SALI 02 HAZİRAN 1998
Bu yazının mesajını peşin peşin veriyorum: "Sakın okumayın! Okursanız kafanızdan böcü çıkar.."
Ayrıca "okuma alışkanlığının" bizim ahalide kepek yaptığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır..
(Bak: Şampuan reklamları, Neşe'nin kepek sorununu gösteren doktor raporları)
Bu milletin okumadığını, okur gibi yaptığını ilk önce Namık Kemal keşfetmiş.. Rahmetli, ahaliye kitap satmanın mümkün olmadığını kestirdiğinden mektup yazmaya kuvvet vermiş..
Kıymetli araştırmacı yazar Taha Toros'un (Türk Edebiyatında Altı Renkli Portre) adlı kitabında anlattığı gibi her gün düzenli olarak altı saat mektup yazar, fikirlerini posta marifetiyle yayarmış...
O kadar çok mektup yazmış ki Osmanlı yönetimi; O'nun mektuplarına yetişmek için Manastır'a kadar uzanan bir posta düzeni kurmak zorunda kalmış.. (Burasını da ben salladım..)
Bizim millet "Kendisini kitap okumaya zorlamadığı için" merhum şairi çok sever.. O kadar çok sever ki.. Abdülhamid'e karşı hürriyet mücadelesi veren bir şairin; kızını evlendirirken neden Padişah'tan "Münasip midir?" diye izin aldığını sormayı aklına getirmez..
Bakmayın siz arada sırada Orhan Pamuk kitaplarının satışta 150 binlere dayandığına.. Kürşat Başar'ın, Ahmet Altan'ın tiraj rakamları okuma hevesimizi göstermez..
Bu yazarların kitaplarını el altında bulundurmanın sırrı başka.. Özellikle kız anaları bu yazarların "kısmet açtığına" inanıyor..
Eskiden kız anaları çeyiz düzerken Rodos işi dantel kovalar.. Hamarat mahalle kadınlarına oya ve mekik işleri ısmarlarlardı.
Son on yıldan beri artık çeyiz sandıklarına bu yazarların kitapları konmadıkça rahat edemez oldular.. İlle bu kitaplardan biri konacak ki:
- "Kızımın çeyizi tamam, Orhan Pamuk kitabı bile var.." diyebilsinler..
Özellikle yaz tatili için deniz kenarına giden gelinlik kızların, güneşlenirken "Yeni Hayat" ya da "Tehlikeli Masallar"ı suratlarına tutması, yüzde yüze yakın sonuç vermektedir..
Yapılan araştırmalara göre; Kürşat'ın "Biliyorum, Sen Olsaydın Yapmazdın" adlı edebi eseri, yukardakiler kadar randımanlı çıkmamış.. Sebebini araştıran uzmanlar kabahati yazarda değil, kitabın isminde bulmuşlar..
Güneşlenirken kitabın gölgesinden sebeplenerek kafasını korumaya çalışan kızlarımıza ilgi gösterenler çok oluyormuş.. Ancak bu erkeklerin yüzde 67.8'i kitabın ismini okurken bunalıyor, genellikle ikinci kelimeden sonra sıkılıp vazgeçiyorlarmış..
O yüzden kız analarının da kafası biraz karışık.. Tevatürün sonu gelmiyor:
- Ayol bizim kıza yanlış kitap mı aldık acaba?
- Sabri beylerin kızı Orhan Pambuk'un kitabını almış, haftasına varmadan görücüsü gelmiş..
- Bizim beye o kadar söyledim, hiç değilse Ahmet Altan kitabı alalım diye.. "İncedir, daha hesaplıdır" diye inat edip Kürşat Başar'ın kitabını aldı..
- Kitaba bir kere para verilir kardeş.. Hem daha senin küçük kız var sırada..
Nostalji esnafının sık sık tezgâha koyduğu Saatli Maarif Takvimi'ni şimdiki kuşaklar bilmez.. Oysa o takvim bu milletin okuma kapasitesinin ortalamasıydı..
İki sigara paketi genişliğindeki takvim yapraklarının ön yüzüne baktığımızda; yılın hangi ayının hangi gününde olduğumuzu, şıppadanak anlayabilirdik..
Ayrıca Rumi ve Hicri takvimi de takip ederdik.. Yine bu yüze, namaz saatlerini gösteren bir cetvel sıkıştırılmıştı..
Takvim yaprağının her santimi işlendiğinden, ön sayfanın dibindeki iki satırlık yer "Günün Tarihi"ne ayrılmıştı.. O satırlara baktığımızda; o gün memleketin neresinin düşman işgalinden kurtulduğunu öğrenirdik..
Bu bölümün üzerindeki tek satırlık boşluğa da "Günün Sözü" yazılırdı: "Kızını seven kocaya, oğlunu seven hocaya vermesin.."
Takvimin arka sayfasında günün ya da mevsimin coğrafi olaylarından sırası gelen anlatılırdı.. Mesela "Bugün Kırlangıç Fırtınası" diye haber verilip, okur uyarılırdı..
Kısa bir Nasreddin Hoca fıkrasından başka "Bu akşam ne pişireyim" derdine düşen hanımlara, yemek listesi önerilirdi.. "Kuru fasulye, pilav, üzüm hoşafı.."
Bekar delikanlılar ile kızların birbirlerine yazacakları aşk namelerinde kullanacakları maniler bile düşünülmüştü:
Masa üstünde pekmez,
Al yanaktan kim öpmez,
Senin aldığın maaş
Benim süsüme yetmez..
Yukarıdaki türden bir mani, istenmediği halde evlilik ısrarında bulunan haddini bilmez erkekleri bir solukta kendine getirirdi ki büyük hizmetti..
Ne zaman ki Saatli Maarif Takvimi günlük hayatımızdan çıktı.. Bu ahalinin okuma zevki de yok olup gitti..
Yerine "bakma zevkini" koyduk.. Bir zamanlar "kültürel beslenmemizin" bir numaralı kaynağı olan Saatli Maarif Takvimi'nin asılı olduğu çivilerde artık ünlü mankenlerin, sinema yıldızlarının fotoğrafları ile süslü takvimler var..
Ev erkekleri de arada kaldı..
Bir gözleri duvarda asılı takvimden kendisine el eden Cindy Crawford'da.. Bir gözleri o sırada bulaşık yıkıyan karısının, tencereyi ovaladıkça basma entarinin altında ırgalanan poposunda..
Haliyle kültür başlarına vurdu..
Bu şartlarda kaç tane ev kadını, elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan Cindy ile rekabet edebilir ki? Ondan sonra gelsin boşanma davaları..
İşte bu yüzden "Okumanın azı karar, çoğu zarar" fikrinden gidip Saatli Maarif Takvimi'nin ebatlarını savunuyorum..
Bu ölçüyü aşmak, kepek de yapar böcek de.. Fazladan insanı düşünmeye alıştırır ki en kötüsü de budur..
Hem bu işe çeteler de kızar.. O yüzden ben "Düşünen beyinlere tehlikeli fikirler üşüşür, büyüklerimiz herşeyi bizden iyi düşünür.." derim..
Önümüz yaz.. Anlayana sivrisinek saz, anlamayana İstanbul Caz Festivali az!