ÇARŞAMBA 27 MAYIS 1998
Geçtiğimiz pazar günü, ters davranışlar gösteren Mayıs'ın "Vallahi ben sandığınız gibi değilim" savunmasına benzer meltemli ılıman ve ıhlamur kokuluydu.
Feneryolu'nun, eski köşklerin "ahvadı" olan devleşmiş yapıları, yüksükleşmiş bahçeleriyle dar kaldırımlı asfalt sokaklarında bir hayli dolaştıktan sonra, bir pastanenin önündeki masalardan birinde azıcık oturduk.
Yanımızdan geçerken sevecen bir selam veren emekli bir Hava Albayı'yla tanıştım orada...
Hava Albayı dost, üniversitedeki oğlunun bizim son dönem yazılarında güncel politikaya neden pek değinmediğimizi merak ettiğinden dem vurdu.
Şu mahut politikacılara yeri geldiğinde biraz daha sert çıkmamız gerekmiyor muydu?
Hava Albayı dosta, güncel politikanın iyice anlamsızlığa düştüğü için ipe sapa gelmez olmaktan, kaleme kağıda da gelmez olmaya başladığını anlatmaya çalıştım..
Ne yazık ki gençlerin yürek kancaları, bir meslek sahibi olmaktan çok yerelde politikacı olmaya takılıydı. Politikanın getirdiği itibar ve rant, mesleklerin getirdiğinden çok daha gözalıcıydı...
Bir kentin hastahanelerinden birinde başhekim olmak yerine, o kentin milletvekili olmak, çok daha mıknatıslı görünüyordu bugünkü gençlerden de bir çoğuna...
21. Yüzyılla bağdaşmayacak bir tutkuydu bu bence... Çünkü 21. Yüzyıl'ın ilk yarısı biterken, "Ulus-devlet" modelinin ürünü olan yerel politikacı kadroları, iyice aşınmış ve bir hayli yerçekimsiz kalmış olacaktı.
Havacı militer dostum, tam ayağa kalkmış vedalaşırken Türkiye üstüne kendimce açtığım fallarda neler gördüğümü sorar gibi oldu.
İçtenliğimi bozmamak için kara ağızlı olmam gerekti:
- Türkiye bir iç savaşa kayıyor, aynı zamanda kısa süreli bir dış savaşa da, dedim...
Durgun ve evet'imsi bir baş selamıyla uzaklaşıp gitti emekli komutan..
Ülkenin bir iç savaşa neden kaymakta olduğunun daha derinliğine yapmak gerekiyor analizlerini:
1- Ulusal gelir dağıtımındaki -hiç bir demokraside eşimenendi görülmemiş olan-korkunçtan da korkunç uçurum...
2- Soğuk Savaş yıllarında geniş boyutlu kutuplaşma politikalarındaki çıkarcı oyunbazlıkların; malum hedeflerini günümüzün globalleşme sürecinde, "hem yem, hem av" olarak İslam aleminin alması...
İslam alemindeki iç kavgalar, elde kalmış silah ticareti açısından da; etkinlik bölgelerinin yeniden paylaşımı satrancında, "armut piş, ağzıma düş" tipi ülkeler olma açısından da, iç kargaşalar için en verimli havuzlar... Bosna örneği, Cezayir örneği, Afganistan örneği, Endonezya örneği v.s..
3- İç ve dış çatışmalarda her zaman avantacılık prim sağlar. Bunun böyle olduğunun da tadına bir hayli varılmış gibidir.
4- Tarihsel değişime karşı aşırı direnen yerlerden biri de Küçük Asya'dır...
18. Yüzyıl Büyük Petro Rusya'sının bugünkü gelmiş olduğu düzeyle 19. Yüzyıl Yunanistan'ın bugün kendisine sağlamış olduğu evrensel potansiyel, bunu kanıtlamaktadır.
Her zaman tarihsel değişimlere karşı, eski alışkanlıkların kolaycılığıyla sürdürülen demagojik direnmeler, bir bardak suya tek tek damlatılan mürekkebe benzer. Önce bir süre mürekkep damlatmakla hiç bir şey değişmiyormuş gibi görünür...
Ve beklenmedik sonuncu bir damlada masmavi kesilir bir bardak su...