkiye'yi çok özlüyor!..