ÇARŞAMBA 27 MAYIS 1998
İstanbul'da Yeniköy'de, vapur iskelesinin karşısında, caminin önündeki alana iki yıldır park yapılacaktı. Sarıyer Belediyesi parkı Büyükşehir Belediyesi'nin projelendirdiğini ve müteahhite ihale ettiğini bildiriyordu. Nihayet müteahhit işe başladı. Park yapacak müteahhitin ne yapmasını beklersiniz?.. Araziyi düzeltecek, ağaç dikecek, çiçek ekecek, oturma bankları koyacak, çocuklara oyun sahaları açaçak... Siz öyle bekleye durunuz... Projeye uygun olarak önce park alanının etrafına beton duvar çekildi. Yol kenarına ufacık bir kapı bırakıldı. Rauf Baba'nın kırk yıllık taksi durağının taksileri yola atıldı. Şimdi park alanının içine kum, taş ve çimento yığılıyor. Herhalde zemin taş ile kaplanacak. Park niyetine bir çay bahçesi inşa ettirilip bir partiliye "hediye" olunacak...
Sağındaki ve solundaki benzeri gibi...
Sağındaki benzeri, İstinye'de yol üzerinde Şadırvan'ın etrafındaki parkın durumu... Burada bakımsız bir park vardı. Belediye parkın etrafına duvar çekti. Parkın tabanına taş döşedi. Şimdi bu park çay bahçesi... Çay bahçesine girip para vermek istemeyenler çayhanenin duvarlarına, duvarlarının önündeki kaldırıma oturuyor.
Solundaki benzeri Tarabya Parkı... Bir Rum vatandaşın kamu yararına kullanılmak üzere şartlı olarak belediyeye bağışladığı söylenen ve Belediye tarafından tabanına taş döşenen (!) bu parkın içine bir de beton bina yapıldı. Bu beton bina aylığı 110 milyon liradan bir dondurmacıya kiralandı.
İstanbul'da kıyı şeridindeki parklara önce bir "zavallı vatandaşa", üç beş kuruş ekmek parası çıkarması için bir çay ocağı kulübesi konduruluyor. Sonra o zavallı vatandaş, çay ocağı kulübesini büfeye, büfeden dönerciye, dönerciden balıkçıya, balıkçıdan sazlı sözlü gazinoya dönüştürüyor... Gelelim kaldırımlara...
İstanbul'da kaldırım neden yapılır? Vatandaş yürüsün diye yapılır sanmayınız. Kanmayınız. İstanbul'da kaldırım, büfe dikilmek üzere yapılır. Her kaldırıma bir büfe dikilir. O büfe zavallı bir vatandaşsa, üç beş kuruş ekmek parası çıkarması için hediye edilir. Ondan sonrası Allah Kerim.
Büfecinin akrabaları bir süre sonra kaldırımın diğer bölümlerini halka hizmet amacıyla otopark olarak işletmeye başlar. Böylece trafik sorunu da çözülmüş olur.
Bitmedi... Yollar var... İstanbul'un yolları ne olacak? Boş yere mi duracak? Eskiden İstanbul'u "ana arter" denilen, trafiğinin yoğun olduğu caddelerinde trafik görevlileri otomobillerin park etmesine hiç mi hiç göz yummazdı.
Çünkü iki şeritli bir yolda, bir araç park ederse yol kapasitesi yarıya düşer. Üç şeritli bir yolda bir araç park ederse, yol kapasitesi üçte bir eksilir.
Şimdi belediyemiz Kuruçeşme'den Sarıyer'e kadar bölüm bölüm ana yolun bir şeridini otoparkçılara kiralamış durumda. Bu nedenle, Rumeli Hisarı'ndan, Bebek'ten, Emirgân'dan, İstinye'den, Yeniköy'den, Tarabya'dan geçmek imkânsız. Yolun bir şeridini belidiye otoparkçılara hediye etmiş... Belediyenin görevi yol açmak mıdır, yolları tıkamak mıdır? Görev, mörev laf... Önemli olan parklara çay bahçesi, kaldırımlara büfe, yollara otopark açmaktır. Belediyeler "hizmet etmek için vardır" dediysek, illa halka mı hizmet edecekler? Çaycılara, büfecilere, otoparkçılara hizmet, hizmet değil mi?