ÇARŞAMBA 27 MAYIS 1998
Moskova Ñ Dün sabah, Kızıl Meydan... Önce Kremlin duvarının dibindeki Lenin Mozolesi. Salı günleri ziyaret günü. İçeri girerken, "Şişt..." diye uyarıyor asker.
Konuşmak yasak!
Yirmi yıl geçmiş. Burayı ilk kez 1978'de Başbakan Ecevit'le ziyaret etmiştim. Bir tek şimdi olmayan o uzun kuyrukları hatırlıyorum mozolenin önündeki...
Loş bir ışıklandırma. İnsanı hafiften ürperten bir hava, bir ortam. Sanki zaman durmuş, durdurulmak istenmiş. Siyah mermer üstündeki kızıl bayrak motifleri göz alıcı...
Ve Lenin'in mumyası.
Etkileyici...
Beğenir ya da beğenmezsiniz. Sever ya da nefret edersiniz. Peygamber olarak beller ya da şeytanın ta kendisi sayarsınız. Ama değişmeyen, değiştirilemeyecek olan bir şey vardır:
Lenin tarihtir!
Yalnız Rusya'nın değil, dünya tarihinin bu yüzyılına en büyük damgalarından birini vuran gerçek bir devrimcidir Lenin.
Tarihi altüst etmiştir!
Tarihin özgürlüğe doğru akışını geciktirmiştir. Bugün ben de böyle düşünüyorum. Bolşevik İhtilali, tarihi yolundan saptırmıştır. Lenin Komünizmi de tıpkı Hitler Nazizmi, Mussolini Faşizmi ya da örneğin Humeyni'nin İslami köktendinciliği gibi, torna tezgahından çıkmışcasına tek tip insan, tek tip toplum kurma hayalinin peşinde, insanlığın yüzkarası olan cinayetler işlemiştir. Özgürlüğe doğru akan zamanın önüne set koymaya çalışmıştır. Berlin Duvarı'nın 1989'daki yıkılışına kadar da başarmıştır bunu...
Ama Lenin Lenin'dir!
Yaşadığımız bu uzun ve sancılı yüzyılda yeni bir insan, yeni bir toplum, eşitlik, adalet gibi kavramları da bayraklaştıran, bu özlemleri uzun yıllar kitlelere mal edebilmiş olan bir rejimin önderidir.
Tabii, bugün müşterisi azalmış durumda Lenin'in. Mozolesi'nin önünde uzayıp giden kuyruklar yok artık. Yeni evlenen çiftler de, eskisi gibi gelip onunla hatıra fotoğrafı çektirmiyorlar.
Aşılmış Lenin!
Bu yüzden Rusya Devlet Başkanı Yeltsin de bir ara Lenin Mozolesi'ni Kızıl Meydan'dan kaldırmak istedi. Hatta bunun için halkoyu başvurabileceğini ilan eyledi.
Bir hataydı bu.
Tarihi artılarıyla eskileriyle tarihe bırakmak lazım. Tarihi güncel politikaya alet etmemektir doğru olan. Lenin'i tarihten silemezsin. Rusya tarihinin bir ayrıntısı değil, bir büyük olgusudur, eski deyişle vakıasıdır Lenin...
Mozole'nin arkasında, Kremlin duvarının dibinde komünist rejimin başka büyükleri yatıyor. Büstleri yan yana sıralanmış:
1985'te ölen, kısa süreli parti lideri Çernenko... Mareşaller Budeyeni ve Voroşilov... Yazarların, sanatçıların belası, sansürcü başı Jdanov... Atatürk'ü ziyaret eden Mareşal Frunze... Brejnev... KGB'nin önderi Felix Derjinski... KGB'nin Başkanı ve bir ara Kremlin'in en büyüğü Andropov... İlk Cumhurbaşkanı Kalanin... Ve Stalin...
Hepsi yan yana yatıyorlar.
Bir tek Kruşçev yok aralarında. Kruşçev öldüğü zaman, Brejnev onu Kremlin duvarının dibine layık görmemiş.
Nedeni sır değil:
Çünkü Kruşçev hem rakibi, hem de Sovyet tarihinde 1956'daki Yirminci Büyük Kongre'de "Stalin tabusu"nu yıkan lider...
Bu nedenle Brejnev bir bakıma Kruşçev'i tarihten silmek istedi. Kendince rütbesini tenzil etti. Yani Kremlin duvarının dibine gömdürmedi. Onun için bir başka devlet mezarlığını uygun gördü:
Novodeviçiy Mezarlığı...
Çarlık döneminde önemliymiş. Komünistlerle birlikte Kremlin duvarının ihtilal büyüklerine ayrılınca resmi açıdan küme düşmüş. Brejnev, Kruşçev 1971'de ölünce onu buraya gömdürmüş. Rejim muhaliflerinin uğrak yeri haline gelebilir diye de bir emirle koca mezarlığı yıllar boyu ziyarete kapattırmış...
Dün sabah gezdik Novodeviçiy'i. Güzel bir yer. Ağaçlar içinde, yeşillikler içinde. Sakin, sessiz. Siyah mermere oyulmuş resimler, desenler, büstler, heykeller.
Yapma ve sahici çiçeklerin süslediği her bir mezarın karşısında oturacak yerler. Sevdiklerinin, sevgililerinin karşısına oturup, hatıraların dipsiz kuyusunda yitip gitmek isteyenlere için konulmuş tahtadan, mermerden banklar...
Anton Çehov bir yerde karısıyla birlikte yatıyor. 1904'te ölmüş.
Gogol'ün mezarı da burada. Ölümü, 1852...
Eisenstein burada.
Mayakovski de...
Sonunda buluyoruz:
İşte Nazım Hikmet'in mezarı: 1902-1963, Türk Komünist şairi...
Siyah mermerin üstüne kalın çizgiyle siluheti çizilmiş. Koca bir çınar ağacının altında yatıyor, büyük ozan, ozanımız.
Niye burada, Moskova'da yatsın ki, kendi ülkesi varken? Bu kadar hoyratlık yetmez mi?
Toplumların kendi tarihleriyle barışık olmaları şart. Nasıl ki kişiler kendi geçmişleriyle barışık hale geldiklerinde, olgunlaşıp iç barışa varabiliyorlarsa, toplumlar da öyledir. Kendi geçmişleriyle hesaplaşıp barışan toplumlar olgunlaşır, barışı daha güzel yaşamaya başlarlar.
Tarihimiz bizimdir! Artılarıyla eksileriyle bizimdir. Artık bunun bilincine varalım. Tarihimizin üzerinden birbirimizle kavga etme alışkanlığından vazgeçelim.
Tarihi tarihe, tarihçilere bırakalım!